Narin’in ardından: Türkiye’de tarikat gerçeği

Hazırlayan: Yol Politika Kolektifi
Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde 8 yaşındaki Narin Güran’ın ölümü, tüm Türkiye’nin gündemi oldu. Halk, bir kız çocuğunun vahşice ve planlı şekilde öldürülmesine göz yummadı, Narin’in hesabını sormak için birçok farklı kentte eylem yapıldı. Üstelik Narin’in ailesi, bu ailenin siyasi ve derin bağlantıları, AKP vekilleriyle “dostlukları” sebebiyle dosyanın karanlıkta kalmaması için hem toplumsal muhalefetin hem de konuyla ilgilenen bağımsız gazeteciler peşini bırakmadı.
Narin’in öldürülmesi, tüm özel bağlantılarının yanında, dinci gerici karanlığın halkın çocuklarını nasıl esir aldığının da bir başka göstergesi oldu. Kuran kurslarında istismar edilen, tarikat yurtlarında intihara sürüklenen, Hizbullahçılar eliyle katledilen gençler, çocuklar, yalnızca bu karanlığın ifşa edilebilen yüzü. AKP’nin 22 yıllık iktidarı, ülkeyi bu karanlık tarikatlara, kontrgerilla yapılarına teslim etti, devlet bürokrasisinden okullara, köylere, mahallelere kadar paylaştırarak bu örgütlenmeleri birer yerel güç haline getirdi. Narin’ler Enes’ler bu karanlığın karşısında devlet eliyle yalnızlaştırıldı.
Türkiye’nin tarikat karanlığı gerçeğini, bu yapıların etki gücünü, yasal dayanaklarını, çocuklar, gençler ve kadınların hayatına nasıl egemen hale getirildiklerini, gazeteci İsmail Arı, Eğitimci Feray Aytekin Aydoğan, kadın hakları savunucusu Canan Güllü ile konuştuk.
***
İKTİDAR ÜLKEYİ TARİKATLAR ARASINDA PAYLAŞTIRDI
Gazeteci İsmail Arı
Türkiye, AKP’li yıllar içerisinde adım adım tarikatlar ülkesi haline dönüştürüldü. İlk on yılında, iktidarın açıktan en büyük ortağı Fethullahçılardı. Birlikte emniyetten başlayıp TSK’ya, yargıya kadar örgütlendiler. 15 Temmuz sonrasında ise Fethullahçılar eski ortakları tarafından tasfiye edilirken, diğer tarikatların önü açıldı. Zaten 2016 öncesinde, bugün devlete neredeyse hâkim hale gelen tarikatların Fethullahçılarla mesafesi de böyle bir rekabetten kaynaklanıyordu. Geçtiğimiz 8 sene içerisinde ise İsmailağa, Menzil, Süleymancılar, İskenderpaşa gibi birçok tarikat açılan boşlukta kendisine önemli yerler tuttu. Bugün Türkiye'de en güçlü ve kitlesel cemaatlerin başında Menzil geliyor. Menzil'i İsmailağa ve Süleymancılar takip ediyor. Ancak tarikatlar, yalnızca devlet kurumlarında örgütlü değiller. Aynı bakanlıklar gibi, Türkiye’nin farklı bölgelerinde, kentlerinde, köylerinde farklı tarikatların egemenliği var. Bir anlamda ülkede de özellikle muhafazakâr yoğunluklu bölgeleri kendi aralarında paylaşmış gibiler. Bu hâkimiyet tabii ki de devlet içerisindeki örgütlenmeleriyle de birbirini besliyor. Tarikatların egemen oldukları köylerde, mahallelerde devlet de onlar. Menzil’in köyleri tamamen tarikatın etkisi altında. Kentlerde tarikatların mülk mülk satın aldıkları mahalleler, kapalı kutu haline geliyor. Yaşananları ancak tarikat karanlığını kabul etmeyen yurttaşların ve gazetecilerin cesareti açığa çıkarabiliyor. Ya da kimi örneklerde içerideki güç kavgaları… Türkiye’de tarikat örgütlenmelerinin önünün açılması 12 Eylül’e kadar dayanıyor. Öncesinde de Komünizmle Mücadele Dernekleri gibi kontrgerilla aparatları olarak el altından destekleniyorlardı. Ancak AKP döneminde tarikat ve cemaatler hem ekonomik hem de bürokratik bir güce dönüştü, bu güç birçok bölgede bu örgütlenmeleri deyim yerindeyse yerel otorite haline getirdi. Bu cemaatlerin etkili oldukları alanlara baktığımız Menzil'in doğu ve güneydoğuda, İsmailağacıların Karadeniz hattı, Süleymancıların ise Akdeniz’de, yani Toroslar hattında güçlü olduğunu görüyoruz. Bahsettiğim bölgelerde cemaatler köy köy ilçe ilçe örgütleniyor. Dergâhlar kuran kursları açıyor. Cemaatlerin bir fabrikada veya mevsimlik tarım işçileri arasında örgütlendiğini pek göremezsiniz. Ama kamu kurumları, yargı ve emniyette, bakanlıklarda örgütlendiği birçok örnek mevcut.
