Google Play Store
App Store
My Valentine

Melda Onur/Eski CHP Milletvekili

Bırakın ticariymiş, tüketimmiş falan; konuşalım biraz 14 Şubat’tan…

Sevgililer Günü çeşitli sebeplerle küçümsenir, reddedilir. Ticarileşmesi, bizim kültürümüze ait olmaması gibi sebeplerle… “St. Valentine Day, Batı icadı, Hıristiyan işi” falan diye sert bir reddediş de var. Ancak böyle reddedenlerin ortalama profiline baktığınızda, bu özel günün geldiği yer değilse bile içeriği açısından bu reddedişe ters düşüyor. Zira MS. 269 olduğu bilinen yılda Aziz Valentine’ın öldürülmesinin nedeninin Roma İmparatoru II. Claudius’un genç erkeklerin evlenmesini yasaklamasına karşı çıkışı olduğu söylenir. İmparatora göre evli erkekler savaşa gitmekte isteksiz olur ve daha kötü asker olurlar. Valentine ise bir rahip olarak bu yasağa karşı çıkar ve genç çiftleri gizlice evlendirmeye devam eder. Çünkü onun için aşk, devletin emrinden daha yüksek bir sadakattir. (Düşüncenin bu bölümünden bizimkiler de hoşlanmayabilir). Neyse efendim, Aziz Valentine bu nedenle tutuklanır ve hapse atılır. Sonunda 14 Şubat’ta idam edilir. Evliliği kutsayan birini, evliliği ısrarla talep eden siyasi bir liderin ve onu sevenlerin en azından içerik olarak bugüne sahip çıkması anlamlı olurdu. Aile yılını kutlamak için de öyle…

***

Rivayet odur ki; hapisteyken gardiyanın kör kızına dostluk gösteren Aziz Valentine ona bir mektup yazar. Mektubu “Senin Valentine’inden” diye imzalar. Bu ifade, bugün hâlâ bazı Sevgililer Günü kartlarının altında kullanılırmış.

İngiltere ile Fransa arasındaki Yüz Yıl Savaşları’nda Orleans Dükü Charles (Charles d’Orléans), daha 21 yaşında İngilizlere esir düşüp 25 yılını Londra Kulesi zindanında (Tower of London) geçirmek zorunda kalınca, Sevgililer Günü’ne de ayrı bir anlam katılmış. Fransızca ve İngilizce yüzlerce şiir yazan dükün, 1415 yılının Şubat ayında eşine yazdığı bir şiir, bugün bilinen en eski “Valentine” mesajlarından biri olarak kabul edilir.

“Ben zaten aşkın yorgunuyum,

Benim çok tatlı sevgilim (Valentine’ım)…”

(Je suis desja d’amour tanné,

Ma tres doulce Valentinée…)

***

Londra Kulesi taşlarının hafızasında çok şey saklıdır; yüzyıllar boyunca kralların korkusunu, devletin gücünü ve insanın direnişini, umudunu saklamıştır. Dört yüz yıl sonra, romantizmin şairi Percy Bysshe Shelley başka bir İngiltere’de, başka bir baskı çağında bir metin yazar.

Shelley Oxford Üniversitesi'nde öğrenciyken 1811 yılının 13 ya da 14 Şubat günü yayınladığı, “The Necessity of Atheism” başlıklı 16 sayfalık denemesinde “İnanç istemli değildir. Zihin, korktuğu için inanmaz. Zihin, emredildiği için inanmaz. Zihin, ancak ikna olduğunda inanır” der. Shelley için bu, sadece teolojik bir iddia değil, insan özgürlüğünün temelidir. Bu deneme Shelley’inin Oxford’daki kariyerini bitirir, ama romantik şairin adını düşünce özgürlüğü tarihine kazır. “Prometheus Unbound” (Zincirlerinden Kurtulmuş Prometheus) adlı eserinde ise iktidarların bedeni hapsedebildiğini, ama bilinci edemediğini ifade eder. Shelley’nin dizelerinde bu direnç, açık bir çağrıya dönüşür:

“Rise like Lions after slumber,

In unvanquishable number.”

Uykudan sonra aslanlar gibi ayağa kalkın, der. Yenilmez bir çoğullukla…

Shelley’den tam 200 yıl sonra bir başka İngiliz Şair ve Şarkıcı Paul McCartney, eşi Nancy Shevell için bir aşk şarkısı yazar: My Valentine. Aşk şarkıları tarihine geçen bu şiirini McCartney, Fas’da tatilde oldukları yağmurlu bir günde besteler. My Valentine şarkısını günümüze ünlüler taşır: Piyanosuyla Diana Krall, gitarıyla Eric Clapton, işaret dili performansları ile Natalie Portman ve Johnny Depp ve sonunda eşsiz düetiyle Barbara Streisand…

“What if it rained? We didn't care She said that someday soon The sun was gonna shine.” “Yağmur yağsa ne olurdu, biz aldırmazdık. Yakında, dedi, Güneş yeniden parlayacaktı.”

Tüm tutsak dostlara güneşli sevgililer günü dileğiyle…