Nasıl bir eğitim? Nasıl bir okul?
Yıllardır çokça konuştuğumuz üzere, rejimin kitleleri yoksullaştırmasının, sömürü düzenini sürdürmesinin en önemli ayaklarından biri de İslamcılığı, piyasacılığı, çocukların işçileşmesini teşvik eden eğitim politikaları oldu.

Nejla Doğan - Eğitimci
23 yıllık AKP iktidarı, bir yandan temel yurttaşlık haklarının ve sosyal devlet uygulamalarının bastırılması, diğer yandan esnek ve güvencesiz emek rejiminin inşasıyla toplumun geniş kesimlerini yoksullaştırıp, cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir bölüşüm adaletsizliği yarattı. Yıllardır çokça konuştuğumuz üzere, rejimin kitleleri yoksullaştırmasının, sömürü düzenini sürdürmesinin en önemli ayaklarından biri de İslamcılığı, piyasacılığı, çocukların işçileşmesini teşvik eden eğitim politikaları oldu.
Ancak öğrencilerin, çiftçilerin, işçilerin yeniden alanlarda olduğu bugünlerde, tam da bu adaletsizliğe, sömürü ve talan düzenine karşı, yurttaşlığı, kamuculuğu, halkçı politikaları talep eden bir politik iklimin oluşmaya başladığını görüyoruz. Oluşan bu iklimde, saray rejiminin çıkarlarına karşı halkın genel çıkarı ve yararını esas alan bir eğitim mücadelesinin de muhalefet eksenine eklemlenmesi; “eğitim hakkı”na dair temel ilkelerin bu kapsamda tartışılıp, ısrarla gündemde tutulması gerekiyor.
Peki “eğitim” ve “eğitim hakkı” dediğimizde ne anlamalıyız? Bu hakkı nasıl içeriklendirmeliyiz?
HALKÇI-KAMUCU “HAK TEMELLİ” BİR EĞİTİM
Halk yararına, ilerici ve aydınlanmacı bir eğitim, çocukların hiçbir ayrımcılığa uğramadan yeteneklerini, potansiyellerini ortaya çıkarabildikleri; insani varlıklarını geliştirebildikleri olanaklar ve süreçler toplamıdır. Böyle bir eğitim, çocuğun haklarını ve yaşamını ailesinin sosyoekonomik koşullarıyla sınırlı tutmaz; her bir çocuğun nitelikli eğitim hakkından yararlanmasını kamusal bir görev olarak görür. Dolayısıyla halkçı-kamucu, hak temelli bir “eğitim hakkı” tanımı yapacaksak eğer, ülkenin neresinde yaşıyor olursa olsun, her çocuğun nitelikli laik-bilimsel eğitime eşit koşullarda, ücretsiz ve evine en yakın okulda erişmesi olarak somutlaştırabiliriz.
Çatısını laikliğin ve kamuculuğun oluşturduğu bu tanım aynı zamanda eşit yurttaşlığın da temelidir. Çünkü ancak böyle tanımlanmış ve içeriklendirilmiş bir eğitim, çocuğa kendi hayatını seçme ve şekillendirme fırsatı sunar. Ancak böyle bir eğitime erişebilen çocuk, örneğin ailesinden gelen yoksulluk döngüsünü kıracak bir meslek edinebilir ya da muhafazakâr bir aileden geliyorsa, hele de bir kız çocuğuysa o baskıdan azade olarak kendine bir gelecek kurabilir.
Dolayısıyla “nasıl bir eğitim?” dediğimizde, hiçbir öğrencinin dezavantajından dolayı geride kalmadığı, okulların akademik eğitimin yanı sıra, sosyal-kültürel olanaklarla çocukların yoksunluklarını ve dezavantajlarını giderdiği güçlü bir sosyal politika aklımıza gelmelidir. Bu politikanın olmazsa olmaz bir boyutu, eğitim hakkı ile beslenme, ulaşım, barınma gibi temel hakların bütünleştirilmesidir. Bugün tüm kademelerde okul terkinin, devamsızlığın ve öğrencilerin işçileşmesinin öncelikli nedeni, bu en temel insani ihtiyaçların giderilememesidir. Bu nedenle tüm öğrencilere okulda en az bir öğün sıcak yemek ve içme suyunun sağlanması, toplu taşımayla okula erişimin ücretsiz hale getirilmesi ve ihtiyaç duyan tüm öğrencilere ücretsiz barınma hakkının tanınması, eğitim hakkının sürdürülebilmesi için bir zorunluluktur. Çalışmak zorunda kalan çocuklara yönelik sosyal koruma programı uygulamak ve okula devamlarını sağlayacak burs desteğinde bulunmak da yine eğitim hakkının gereğidir.