Çünkü cemaatler gücü elinde tutmak için kritik noktalarda mevzileniyorlar. Bunun en somut örneği de 15 Temmuz... Şüphesiz bunu da iktidarın desteğiyle, alan açmasıyla yapıyorlar. Bu büyüme, iktidarın Türkiye toplumuna dayattığı İslamcılaşma, gericileşme ajandasının itici güçlerinden biri. Menzil içerisinde Recep Ağa olarak bilinen Recep Akdağ'ı Sağlık Bakanı yapmak, yani sağlık alanını Menzil'e teslim etmek iktidarın kasıtlı bir tercihi. Bunun gibi sayısız örnek var. Doğu ve Güneydoğu illerinde AKP’nin yeni koalisyon ortağı, Hizbullah/HÜDA PAR da benzer bir işlevi görüyor. 1990’lardan bu yana kontrgerilla yapılanması olarak bölgede suikast ve katliamlar düzenleyen örgüt. Konca Kuriş cinayeti hâlâ toplumsal hafızamızda yerini koruyor. Bu örgütün AKP döneminde bir sivil toplum kuruluşu, yasal parti muhtevası ile giderek daha da kalıcılaşması büyük riskler barındırıyor. Diğer tarikatlara kıyasla farklı derin bağlantıları ve icraatı olan bir örgütlenme. Dolayısıyla bugün “Yürü ya kulum” denildiği, önünün açıldığı bir konjonktürde tüm toplum için çok büyük bir tehlike. Ancak Narin'in ölümü ile ilgili Hizbullah-HÜDA PAR bağlantısı olabileceği iddiası değerlendirilse de bölgedeki en güçlü cemaat Menzilciler... Keza AKP vekili Galip Ensarioğlu’nun “Aile dostumuzdur” demişti. Suçu ve suçluyu açıktan koruduklarını da saklamıyorlar. Narin’in ölümünde Hizbullahçıların mı Menzilcilerin mi yoksa farklı bağlantıların mı ortaya çıkacağını zaman gösterecek. Ancak bildiğimiz bir şey var ki bu ülkenin çocukları da bu çocukları koruması gereken devleti de tarikatların eline teslim edilmiş durumda; köy köy, ilçe ilçe.
***

NARİN’İN KATİLİ KİM?
Feray Aytekin Aydoğan - Eğitimci
Narin’in kaybolduğu günden bugüne duyduğumuz her cümlede kahroluyoruz. Bir AKP’li milletvekili çıkıyor, bizlerin bazen bilmediği bazen de bilip söylemememiz gereken şeyler var diyor. Ağabeyi “biz öldürseydik kimin ruhu duyacaktı” cümlesini kurabiliyor. Narin’in yakını olan bir kadın köydeki kalabalığa dönerek “Gidin yalan konuşun, tamam mı!” diye bağırıyor. Önce susturulmaya çalışılıyor, bir kez daha “Yalan konuşun!” diye bağırınca bir adamın yumruklu saldırısına uğruyor.
Amcası Salim Güran’ın R. A. ile yazışmaları, şu sözler dosyaya giriyor; “Daha ölmemiş.” Sürekli bu cümle yankılanıyor artık her yerde. “Daha ölmemiş.”
