Müziğe profesyonel olarak başladığımız yılların ilk döneminde ülkenin de içinde bulunduğu siyasal iklim nedeniyle neredeyse hiç aşk şarkısı yazmadım desem yeridir. O zaman toplumsal sorunlar bireysel sıkıntıların çok daha önündeydi. Ve şarkılarımızla dünyayı değiştirme hayalciliği, ancak protest bir süzgeçten geçmeliydi. O yıllarda öyle düşünüyordum. Aradan neredeyse 40 sene geçti ama hâlâ bu fikrimde ısrarcıyım. İlk plağımız ‘Bir Yaz Daha Bitiyor’un prodüktörü ‘5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra’ grubunun değerli müzisyeni, çok sevdiğim ağabeyim Mehmet Horoz albüm seçkisinde eğer başka bir repertuar yapsaydı bugün karşınıza bambaşka şarkılarla çıkacaktık. Belki de hiç hatırlanmayacaktık. Aslında biraz yakın geçmişe baktığımız zaman -Unkapanı’nın müziğin merkezi olduğu yıllar- özellikle Halk Müziği sanatçıları, gerek taşlama, gerek hiciv yoluyla var olan iktidarı yerden yere vuran plaklar basıyorlar ve bu 45’likler çok satıyordu. Özellikle Ali Avaz hem yapımcı hem de sanatçı olarak bu tarzın öncülerindendi dersek yanlış olmaz. Aynı dönemlerde arabesk müzikte de bir başkaldırı, mevcut düzene, otoriteye bir isyan vardı ama bu toplumsal olmaktan çok kişiseldi. Ve burada da karşı çıkılan, başkaldırılan devlet ya da hükümet değil ‘Yarabbim Sen Büyüksün’, ya da ‘Allah Acısın Bana’, ‘Allah Allah Bu Nasıl Sevmek’ gibi sözlerle daha kişisel ve daha soyut bir yaklaşımla kaderin ta kendisiydi.

HALKIN SESİ OLANLAR

Tabii ki 70’li yıllardan beri Selda Bağcan, Cem Karaca, Edip Akbayram başta olmak üzere birçok Anadolu pop ve Anadolu rock sanatçısı da toplumsal ve siyasal olaylara duyarsız kalmamışlar halkın sesi olmayı sürdürmüşlerdi. Sonrasında ise özgün müzik – bu tanımı da nedense hiç doğru bulmam her yeni söz ve beste özgün değil midir- yorumcuları Ahmet Kaya, Grup Yorum, Ferhat Tunç, Sevinç Eratalay başta olmak üzere biraz daha sert bir şekilde bu geleneği sürdürmüşlerdi. Aslında bu yazımın kaynağı dün BirGün kültür sanat editörümüz Işıl Çalışkan’ın yaptığı ‘Şarkılarda yoksulluk radar dışı’ başlıklı haberdi. Murat Meriç, Deniz Durukan ve İrfan Alış’ın görüşleriyle benim görüşlerim o kadar örtüşüyor ki, ben de bir gün sonra bu konunun altını çizmek istedim. Aslında radar dışı olan sadece yoksulluk da değil. Günümüz müzisyenleri toplumsal olayları, ekonomik sıkıntıları, siyasi baskıyı görmezden geliyorlar. Herkesin kendi tercihi; kimsenin yazdığı şarkıya karışamayız ama beni bu duyarsızlık karşısında en çok üzen müziğin gücüne olan inancın yok olması. Ben çok samimi bir şekilde hâlâ bir şarkının dünyayı değiştirebileceğine inanan biriyim. Genç müzisyen arkadaşlarımın da ütopik de olsa bu düşüncede olmasından yanayım.

KALABALIKTA YALNIZLIK

Kendi söz ve müziklerini yazan büyükşehrin keşmekeşi içerisinde kendisini, ilişkilerini ve hayatı sorgulayan kent ozanlarının hayatımıza girmesi neredeyse elli seneyi geçti. Onların yazdıkları daha bireyseldi. Kalabalıklar içerisindeki yalnızlığın dışa vurumuydu. Ama bugün baktığımızda kabaca rap ve hip hop dışındaki müzisyenler kendi sorunlarını merkeze almış, bir cam fanus içerisinde şarkı yazmaya çalışıyor. Ama herkes ne yazık ki kent ozanlarının yetkinliğine sahip değil. Ben buradan tabii ki de en fazla tavsiyede bulunabilirim genç arkadaşlarıma. Onlar içlerinden geleni yapmayı sürdürsünler ama müziğin gücünü de ıskalamasınlar. Kalın sağlıcakla…