Google Play Store
App Store

Ülkede hem iktidar hem de muhalefette büyük bir güce sahip komünistler ise, istihdam ve üretime dayalı bir kalkınma modeline geçmediği sürece, monarşistler ve Batı yanlısı güçler güç kazanmaya devam edecek.

Nepal eylemleri ne anlama geliyor?
Fotoğraf: DepoPhotos

Erkin Öncan - Gazeteci

Nepal’de son günlerde patlak veren şiddetli protesto gösterileri birkaç gündür dünya gündeminde. Toplamda 51 kişinin öldüğü, 1300’den fazla kişinin yaralandığı protestolarda İçişleri Bakanı Ramesh Lekhak ve Başbakan K.P. Sharma Oli gibi üst düzey isimler istifa etti.

Sosyal medya yasakları ile başlayan protestolarda, Maliye Bakanı’nın sokaklarda kovalanması, devlet başkanlık sarayının yakılması, ordunun sokağa inmesi gibi tarihe geçecek anlar kaydedildi. Nepal’de Facebook, Instagram, WhatsApp, YouTube, X, Reddit ve LinkedIn platformları, İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığına kayıt için başvurulmadığı gerekçesiyle 4 Eylül’de erişime kapatılmıştı.

NEPAL SİYASETİNDE KİM KİMDİR?

Nepal’de Başbakan Oli’nin son eylemler nedeniyle istifa etmesinin ardından, Nepal Cumhurbaşkanı Ram Chandra Poudel, eski Yüksek Mahkeme Başkanı Sushila Karki’yi geçici başbakan olarak atadı. Oli de Karki de iktidardaki Nepal Komünist Partisi-Birleşik Marksist Leninist (CPN-UML) cephesinden.

Ülkede ana muhalefet konumundaki siyasi güç ise Nepal Komünist Partisi (Maoist Merkez).

Ana muhalefetteki Maoist Merkez’in lideri, ülkenin eski başbakanlarından Pushpa Kamal Dahal (Pachandra).

Nepal’de bu iki ana gücün yanında, demokratik sosyalist Kongre Partisi ve monarşi yanlısı Rastriya Prajatantra Partisi de öne çıkıyor.

Sosyal medya platformlarını kapatma kararı üzerine başlayan protestoların ardından hükümet, aslında kararı geri almıştı. Ancak bu durum protestoları yatıştırmaya yetmedi.

Oli, Cumhurbaşkanı Ramchandra Paudel’e yazdığı mektupta, istifasını “Ülkedeki olumsuz durum göz önüne alındığında, sorunun çözümünü kolaylaştırmak ve anayasaya uygun olarak siyasi olarak çözülmesine yardımcı olmak için bugün itibariyle istifa ettim” ifadeleriyle açıklamıştı.

Nepal Ordusu ise, eylemler sürecinde halkı korumaya kararlı olduğunu belirterek, herhangi bir gerilimin önlenmesi için ulusal birliği çağrısında bulundu, daha sonra sokaklara inerek eylemcilere müdahalede bulundu.

Bu açıklamalara rağmen yatışmayan gösteriler, siyasi figürlerin ve bakanların evlerine saldırılar düzenlenmesi, Kongre Partisi’nin Sanepa bölgesindeki merkez ofisi, federal parlamento binası, yüksek mahkeme binası ve Oli’nin iki konutunun ateşe verilmesiyle devam ederken, yolsuzlukla suçlanan hükümetin bakanları, konutlarından helikopterlerle kaçırıldı.

Diğer yandan, hapishane tesislerine baskın düzenleyen protestocuların idari binaları ateşe vermesi ve geçişleri açık bırakması sonucu ülke genelinde 25’ten fazla hapishaneden 15 bini aşkın mahkum firar etmişti.

SOKAKTA KİMLER VAR?

Nepal’deki eylemleri tek bir odak yönetmiyor. Çeşitli sivil toplum örgütlerinin ve monarşist hareketlerin ağırlıklı olduğu, çok parçalı bir eylemlilik söz konusu.

Bilindiği kadarıyla, eylemlerde mevcut sol/sosyalist güçler örgütlü bir şekilde yer almıyor. Örneğin Maoist Merkez, eylemlere dair çeşitli açıklamalarda bulunsa da sokağa çıkmadı.