Aynı anda yirmi iki yıldır yaşadıklarımız, “küçüğün rızası, bir kereden bir şey olmaz” diye kurulan cümleler, Ensar’da, Aladağ’da, Hiranur Vakfı’nda çocuklara yaşatılanlar; çocuklara yönelik suçları aklayan oylamalar, çocuk istismarının, çocuk yaşta evliliklerin önünü açan yasalar, yönetmelikler, çocuk istismarını önlemeye yönelik önergelere verilen retler yankılanıyor. Gerçeği saklamak için aile üyeleri tarafından yapılan ihbarlar, tutuklanan, gözaltına alınanların çelişkili ifadeleri, yandaş basının haberleri arasında en yalın gerçek ise tarikat, cemaat yapılarının artık mahalle mahalle, il il, bölge bölge kendi egemenliklerini kurduğu gerçeği.
2008-2016 yılları arasında her yıl kaybolan çocuk sayısı en az 13 bin. TÜİK 2016’dan itibaren kayıp çocukların sayısını açıklamıyor. Adalet Bakanlığı çocuk istismarı verilerini 2019 sonrası yayınlamıyor. Deprem sonrası kayıp çocuklara ilişkin en ufak resmî bilgi yok.
BirGün gazetesinde İsmail Arı’nın yaptığı haberle Adıyaman’ın Kahta ilçesinde Menzil Cemaati’ne ait köyde 2 binin üzerinde depremzede çocuğun olduğunu öğrendik.
Çocukların tarikatlara mecbur bırakılmasının ilk adımlarının atıldığı yerler okullar, yurtlar, dershaneler, sıbyan okulları, Kuran Kursları oldu. Beraber yürüdük biz bu yollarda denilerek, okyanus ötesine selamlar gönderilerek, okullarda Türkçe olimpiyatları, kutlu doğum haftaları düzenlenerek, kamu okullarına, yurtlarına ayrılmayan kaynaklar şirketleşmiş tarikatlara aktarılarak, “Biz tarikatlara STK diyoruz” sözleri eşliğinde yüzlerce protokol, işbirliği yapılarak eğitim kurumları tarikatlarla kuşatıldı.
Tarikatların memleketi nasıl bir örümcek ağı gibi kuşattığının yirmi iki yılını yazmak bir yazıya sığmaz. Son yedi yılda atılan adımların bir kısmına bakalım:
■ 2017’de yayımlanan yönetmelikle vakıflara eğitim ve yurt temini faaliyeti bulunanlar için mülkiyeti kamuya ait taşınmazlar üzerinde 49 yıllığına bedelsiz kullanım hakkı verildi. Bu vakıfların özellikleri öyle ayrıntılı belirtilmişti ki TÜRGEV, TÜGVA, ENSAR vb dinî yapılanmaları işaret ediyordu. Tüm kamu kaynakları, binaları adrese teslim edilmişti.
■ Yine 2017’de Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile bu yapılara ait yurtlarda kalan öğrencilere aylık yaklaşık 2.500-3.000 lira “barınma ve beslenme” yardımı yapılacağı açıklandı.
■ 2017 yılındaki yönetmelikle öğretmenlerin psikolojik danışmanlık vasıfları ellerinden alındı. Sertifika, tezsiz yüksek lisans programları ile (ÇEDES’te olduğu gibi) imam, vaiz, vaize, ilahiyat, imam hatip mezun ve öğrencilerinin manevi danışman olması için adım atıldı. Psikolojik danışmanlığın, STK’ler, ülkemize tercümesi tarikatlar eliyle yürütülebileceği düzenlendi.
■ 2018 yönetmeliğiyle taşınmazların bedelsiz kullanım hakkı, beslenme, barınma yardımı kapsamı genişletildi. Ayrıca tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile özel çevre koruma bölgelerinin de tarikatların “eğitim faaliyetleri” ve yurt için bedelsiz kullanımının önü açıldı.
■ Sosyal sorumluluk programı uygulama yönergesi ve 2019’daki Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinde yapılan değişiklikle “her tür ve seviyedeki resmî ve özel örgün ve yaygın eğitim kurumlarında” tarikatların faaliyet yürütmesi kalıcı ve sürekli hale getirildi.
