Google Play Store
App Store

Union Berlin her fırsatta; bu devirde futbola ve dünyaya dair hâlâ gerçek, samimi ve anlamlı kalabilmiş olan şeyleri, bağıra çağıra reklam yaparak değil, yalnızca içinden geldiği gibi kalarak, “kendi” olarak var etmenin de mümkün olduğunu gösteriyor bizlere.

Naif ve tutkulu bir futbol kültürü: Union Berlin

Alaz Sümer - Union Berlin Kongre Üyesi

12 Aralık 2023, Berlin Olimpiyat Stadı. Her devrin “öteki”si Union Berlin, Şampiyonlar Ligi’ndeki son maçına çıkıyor. Üstelik rakibi de dünyanın en iyi takımlarından Real Madrid. Berlin’in meşhur soğuğuna rağmen 70 binden fazla taraftar var stadda. Doğu Berlinli teyzeler, kendi ördükleri bere ve atkılarla tribündeki yerlerini almışlar. Stada ulaştığımızda dev ekranlarda, ellerinde çekiç ve İngiliz anahtarlarıyla çalışan iki işçinin görseli karşılıyor bizi. Altında da “Eisern Union’u asla unutma!” yazıyor. “Demir Birlik” anlamına gelen bu ifade, zamanla kulüple özdeşleşmiş. Her seferinde, kulübün işçi sınıfı bağlantısını, geldiği yeri ve kimlerle var olduğunu unutmamayı öğütlüyor.

Bir an için göz göze geldiğimiz hemen herkesin gözleri yaşlı. Dile kolay, 2008’de batmanın eşiğindeydi Union Berlin. Yeni çıktığı ligte oynayabilmesi için, artık standartları karşılayamayan stadını yenilemesi gerekiyordu. Kulübün borçları birikmişti. Union Berlin taraftarı, kazma küreğe sarıldı; stadın inşaatında gönüllü olarak çalıştı. Bu da yetmedi, kan vererek elde ettiği parayı, stadın yenileme çalışmaları için kulübe bağışladı.

Küçük bütçeyle büyük işler yapmaya çalışan ve taraftarları dışında pek de bir şeyi olmayan bu takım için Bundesliga’da oynamak, yıllarca uzak bir ihtimal olarak kaldı. 2019’da bu uzak ihtimal gerçekleştiğinde, stadı dolduran taraftarın ellerinde, başka insanların fotoğrafları vardı: Union’larının ilk Bundesliga maçını göremeden dünyadan ayrılan taraftarların fotoğrafları. 2023’te, Şampiyonlar Ligi’ne katılım hakkı kazandığında, tanıtım videosunda altmış yaş üstü taraftarlarını oynattı, kansere yakalanan 19 yaşındaki altyapı futbolcusu Berkin Arslanoğulları için maçlardan önce destek kampanyaları düzenledi. Union Berlin, hiçbir zaman taraftara sahip olan bir kulüp olmadı; hep, taraftarın sahip olduğu bir kulüp olarak kaldı.

Alman Punk’ının kraliçesi Nina Hagen’ın sesinden kulüp marşını dinliyor ve ona eşlik ediyoruz. Telefon yasak, atkılar havada. Stada gelen her taraftarın bir sorumluluğu var ve görevi aynı: tezahürata elinden geldiğince eşlik etmek ve Union’u desteklemek. Marşın ilk saniyeleri, Sovyetler Birliği Milli Marşı’nı andırıyor. Sonlara doğru stad hoparlörlerinden Nina Hagen soruyor: “Kim Batı’nın kendisini satın almasına izin vermiyor?”. 70 bin kişi yüksek sesle ve hep bir ağızdan cevap veriyor: “Eisern Union, Eisern Union!”.