Nepal eylemlerini anlamak için, öncelikle ülkenin siyasi yapısını genel hatlarıyla tanımak önemli. Zira bu ülke, Monarşistler ve bazı birlik girişimleri haricinde sürekli iç kavga içerisinde olan komünistler arasındaki rekabete sahne oluyor.

Uzun süre boyunca monarşiyle yönetilen Nepal’deki toplumsal mücadelelerde Maoistler her zaman en önemli unsurlardan biri olarak yer aldı.

2006 DEVRİMİ VE İTTİFAKLAR

2006 yılındaki ikinci halk hareketini tetikleyen şey, dönemin Kralı Gyanendra’nın, Kral Birendra ve ailesinin öldürülmesi sonrasında gittikçe sert bir pozisyona geçmesi ve bir siyasi darbeyle yürütmeyi eline alması oldu.

Başlayan ikinci halk hareketine, Krala karşı bir araya gelen siyasi güçlerin kurduğu ‘Yedili İttifak’ damgasını vurmuştu. Bu ittifakta Nepal Kongre Partisi, Nepal Kongre Partisi – Demokrat Kanat, Nepal Komünist Partisi – Birleşik Marksist-Leninist (CPN-UML), Nepal Halk Cephesi, Nepal Sadbhavana Partisi, Nepal İşçi ve Köylü Partisi ve küçük sol/Marksist grupların ittifakı olan Birleşik Sol Cephe yer alıyordu.

Süreçten en karlı bir şekilde ayrılan güç, şüphesiz Maoistlerdi. 2006 sonunda imzalanan kapsamlı bir barış anlaşmasında, ‘Maoist isyan’ sona erdi, Maoistler silah bırakarak siyasete katıldı ve parlamentoya dahil edildiler.

2006 devriminden 2 yıl sonra ise, 28 Mayıs 2008’de Nepal resmen cumhuriyet ilan etti, anayasal monarşi kaldırıldı ve Nepal uzun süreli koalisyonların ve birlik-ayrışma döngülerinin yaşandığı yeni bir siyasi sisteme geçiş yaptı.

NEPAL’DEKİ SİYASİ KARMAŞA

İki büyük halk hareketi ve sonucunda monarşinin tarihe gömülmesiyle Nepal, komünist/Maoist siyasetlerin belirleyici olduğu yeni bir döneme girdi. Ancak ülke bu kez de parlamento güçlerinin iç rekabetine sahne olacaktı.

Bu arada, Ocak 2009’da Maoist Parti, diğer sol gruplarla birleşerek ‘Nepal Birleşik Komünist Partisi (Maoist) adını almış, 2015-2016 dönemindeyse yeni bir birleşme hamlesinden sonra ‘Maoist Merkez’ haline gelmişti.

2017 yılında ittifak yapan Birleşik Marksist Leninist ve Maoist Merkez, seçimlerde büyük bir başarı elde etti. Mayıs 2018’de ise bu güçler yeni bir birlik anlaşmasıyla resmi olarak Nepal Komünist Partisi (NCP) haline geldi.

Ancak bu birleşme siyasi birliği sağlayamadı ve iki partinin lideri, son eylemlerde başbakanlık görevinden istifa eden K.P. Sharma Oli ile Pushpa Kamal Dahal (Prachanda) arasındaki gerilim büyüdü; parti içi belgeler ve karşı bildirilere kadar varan krizler yaşandı. Süreç, Oli’nin başbakan, eski başbakanlardan Prachanda’nın ise muhalefet pozisyonuna girdiği yeni bir düzene evrilecekti.

2021 yılına gelindiğinde, Nepal Yüksek Mahkemesi’nin NCP’nin adının daha önce kayıtlı bir partiye ait olduğunu gerekçe göstererek 2018 birleşmesini ‘başından itibaren geçersiz’ ilan etmesi krizi derinleştirdi. Böylelikle, birleşen partiler yine eski isimlerine döndü, ancak bu sefer bu partiler, ittifak halinde değil, açık bir düşmanlık içerisindeydi.