Bu politikanın diğer bir boyutu ise okulların kütüphane, laboratuvar, spor salonu, sanat ve beceri atölyeleri ile birer sosyal-kültürel yaşam alanına dönüştürülmesi; ayrıca tüm öğrencilere ücretsiz teknolojik araç desteğinin sağlanmasıdır. Öğrencinin ücretli bir kursa gitmeye ihtiyaç duymayacağı, yoksulluğu nedeniyle sanat, spor, gezi vb faaliyetlerden geri kalmayacağı bir okul ortamı, yine eşit yurttaşlığı, adil bölüşümü ve halkçı bir aydınlanmayı inşa edecek eğitim hakkının temel gereklerinden biridir.
NASIL BİR TEMEL EĞİTİM?
Çocuğun üstün yararını, bilişsel, sosyal ve psikolojik gelişimini gözeten hak temelli bir eğitimde okul öncesi bakım ve eğitim hizmetleri en önemli aşamayı oluştururken, bugün Türkiye’de bu hizmetlere ücretsiz erişim neredeyse olanaksızdır. Okul öncesi çağdaki çocukların akranlarıyla birlikte gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlamaları için, pedagojik ilkeler üzerine inşa edilmiş bir erken çocukluk eğitimi, tüm çocuklar için zorunlu ve ücretsiz eğitim kapsamına dahil edilmelidir.
Zorunlu eğitim kapsamındaki ilkokul, ortaokul ve lise eğitimi laik-bilimsel bir müfredatta ortaklaşan tektip okullarda verilmeli ve bu kademelerin tümü örgün ve karma eğitim esası üzerinden yapılandırılarak, tamamen kamusal hizmet alanı olarak tanımlanmalıdır. İlk ve ortaokuldaki eğitimin amacı, temel bilimlerin, sanat ve spor dallarının tanıtılması, bilimsel-akademik bir altyapının oluşturulması; eleştirel, sorgulayıcı ve estetik düşünme biçiminin kazandırılması ve çocukta demokratik yurttaşlık bilincinin ortaya çıkarılması olmalıdır.
Anadolu, meslek, imam hatip gibi okul türlerinin olmadığı genel lise eğitimi ise öğrencilerin akademik ve mesleki ilgi alanlarının ortaya çıkarıldığı, potansiyellerinin ve beklentilerinin tespit edildiği, hangi alanda ilerleyeceklerinin belirlendiği bir kademe olmalıdır. Bu nedenle bu kademe zorunlu akademik derslerin yanı sıra, seçmeli derslerle ve atölyelerle zenginleştirilmelidir. Öğrenciler bir yandan akademik olarak ilgi duydukları ve ilerleyebilecekleri teorik dersleri seçerken, bir yandan da okul içindeki uygulama alanlarında pratik iş becerilerini geliştirebilecekleri (tarım, endüstriyel araçların kullanımı, bilişim sistemleri, bilgisayar ve internet teknolojileri, el sanatları, güzel sanatlar, spor vb alanlarda) dersleri seçebilmelidir. Çocuğun mesleki eğilimlerini tespit edip geliştirmeyi hedefleyen bu lise modeli, bugün uygulanan mesleki eğitimden tamamen farklıdır. Çünkü burada eğitimin amacı çocuğun artıdeğer üretmesi ve sermaye birikimi için kullanılması değil, çocuğun kendi yararı ve tercihleri için gelişim sağlaması ve yönlendirilmesidir.
NASIL BİR MESLEKİ EĞİTİM?