Union Berlin, duvarın yıkılmasından önce de sonra da kendisini hep “öteki” olarak var etmiş. Kulüp, 1906’da FC Olympia Oberschöneweide ismiyle kurulmuş ve iki kez isim değiştirdikten sonra, 1966’da işçi sınıfı ve sendika takımı kimliğine bürünerek bugünkü adını almış. Alman Demokratik Cumhuriyeti döneminde ise polis teşkilatının ve ordunun takımı Dinamo Berlin’in en büyük rakibi olarak halkın takımı haline gelmiş. Bu dönemde, ülkede en etkili muhalefet öznelerinden biri olmuş. Duvarın yıkılışının, bir birleşmeyi değil; aslında Doğu’nun Batı’ya katılışını ifade ettiği gerçeğiyle, futbol da çok geçmeden yüzleşmek zorunda kalmış. Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin birinci liginden yalnızca iki takım, Bundesliga’ya kabul edilmiş: Hansa Rostok ve Dinamo Dresden. Union Berlin, bu sefer de Doğu ve Batı Almanya arasındaki adaletsizliği sıkça vurgular hale gelerek sistem karşıtlığıyla ön plana çıkmış. Günümüzde de kulüp; Almanya’nın yaşamına hiçbir zaman tek ülke olarak devam etmediğinin, Doğu’nun ve Doğuluların uğradıkları ayrımcılığın doğal tanığı olarak varlığını sürdürüyor.

İlk yarının uzatmalarında, Kevin Volland’ın attığı golle öne geçiyoruz. Ellerimizdeki biralar, sevincimizin şiddetinden firar ediyor. Dondurucu soğukta bir de bira banyosu yapıyoruz. Fakat bu kimsenin umrunda değil. Her golde olduğu gibi, bu golde de hoparlörden “Eisern Union’u Asla Unutma!” sloganı yükseliyor. Bu golün anonsu aynı zamanda, Union Berlin taraftarı olmanın anlamı üzerine düşünmemi sağlıyor.

Mesela, kulübün basın sözcüsü Christian Arbeit’ı her sene Rosa Luxemburg-Karl Liebknecht Anma Yürüyüşü’nde görebilirsiniz. Üç bira parasına, takımın en önemli maçına bile bilet alabilirsiniz. Stadion An der Alten Fösterei’da, video yardımcı hakemin adının anons edilmesiyle birlikte, orman tarafındaki tribünden yükselen protestoya katılabilirsiniz. Union’a bir maç bile olsa emek vermiş olan her futbolcuyu, şu anda hangi takımda oynadığına bakmaksızın anons ettirerek bağrınıza basabilirsiniz. Noel’de, ailenizle bayram kutlamaya gidiyor gibi piknik sandalyelerinizi alarak stadyuma gidip, diğer taraftarlarla sahanın tam ortasına oturarak sıcak şarap içip şarkılar söyleyebilirsiniz. Ya da Doğu Almanya’da bir grev çadırında her “eisern” diye bağırışınızda, “union” cevabını alabilirsiniz.

Göz açıp kapayıncaya kadar iki gol yiyoruz. Malum, karşıdaki takım Real Madrid. Her şey bitti derken Brezilyalı futbolcumuz Alex Kral uzaktan vuruyor ve kaleci Thibaut Courtois’nın solundan golü atıyor. Hep bir ağızdan bağırıyoruz: “Eisern Union’u Asla Unutma!” Maçın son anlarında, Real Madrid’e baskı yapan ve öne geçmeye çalışan biz oluyoruz. Bu heyecanla, kulübün tarihini ve anlamını düşündüğüm anlar iç içe geçiyor.

Union Berlin, lisanslı ürünlerine popüler antifaşist sloganlar yazdırmıyor. Dünyaya bakış açısını bir pazarlama malzemesi hâline getirmiyor. Sol değerleri yalnızca yaşayarak ve taraftarlarına yaşatarak temsil ediyor. Kulüp, endüstriyel futbolda mulalif olma yollarının bile popülizm taşlarıyla döşendiği bugünlerde, sisteme naif ama tutkulu bir şekilde direnen son kalelerden biri. Union Berlin her fırsatta; bu devirde futbola ve dünyaya dair hâlâ gerçek, samimi ve anlamlı kalabilmiş olan şeyleri, bağıra çağıra reklam yaparak değil, yalnızca içinden geldiği gibi kalarak, “kendi” olarak var etmenin de mümkün olduğunu gösteriyor bizlere.

Üçüncü golü bulmak için yüklenirken kalemizde gol görüyor ve Real Madrid’e, 3-2 kaybediyoruz. Evin yolunu tutarken; bu kadar yaklaşıp kaybettiğimiz için üzülüyor; bu devirde futbola ve dünyaya dair gerçek, samimi ve anlamlı kalabilmiş bir kulübü desteklediğim için de seviniyorum. Eve dönerken bu sevinçle tekrar ediyorum içimden: “Eisern Union’u asla unutma!”.