Mescid-i Aksa baskını, Batı Şeria operasyonları, Filistinli İsrail vatandaşlarına saldırılar, Suriye’ye yönelik harekatlar... Tamamı Başbakan Netanyahu’nun ülkeyi “savaş sarhoşluğu” içine sokma çabasının bir ürünü.

Netanyahu’nun savaş sarhoşluğu
İsrail polisinin işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya düzenlediği baskınla birlikte yükselen gerilim tüm dünyayı endişelendiriyor.

Jean SHAOUL

İsrailli güvenlik güçleri geçtiğimiz salı sabahı ikinci defa doğu Kudüs’teki Mescid-i Aksa Camii’ne saldırdılar.

İbadet eden 20 bin Filistinlinin üzerine göz yaşartıcı gaz, ses bombası ve plastik mermi atıldı. Askerler teravih namazı kılan kişileri camiden zorla çıkardılar ve coplarla ve silahlarının kabzalarıyla darp ettiler.

İkinci saldırı, 37 kişinin yalandığı bir önceki kadar sert olmadı. Filistin Kızılayı’nın verdiği bilgilere göre bu saldırıda da altı kişi yaralandı fakat İsrail askeri tıbbi görevlilerin camiye girmesine engel oldu.

Alınan kararla 50 yaş altındaki kişilerin camiye girmesi yasaklandı. Yahudi Gücü partisinin aşırı sağcı güvenlik bakanı ise operasyonların ardından polise övgüler yağdırdı.

İsrail’in uygulamaları Arap ve Müslüman dünyasında infial yarattı. Bu esnada Birleşmiş Milletler, Kanada, Avrupa Birliği ve Türkiye gibi taraflardan “tansiyonun düşürülmesi” yönünde çağrılar yapıldı.

Yaşanlar sonrasında Gazzeli gruplar İsrail tarafında doğru birkaç füze ateşlediler. Füzelerin çoğu hava savunma sistemi tarafından imha edildi, geriye kalanlar ise herhangi bir hasara sebep olmadı. İsrail Savunma Kuvvetleri de kuşatma altındaki Gazze’ye saldırı düzenlediler. Gazze’yi kontrolü altında bulunduran Hamas, İsrail’in saldırılarını lanetlediğini ilan etti ve Filistinlileri eylem yapmaya davet etti. Olaylara “askeri yollarlarla” karşılık verilmesi yönünde bir çağrı yapmadı.

Birkaç yıldır Ramazan aylarında İsrail’in Mescid-i Aksa’ya yönelik askeri operasyonlarına tanıklık ediyoruz. İslam’ın üçüncü en kutsal mabedi sayılabilecek bu camiye girişler kısıtlanıyor, kişilerin ibadet etmesi engelleniyor.

Mayıs 2021’de de benzer saldırılara ve aşırı sağcıların provokasyonlarına tanıklık etmiştik. Doğu Kudüs bölgesinde yaşayan altı aileyi evlerinden zorla çıkarmak için girişimlerde bulunulmuş, neticede çıkan çatışmalarda İsrail, Gazze’nin savunmasız nüfusuna 11 gün boyunca saldırmıştı.

2021’deki saldırılarda 261 Filistinli yaşamını yitirdi. Bunlardan 67’si çocuktu. 2 bin 200 kişi ise yaralandı ve 113 bin Filistinli evini terk etmek zorunda kaldı. Neticede Batı Şeria’da ve İsrail’in Arap mahalle ve şehirlerinde eylemler düzenlendi.

Netenyahu ve İsrail Güvenlik Bakan’ı Itamar Ben-Gvir. (Fotoğraf: AA)

ATEŞLE OYNUYORLAR

Geçtiğimiz hafta tanıklık ettiğimiz Mescid-i Aksa saldırıları, Batı Şeria operasyonları ve Filistinli İsrail vatandaşlarına yönelik saldırıların tamamı, Başbakan Benjamin Netanyahu’nun ülkeyi “savaş sarhoşluğu” içine sokma çabasının bir ürünü. Aşırı sağcı koalisyon hükümetini diktatörvari yetkilerle donatmaya çalışıyor.