Bu arada, Pushpa Kamal Dahal (Prachanda), son eylemlerde başsağlığı dileyerek yolsuzluk karşıtı taleplerin dikkate alınması çağrısında bulundu, ‘sosyal ağlara yönelik yaptırımların kaldırılmasını’ istedi. Diğer eski ittifaklar CPN (Birleşik Sosyalist) ve Maoist Merkez, baskıyı kınadı, bağımsız soruşturma talep etti ve dijital kısıtlamaları işsizlik ve kötü yönetime bağladı.

Yani Nepal, komünist partiler arasında çıkan siyasi savaş ve aynı anda devam eden yargı-siyaset çekişmesi içerisinde ciddi bir siyasi karmaşa dönemine girdi.

Oli’nin parlamentoyu feshetme girişimi ve Yüksek Mahkeme’nin müdahalesi, 2021’in ortalarında doğrudan hükümet değişikliğine yol açtı; Yüksek Mahkeme Haziran–Temmuz 2021’de parlamentonun yeniden tesisine hükmedip, Kongre Partisi Demokrat Kanat’tan Sher Bahadur Deuba’nın başbakan atanmasını emretti.

KRİTİK 2022 SEÇİMLERİ

20 Kasım 2022 seçimlerinde ise, Maoist Merkez ile Birleşik Marksist Leninist arasındaki şiddetli rekabet ortamında, Kongre Partisi 89 sandalye ile birinci çıktı, ancak parlamento çoğunluğu sağlanamadı. Aynı seçimlerde Birleşik Marksist Leninist 78, Maoistler ise 32 sandalye kazandı. Parlamento çoğunluğu sağlanamayınca, hassas koalisyon pazarlıkları yine temel belirleyen halini aldı. Aynı yılın son ayında Prachanda, çeşitli güçlerin desteğiyle üçüncü kez başbakan olmayı başardı.

Nepal siyasetinde asıl olarak Oli ile Prachanda arasında devam eden çekişmeyi, karşılıklı parlamento fesih hamleleri, yargı kararları ve bunların iptalleri gibi bir dizi siyasi karmaşa izledi. 73 yaşındaki Oli ise, monarşinin yıkıldığı 2006’dan bu yana ülkenin 14. başbakanı olarak geçen yıl Temmuz ayında dördüncü dönemine yemin etmişti. Yani Nepal, 17 yılda 13 farklı hükümet gördü.

KOMÜNİSTLER RAKİPKEN MONARŞİSTLER NE YAPTI?

Nepal’deki ana siyasi rekabet komünistler arasında yaşanıyor görünse de, 2008’de resmen tarihe gömülen monarşistler de boş durmamıştı. Monarşi yanlısı güçler, Nepal’de son günlerde patlak veren kitlesel eylemlerde de öncü pozisyonunda.

Nepal’de Monarşi 2006 devrimiyle sona ermiş görünse de, komünistler monarşi yanlılarını siyasetten tamamen silmeyi başaramadı. Monarşist güçler, Hindu milliyetçisi Rastriya Prajatantra Partisi (RPP) başta olmak üzere varlığını sürdürdü ve bu parti, neredeyse seçimlerden çok sokak eylemlerine odaklandı. İktidar dengelerini etkileyecek güce hiçbir zaman erişemedilerse de, iktidar içerisindeki yolsuzluklar ve siyasi istikrarsızlık, monarşist güçler adına kullanışlı sıçrama tahtaları halini aldı.

MONARŞİST EYLEMLERİ VE ‘ESKİ MAOİST’ LİDER

Monarşistlerin bugün hala seçim yoluyla iktidarı ele geçirmeleri zor görünüyor. Ancak sokak eylemleri üzerindeki hakimiyetleri, son eylemlerde de kendini güçlü bir şekilde göstermiş oldu. Son günlerdeki eylemler, monarşi yanlılarının Nepal’deki ilk eylemi değil, üstelik ‘eski Maoist’ bir liderleri de var.