Bugün Türkiye’deki MESEM ve mesleki eğitim uygulamaları, hukuken çocuk sayılan ve zorunlu eğitim çağında bulunan öğrencileri sermeye birikim sürecinin aracı haline getirmekte ve özellikle yoksul ailelerden gelen çocukları hedefleyerek, “yoksullara mesleki eğitim, diğerlerine akademik eğitim” hiyerarşisini yaratmaktadır. Dolayısıyla yoksul çocuklar için eşitlik ve sosyal adalet ilkesi daha zorunlu eğitim çağında ortadan kalkmakta; 13-14 yaşlarından itibaren işçileştirilen çocuklar yoksulluğa hapsedilerek yaşamlarını dönüştürecek başka bir seçenekle karşılaşamamaktadırlar. Bu nedenle lise çağında uygulanan mesleki eğitim, “eğitim hakkı”na karşılık gelmediği gibi, aksine çocuğun eşit akademik eğitime erişimini ortadan kaldırarak bir hak ihlali yaratmaktadır.
Diğer yandan çocuk yaştaki öğrencilerin işletmelerde fiziksel, psikolojik ve pedagojik olarak kendilerine uygun olmayan koşullarda yetişkinlerle birlikte, yetişkinler gibi çalıştırılması, hem çocuğun gelişim sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlamasını engellemekte hem de onları yetişkinlerden gelecek fiziksel, cinsel, psikolojik şiddete karşı açık hale getirmektedir. Böylece çocuğun güvende olma hakkı da ortadan kalkmaktadır.
Bir başka önemli sorun, işçiye dönüştürülen öğrencilerin hem kendi haklarını savunabilecek güçte ve yeterlilikte olmamaları hem de örgütlenme, sendikalaşma gibi araçlardan yoksun olmalarıdır. Bu, sömürüyü daha kolay hale getirirken; küçük yaşlardan itibaren patronların insafına bırakılıp itaat kültürü içinde yetiştirilen çocukların örgütlenme, direnme, sınıf bilinci geliştirme perspektiflerini de zayıflatmaktadır.
Öğrencilerin işçileştirilmesinin yarattığı bir diğer sorun da yetişkin işsizliğini artırması ve ücretlerin düşmesine neden olmasıdır. Çünkü öğrencilerin ucuz işgücü olarak kamu bütçesinden ayrılan kaynaklarla sermayenin hizmetine sunulması, sermayenin çocuk işçileri tercih etmesine neden olmakta, böylece çocuk emeği yetişkin emekçilere karşı alternatif bir güç olarak kullanılmakta; bu da yine emek mücadelesini sekteye uğratmaktadır.
Mesleki eğitim ve MESEM uygulamasına dair onlarca sorun daha sayabiliriz. Ancak sadece burada altı çizilen sorunlar bile, daha insanca ve adil bir eğitim için mesleki eğitimin 18 yaş altındaki zorunlu eğitim sürecinden çıkarılması ve okulların öğrenci emeğinin sömürülmesine aracılık etmeyi bırakması gerektiğini gösteriyor. Bu nedenle istihdam amaçlı, işletmelerle işbirliği içerisinde gerçekleştirilen mesleki eğitim, ortaöğretim sonrasındaki meslek enstitüleri ya da meslek yüksekokulları biçiminde yapılandırılmalı veya MEB çatısı altındaki yaygın eğitim uygulamalarının parçası olmalıdır. Mesleki eğitimin amacı, akademik ve pratik boyutlarıyla gerçek anlamda bir meslek eğitimi vermek olmalı, vasıfsız işgücü değil, teknik ve akademik bilgisi yüksek, nitelikli işgücü yetiştirmeyi hedeflemelidir. Mesleki eğitim alan öğrencilerin özellikle kendi alanlarında yükseköğretim görmelerinin önü açık olmalıdır.
En önemlisi ise, mesleki eğitim almak bir başarısızlık göstergesi olmaktan çıkarılmalı; toplumsal dayanışma ve işbölümünde teşvik ve tercih edilen onurlu bir seçenek haline getirilmelidir. Mesleki eğitim planlı bir ekonomik programla entegre edilerek mezunlar için istihdam garantisi sağlanmalı; insanca üretecek ve yaşayacak çalışma koşulları yaratılmalıdır.


