Nedir bu erkeklik? Taciz ve ifşa üzerine
Güven Kıraç’ı yıllardır tanırım. Yıllardır tanıyıp da sevgimin ve dostluğumun azalmadığı nadir insanlardandır. Bunun için onun dostça söylediklerini çok önemserim. Geçen günlerde beni aradı ve Selim Selçuk’la ilgili yazdıklarımın gerçeği yansıtmadığını söyledi. Ben, Selim ve Güven arasındaki ilişkiyi kurmaya çalışırken, bunu anlamış olacak ki kardeşi Gökhan’ın Selim Selçuk’un kızı Roksan’la evli olduğunu ve çiftin Çanakkale’de yaşadıklarını söyledi. Doğal olarak da ölüm haberini alır almaz soluğu İzmir’de aldıklarını. İstanbul’da babasının yanına gömülme olasılığına karşı hazırlıklar da yapılmış ama İzmir’de defnedilmeyi Selim kendi istemiş. Belki hatırlayacaksınızdır kabristan başında tekerlekli iskemlede sadece çok değerli müzisyen dostum Raci Pişmişoğlu’nu görünce buna doğal olarak çok üzülmüş ve ‘Vefasızlığın Fotoğrafı’ diye de başlık atmıştım. Ama ne yazık ki bu doğru değilmiş. Cenaze töreninde Roksan Selçuk ve eşi Gökhan Kıraç, Güven Kıraç, Serra Akkaya, Hülya Karadut ve ailesi, Ozan Emrah Çelik ile arkadaşları da hazır bulunmuşlar. Sevgili dostum Selim kendisine yakışan bir törenle uğurlanmış. Öncelikle bu yanlışlıktan dolayı kızı Roksan ve de cenazeye katılanlardan özür dilerim.
EN BÜYÜK ADALET
Aslında en büyük adalet içimizdeki vicdan duygusu. Son günlerde taciz ve ifşa olaylarını görünce ve adı geçen isimler arasında benim de tanıdıklarım olunca şaşırmadım, sarsılmadım dersem yalan olur. Bir defa şunda anlaşalım ‘Kadının beyanı esastır’. Rüşvetin belgesi olamayacağı gibi, tacizin de delile ihtiyacı yoktur. Buradaki en büyük kanıt kadınların her şeye rağmen bunu açıklama cesareti ve yaşadıklarının başka kadınlar tarafından yaşanmaması için geliştirdikleri dayanışma duygusudur. Burada lafı eğip bükmeden yüzde yüz kadınların yanında olduğumu söyleyeyim ki, bundan sonra yazdıklarım bu yönde okunsun.
BÜYÜMELİYİZ
Kötü niyetli erkeklerden söz etmiyorum ama biz erkeklerin birçoğu tacizin ne olduğunu, hangi davranışların taciz kapsamına girdiğini bilmiyoruz. Zira ataerkil bir toplumda büyüdük ve de erkeklerin bebeklikten başlayarak bütün yaptıkları doğru ve meşru sayıldı. Aynı yaşta iki çocuk denize çıplak girdiği zaman erkek çocuğunki normal karşılanırken kız çocuğunki ayıplandı. Erkekliğin ilk adımı olan sünnet, düğünlerle, konvoylarla kutlanırken, sünnet çocuğu hediyeye boğulurken, kadınlığın ilk adımı olan regl, gizli saklı, sadece anneyle paylaşılan bir sır olarak kaldı. Bizler de, erkek çocukları olarak bu beklentilerin sonucunda büyüdükçe daha da ilkel güdülere sahip olduk. Bizlerin asla unutmaması gereken nokta bizlere biçilen bu rollerin ataerkil toplum yapısından kaynaklanması. Çocukluğumuzdan bugüne dek sırf erkek olduğumuz için her şeyi karşı cinsten daha çok hak ettiğimiz fikrini artık bırakmamız gerekiyor. Bir yerde artık büyümemiz gerekiyor.
GEÇ KALMAYALIM
Mehmet Bozok ‘Erkeklikler’ isimli çalışmasında ataerkil toplumlarda erkek olmanın zor ve tehlikeli olduğundan söz edip, erkeklerin ataerkillik nedeniyle duygularına yabancılaşmalarından ve duygularını baskılamalarından söz eder.
Ne yazık ki bu sistemde sevgi, şefkat gibi olumlu duygular görmezden gelinirken öfke, kızgınlık gibi olumsuz duyguların ifade edilmesine izin veriliyor. Zaten bunu görmek için bir gün televizyonlarda ‘haberler’e bakmak yeterli.
Bunun için hepimiz değişirken aynı zamanda bu ataerkil sistemi de değiştirmek için kadınlarla ve LGBTİ+ bireylerle işbirliği içinde olup, erkeklik diye tanımlanan bu baskıdan kurtulmamız lazım. Hadi o zaman. Daha fazla geç kalmayalım…