Nepal’de monarşi yanlısı protestocular, kralın yeniden yönetimin başına geçmesi için Mart ayında da sokaklara çıkmıştı. 6 ay önce Katmandu’da düzenlenen monarşi yanlısı gösterilerde üç kişi öldü, yüzlerce kişi gözaltına alındı. Eylemlerin en dikkat çekici yanı, ön saflarda, önderlik pozisyonunda duran Durga Prasai’nin eski bir Maoist gerilla olmasıydı.

Prasai, kralın yeniden anayasal devlet başkanı olması ve Gyanendra’nın Narayanhiti Sarayı’na dönmesi için kitlesel hareketin liderliğini üstlenmiş, arabasıyla polis barikatlarını aşarak Parlamento Binası’na ilerlemişti. Prasai şu anda firari. Polis tarafından aranan eski Maoist gerilla, ülkeyi terk etmediğini, Katmandu’daki bir tapınakta olduğunu açıklamıştı. Eylemlerde, monarşistlerle birlikte Batı yanlıları da önemli bir güce sahip. Bu güç ise, Amerikan National Endowment for Democracy (NED) olarak bilinen, ‘gölge CIA’ yapılanmasıyla da ilişkili.

NEPAL’E NED YATIRIMLARI

ABD, Nepal eylemlerine ‘uzak’ bir görüntü sergilese de, ülkedeki sivil toplum yapıları üzerindeki etkisini NED (National Endowment for Democracy) fonları aracılığıyla uzun süredir sürdürüyor. Harici’den Elif İlhamoğlu’nun aktardığına göre, 2024 yılında yayınlanan “Asia Grant Listing” raporunda, NED’in gençlerin demokratik süreçlere katılımını artırmak ve sivil aktivizmi desteklemek amacıyla 35 bin dolar kaynak ayırdığı görülüyor. İşçi hareketlerini desteklemek içinse 1.131.377 dolar kaynak aktarıldı. Bunun yanında Nepal’de yaşayan Hintlerin haklarını korumak için 25 bin dolar fon verildi.

Öte yandan, protestoların öncülerinden olan Hami Nepal isimli sivil toplum kuruluşunun internet sitesinde, destekçileri arasında Coca-Cola, ABD destekli ve Çin tarafından ayrılıkçı olarak görülen Students for a Free Tibet (SFT), Al Jazeera ve Birleşik Krallık merkezli Gurkha Welfare Trust (GWT) gibi kurum ve markalar yer alıyor.

Tüm bu bilgiler, Batı medyasında “Z Kuşağı Protestoları” olarak lanse edilen Nepal’deki hareketlerde, dış aktörlerin etkisine dair soru işaretleri uyandırıyor.

MESELE YALNIZCA ‘DIŞ GÜÇLER’ Mİ?

Nepal’deki eylemlerin niteliği konusunda, benzer eylemlerin çoğunda olduğu gibi ‘renkli devrim’ tartışmaları da gündeme geldi. Ancak bu tartışmalar, renkli devrimlerin niteliğine dair yapılan tanımlamalardaki eksiklerden ötürü, düğmeleri baştan yanlış iliklemeye benziyor.

Bu noktada emperyalizme dair tanımlamalar kritik. Zira emperyalizm, faaliyet gösterdiği hiçbir yerde, hiçbir sorunu ‘yoktan var etme’ yeteneğine sahip değil. Aksine emperyalizm, gerçekten halk adına yakıcı, gerçek sorunlar üzerinden kendisine alan açıyor. Ancak bu konulardaki komploculuğa varan okuma, bu gerçeğin görülmesine engel oluyor, ya Batı destekli hareketleri, ya da yolsuzluğa bulaşmış hükümetleri desteklemeyi dayatıyor.

Nepal’deki durum da bu senaryodan çok da farklı değil. Parlamento içi rekabetler, siyasi krizler, monarşistlerin ve Batı yanlılarının yön verdiği eylemlerle birlikte Nepal, ciddi bir karmaşa içerisinde. Ancak her formülde bu coğrafyada ezilenler yoksul halk kesimleri ve emekçiler oluyor.

20 yıla dayanan bu siyasi karmaşa, ülke ekonomisini harap etmiş durumda.