■ 2021 Milli Eğitim Şurası sonrası 4-6 yaş Kuran kurslarının yaygınlaştırılması kararıyla okul öncesi eğitim çağındaki çocuklar toplum temelli kurumlar adı kullanılarak tarikatlara teslim edildi.
■ İl il, ilçe ilçe “Eğitime Destek Platformu” yapılanması kuruldu. Kimler yok ki bu platformun içinde? Ensar, TÜGVA, İHH, Hayrat Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, Memur Sen/Eğitim Bir Sen, il ilçe milli eğitim müdürleri, valiler, kaymakamlar, il ilçe müftüleri, Diyanet görevlileri, belediye başkanları, MÜSİAD temsilcileri, AKP il ilçe örgütü yöneticileri, okul idarecileri. O ilde, ilçede eğitim kurumlarında yapılacak çalışmalara, faaliyetlere birlikte karar veriyor, birlikte planlıyorlar.
■ 2023 genel seçim sonrası; Aile ve Gençlik fonu yönetmeliği ile tüm kamu kaynakları vakıf, dernek adı altında faaliyet yürüten tarikatların kullanımına açık hale getirildi. Özel okulların belediyelerin kaynaklarını kullanarak hafta sonu ücretsiz kurs açma protokolü açıklandı. Bu protokollerin il milli eğitim müdürlükleri onayından geçecek olması, hangi materyallerin kullanılacağından hangi okullara ne kadar kaynak aktarılacağı konusuna kadar tarikatlara sonsuz bir alan açmış oldu.
■ 2024 yılının sadece ilk yarısında ve yalnızca merkezî bütçeden vakıf, dernek adlı tarikatlara aktarılan miktar yaklaşık 100 milyar lira.
■ 4-6 yaş Kuran kurslarının, hafızlık eğitimi veren yer ve yurtların açılışı kesintisiz artırılarak devam ettirildi.
■ Teşviklerle özel okulların kamu okullarına oranı 2024’e geldiğimizde ülke tarihindeki en büyük seviyeye, yüzde 24’e ulaştı. Bu okulların önemli bir kısmı tarikatların elinde.
■ Karma eğitimin kaldırılacağı açıklandı.
Kadınların, kız çocuklarının kalan haklarına saldırının son adı kutsal aile. Narin ile ilgili yaptıkları tüm açıklamalarda da aynı vurgu var, kutsal aileyi korumak. “Anayasa, yargı paketi, Medeni Kanun’u sil baştan değiştireceğiz, her haneye bir manevi danışman atayacağız” açıklamaları, İstanbul Sözleşmesi’nden sonra 6284’ü de hedef göstermeleri, Adalet Bakanlığı’nın kurduğu aile değerlendirme kurulları, müfredatın içeriği ile aile kutsaldır diyerek çocukların, kadınların haklarını hedef tahtası haline getiriyorlar.
Tüm yaşadıklarımızdan, yaşatılanlardan sonra soru da cevap da çok açık artık.
Narin’in katili, katilleri kim?
***
AKP KIZ ÇOCUKLARINI TARİKATLARA TESLİM ETTİ
Canan Güllü - Kadın Hakları Savunucusu
Adalet ve Kalkınma Partisi ile tarikatlar arasındaki ilişki, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal yapısında önemli bir konudur. Bu ilişki hem tarih boyunca hem de günümüzde tartışılmaktadır. AKP iktidarı döneminde, tarikatlar ve cemaatler doğrudan siyasi iktidarın bir parçası haline gelmiştir.
AKP döneminde tarikatlar, kamu kaynaklarına erişimde avantaj elde etmiştir. Kamu kaynakları ve kadrolaşma en üst seviyede hayat bulmuştur. Özellikle öğrenci yurtları gibi alanlarda etkin bir sahayı işgal etmişlerdir. Sonunda örgüte dönüşen dünün cemaatlerinin yerine bakanlıkları paylaşarak eğitimden sağlığa, hukuktan kamu ihalelerine sayısı artan tarikat cemaat ve vakıflar hayatımızın bir parçası olmuştur. Eğitim ve kız çocuklarının erken ve zorla evlilikleri konusunda ayak direyen bir tavırla kız çocuklarının “oturdukları sandalyede ayakları yere değdiği andan itibaren yaşı kaç olursa evlenmeleri caizdir” diyenden, “kız çocukları lise eğitimini tamamlarken nişanlanabilir”, “üniversitede evlenmesi için özel yurtlar yapılsın” diyene kadar kadını cinsel obje gören bakış açılarını gün geçtikçe yaygınlaştırmış ve iktidara baskı yaparak boşanma komisyonu kurulmasına kadar götürmüşlerdir işi.
