Nekrokrasi ve nekrotlar
Konumlar nesnelerin değerler hiyerarşindeki yerlerini gösterir. Anlam nesnelere değil, konumlara yerleştirilmiştir. Konumları değiştiğinde nesnelerin değerleri ve anlamları da değişir. Bedenin sağ tarafı sol tarafından, ön tarafı arka tarafından, yukarısı aşağısından daha değerlidir. İnsan, dil içinde nesneleri kendi arzusuna göre yeniden konumlandırabilir; şeyleri yerin dibine de batırabilir, göklere de çıkarabilir. Yeri gelir, insan yeryüzündeki kendi konumunu ifade ederken bedenini de nesneleştirir, yeryüzü ve gökyüzündeki kerteriz noktalarını, dağları, güneşi, yıldızları referans olarak alır. İnsanın anlamını da konumu, bedenini ilişkilendirdiği şeyler belirler. Sırt üstü uzanıp gökyüzünü seyre daldığında kendini çok ama çok aşağılarda hissedebilir. Bunun tersi de mümkündür; dipsiz bir kuyunun içine düşecek gibi de olabilir. Fakat insan dilde evreni yapılandırırken gökleri yukarıya, yeryüzünü aşağıya yerleştirmeyi tercih etmiştir. Arapçada ve Hint-Avrupa dillerinde dünya sözcüğü aşağı, alçak anlamına gelen köklerden türetilmiş. Yeryüzü süfli, gökler ulvi varlıkların yeridir. Yeryüzünde yaşamak aşağılık bir şey. Sürekli değişime maruz kalan bir dünyada yaşamak aşağılanır, oluş yadsınır ve insan kalıcı olanın peşine düşer. “Bir şeyden bir mumya yaptıklarında, bir şeyi tarihsizleştirdiklerinde onu onurlandırdıklarına inanıyorlar. Hiçbir eylemsel gerçeklik ellerinden canlı kurtulamadı. Öldürüyorlar… her şeyi öldürüp içlerini samanla dolduruyorlar” (Nietzsche).
Tahnit, bir cesedi zamanın yıkıcı etkisinden korumak, onu kalıcı kılmak için yapılır. Hayatla bağını kopardığımız ve içini ıvır zıvırla doldurup yücelere yerleştirdiğimiz ne çok şey var: idealar, kavramlar, kahramanlar ve geleceğimiz. Geleceği kurgulamak da bir tür tahnit işlemidir. Tahnit edilen şey, ölü bir formdan başka bir şey değil. Tahnit; bir cesedi zaman denilen nehirden çıkarıp zamansız bir kaidenin üzerine yerleştirmek. Geleceği kurgulamak da ancak şeyleri zamanın dışına çıkarmakla ve zamanı içi boş bir form olarak soyutlamakla mümkün olabilir. Oysa zamanın kendi başına bir formu yoktur; şeyleri biçimlendiren ya da biçimsizleştiren, varlıkların içinde aktığı, varlıkların içinde akan, kıyısı olmayan bir nehir. Boş bir kabuk olarak zamanın içini de istediğiniz gibi doldurabilir ve geleceği arzunuza göre tasarlayabilirsiniz. Diktatörler, yaşamdan öç almak için zamanı öldüren ve bir form olarak geleceği yeryüzüne dayatan tahnitçilerdir. Zamanı öldüremezsiniz, şeylerin içinde için için akmaya devam eder. Yaşayan varlıkların içlerini de boşaltmanız gerekir. Diktatörler ancak nekropolis’lerin tebaalarını yönetebilir.
Süfli varlıkların süfliliği, sanıldığının aksine yeryüzünde yaşamalarından değil, yaşamı olumsuzlamalarından ve yerden kurtulma, yükselme çabalarından kaynaklanır. “Dünyaya gelmek hüner değildir; Yüksel ki yerin bu yer değildir” (Namık Kemal). Yükselme çabası, yeryüzüyle, hayatla kurulan bağın koparılması demektir. Ve hiçbir süfli varlık bulunduğu yerden memnun değil, zira yeryüzünde yaşamak sürüngenlere özgü aşağılık bir şey. Yeryüzünde var olan her şey sürekli şekil değiştirmektedir. Süfli varlık şekline pek düşkündür ve şeklini koruyabilmesi ancak zamanın dışına çıkmakla mümkün olabilir. O halde yükselmelidir. Yükselebilmesi için hafiflemesi, içindeki safraları atması gerekir. İçindeki safralar, yeryüzünün çokluğudur. Ancak yükseldiğinde yeryüzünün çokluğundan kurtulup çok arzuladığı cesetlerin birliğine ulaşabilir. Biyosferin dışına çıktığında içi samanla, makarnayla, ıvır zıvırla doldurulmuş bir cesede dönüşecektir. Tahnit edilmiş bir ceset formunu bir süre koruyabilir. Fakat zamanın dışı yoktur, eninde sonunda çürüyecektir.
Cesetlerin cesetleri yönettiği Nekropolis’te yönetim biçimi nekrokrasidir. Nekropolis’te her süfli varlığın hayali, kariyer basamaklarında hızla yükselip bir nekrokrat olmak. Nekropolis’te hâlâ canı olanlar vardır ve sorun çıkarmaktadırlar; içlerinde arzular ve yeryüzünün çokluğu. Abdülhamid dönemindeki Maarif Nazırlarından birinin dediği gibi, “Şu mektepler olmasaydı, bu maarifi ne güzel idare ederdim”. Nekropolis’teki her nekrokratın asli görevi, hayatı talep eden talebelerin içlerini boşaltmak: Öldürün ve içlerini samanla doldurun!