Dolayısıyla bu eylemleri, Batı medyasının aktardığı gibi yalnızca ‘dijital özgürlük’, ‘Z kuşağı’ mücadelesi olarak görmek eksik olacaktır. Genç Nepalliler için sosyal medya sadece eğlence değil; iş bulma ilanları, haber kaynağı ve sosyal bağları ifade ediyor. Bozulan ekonominin yarattığı yıkım zemininde bu alanları kapatmak, gençlik nezdinde toplu bir cezalandırma gibi hissedildi.

30 milyon nüfuslu ülkede, hükümet istatistiklerine göre, 15 ila 40 yaş arası insanlar nüfusun yaklaşık yüzde 43’ünü oluşturuyor. 2024’te genç işsizliği ve eksik istihdam oranı yüzde 20,82 olarak belirlendi ve kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla sadece 1.447 ABD doları oldu.

Ülkede fırsat bulamayan yüzlerce genç erkek ve kadın, her gün ülkeyi terk ederek, petrol zengini Körfez ülkeleri ve Malezya’da uzun vadeli sözleşmelerle çalışmaya gidiyor.

Bir diğer deyişle, Nepal’in büyümesi, içeride istihdam yaratacak yatırımlarla değil, işgücünü ihraç ederek elde edilen dövizle ayakta duruyor. 2024/25 mali yılında, Yabancı İstihdam Dairesi 839 bin 266 kişiye çıkış iş izni verdi. Bu, yaklaşık 30 milyon nüfuslu bir ülke için devasa bir rakam. Aynı dönemde havale gelirleri GSYH’nin yüzde 33’ü seviyesinde belirlendi. Bu oran dünyadaki en yüksek oranlardan biri. Yani Nepal ekonomisi, yurt dışında çalışan ve sayıları 2 milyon olduğu tahmin edilen işçilerin eve gönderdikleri havalelere bağımlı.

On binlerce kişi Hindistan’da mevsimlik göçmen işçi olarak çalışıyor. Hükümet verilerine göre, geçen yıl 741 binden fazla kişi, çoğunlukla inşaat veya tarım alanında iş bulmak için ülkeyi terk etti.

2024 yılında, bu işçilerin gönderdiği 11 milyar dolar, ülke ekonomisinin yüzde 26’sından fazlasını oluşturdu.

Nepal’deki son protestolar, sadece sosyal medya platformlarının yasaklanmasıyla tetiklenmiş gibi görünse de, arka planda derin ekonomik ve siyasi sorunlar yatıyor. Hükümetin sosyal medya yasağı bile aslında ekonomik gerekçelerle, IMF’nin Uzatılmış Kredi Kolaylığı (ECF) programı çerçevesinde gelirleri artırmak için kondu.

Bu yolla, Dijital Hizmet Vergisi ve katı KDV düzenlemeleri getirdi; büyük platformlar kaydolmayı reddedince devlet yasaklama yoluna gitti ve vergi düzenlemesiyle başlayan süreç, Batı medyasının ‘GenZ’ söylemiyle bir ‘dijital alanı kontrol eden otokrasi’ anlatısına dönüştü.

Halkın aynı zamanda artan yakıt fiyatları ve ekonomik sıkıntılarla boğuşması ise ‘Facebook özgürlüğü’ kadar gündeme gelmedi.

Birleşik Marksist Leninist yönetimindeki sol hükümetin bu adımı, gençler nezdinde zaten zayıflamakta olan güvene ciddi bir darbe vurdu. Yolsuzluk, işsizlik ve fırsat eksikliği, gençlerin öfkesini artırdı ve sahayı ‘çözüm vaat eden’ anti-sistem ve monarşist hareketlere bıraktı. Monarşistler, mevcut krizi kendilerini ‘istikrar merkezi’ olarak göstermeye çalıştıkları bir propaganda sürecine çevirmiş durumda.

Nepal, Marksist Leninistlerin yönetiminde olsa da, temel olarak ucuz işgücü ve ‘havale ekonomisine’ bağımlı bir sisteme yaslanmış durumda.

Ülkede hem iktidar hem de muhalefette büyük bir güce sahip komünistler ise, istihdam ve üretime dayalı bir kalkınma modeline geçmediği sürece, monarşistler ve Batı yanlısı güçler güç kazanmaya devam edecek.