İstanbul Sözleşmesinin kaldırılması yönünde İsmailağa Tarikatı, Ensar Vakfı gibi kurumlar fikir açıklayarak basın duyuruları yayınlamışlardır. Yine kadınların kazanımlarından olan nafaka hakkının kaldırılması için yüzlerce vakıf ve tarikat bir araya gelerek eylemler yapmışlardır.
Yine TBMM’de dönemin Adalet Bakanı tarafından sunulan bir önerge ile eğitimde olması gerekirken erken yaşta ve zorla evlendirilen kız çocuklarının dinî nikâhlı eşleri için açılan kamu davalarında cezaların affedilmesine dair tecavüz önergesi verilmesi de tarikatlar ve cemaatler tarafından desteklenmiştir. Tarikatlar ve kız çocukları arasındaki ilişki, ülkemizde tartışmalı bir konu haline gelmiştir. Bu konuda birkaç önemli olay ve gelişme bulunuyor: Tarikatlarla ilişkilendirilen bazı istismar olayları, sadece münferit değil, sistematik bir nitelik taşıyor. Özellikle yoksul ailelerin çocukları, bu gerici yapıların hedefi olmakta. İnanç kisvesi ile kız çocukları uğradıkları cinsel istismarda ifşa yoluna gidememektedir. Bazılarında ailenin bilgisi dahlinde olan bu istismar tarikatın ya da cemaatin liderine altın tepside sunulabilmekte.
Dünün kız çocukları okula gönderilmesin diyen cemaatleri bugün iktidarla kamuoyuna yan yana görüntü vererek devlet yönetiminde algısı kamuoyunda yaratılıyor ve onların Medeni Kanun’a aykırı evlilik akitleri, söylemleri kadın eşit birey görmeyen bakış açısı ile 100. yılında Cumhuriyet beni neden korumadınız diye kaş çatıyor. Tıpkı yüzyıl önceki gibi gerçek anlamda bilimsel akla ve sisteme ihtiyaç vardır. Osmanlı devletinin son zamanlarında yaşanan dönemle benzerlikler “tarih kendini tekerrür eder” lafının da haklılık payını ortaya koymakta. Ancak bu sürecin içinden iyi dersler çıkarmak lazım. Halkı yoksul bırakıp çocuklarını eğitime almak ve yargı ile medya içindeki hâkimiyet ile topluma bilmesi gerekeni vermek projesinin tüm ayrıntılarını yaşadık. Şimdi biz toplum olarak üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Neredeyse bir aya yaklaşan sürçte Diyarbakır ilinin Tavşantepe mahallesinde 8 yaşındaki Narin kız narin olmayan ellerde heder oldu. Feodal yapının kadını esir aldığı tarikat hükümdarlığını izledik ve izliyoruz hep birlikte. İki kelime konuştuğu için başına yumruk yiyen kadın videosunu izlediğimizde ya da yapılan yayınlarda sürekli anne ve başka kadınlar üzerinden üretilen senaryolarda bir kez daha anladık ki erkekler kadından, kız çocuklarından korkuyor.
8 yaşının tanıklığı ile susmayacağı, konuşacağı için ölümüne karar verilen
Narin
Sen bizim kahramanımızsın.
Ülkemizin bir ucunda susmayacak korkmayacak ve itaat etmeyecek genç kızlar yetişiyor. Annelerinin susturulmasına isyan eden kendi hakları için konuşacak ve toplumsal yapının dönüşümüne katkı koyacak Narinler o kadar çoklar ki. Biz biliriz ki güneş doğar ve batar. Ancak yüz yıl öncesinden doğmuş bir güneşin en çok değer verdiği kadınlar ve kız çocukları için laiklik en önemli yapıdır. Ve o güneş kızlar okudukça, eşit birey oldukça batmayacak.