İsrail halkının düzenlediği eylemler ise dinmeksizin dört aydır sürüyor. Fakat Netanyahu kendisine engel olmaya çalışanlarla mücadele etmeye kararlı. Filistinli ve İsrailli emekçileri, gençleri hükümet karşısında bir araya getirmeye çalışan toplumsal hareket, her şeye rağmen büyüyor.

Netanyahu’nun hesabına göre militarizmin dozu yükselince ve İsrail’in “harici düşmanları” Filistin ve İran ile gerilimler artınca bir tür ulusal “bütünlük” oluşacak. Geçen Pazar günü yapılan kabine toplantısında, “İsrail’in iç tartışmaları, bizi hedefimizden saptırmayacak. Tüm cephelerde, nerede ve ne zaman gerekirse düşmanlarımız ile mücadele edeceğiz” dedi. Şubat ayından bu yana ilk defa güvenlik kurulunu toplayacağını da ilan etti.

Mescid-i Aksa’ya yapılan Salı akşamı baskınında gözaltına alınan 450 Filistinliden 397’si serbest bırakıldı fakat bu kişilerin bir hafta boyunca camiye girişleri yasaklandı. Batı Şeria’da gözaltına alınan 47 kişi ise Ofer askeri hapishanesine nakledildi. Filistin Gözaltı Hakları Komisyonu tarafından yapılan açıklamada “Gözaltına alınanların maruz bırakıldığı koşullar ve müdahale insanlık dışı. Yaralı kişilerin tıbbi yardıma ulaşması engelleniyor” denildi.

Perşembe günü onlarca işgalci, polis korumasında Mescid-’i Aksa’nın avlusuna girdiler. Kilisenin Müslümanlar ve Yahudiler arasında bölünebileceğine yönelik endişeler gündeme geldi. 1990’lı yıllarda El-Halil’deki İbrahimi Camii de aynen bu şekilde bölünmüştü. Bazı aşırı sağcılar Mescid-i Aksa’ya koruma statüsü sağlayan uluslararası yasalara aykırı olarak burada kendi dini törenlerini düzenlemek istiyorlar ve camiyi bir tapınağa dönüştürmek istiyorlar.

Kudüs’ün eski mahallelerinde 14 yaşındaki Filistinli bir çocuğun polis tarafından kolundan vurulması da gerilimleri daha da arttıran bir olay oldu.

Batı Şeria’nın Nablus, Cenin, Tulkarim, El-Halil, Ramallah, Beytüllahim ve Eriha bölgelerinde ise eylemler devam etti ve polis eylemcilere zehirli gaz ile saldırdı. En az 12 kişi yaralandı.

İsrail aynı zamanda Suriye’ye dört farklı hava saldırısı düzenledi ve iki İranlı yetkiliyi öldürdü. Tahran yönetiminin İsrail topraklarına gönderdiği insansız hava araçlarına karşılık olarak, Şam’a hava saldırısı düzenledi ve iki sivilin ölümüne sebep oldu.

Suriye Dışişleri Bakanı ise İsrail’in saldırılarının bölgede tansiyonu arttırdığı uyarısında bulundu ve İsrail için, “Ülke içinde çektiği sıkıntılardan kurtulmak için ülke dışında suç işleme yoluna gidiyor” dedi.

MUHALEFETİN YETERSİZLİĞİ

İsrail Savunma Kuvvetleri komutanı Herzi Halevi İsrail’in “İran’ı vurmaya hazır olduğu” ile övündü ve “Hem ülke içinde, hem ülke dışında operasyonlar düzenlemeye hazırız” dedi.

Salı akşamı Lübnan’dan İsrail topraklarına roket saldırısı düzenlendi. İki kişi yaralandı ve birkaç yangın çıktı. Saldırıyı henüz hiçbir örgüt üslenmedi fakat İsrail saldırının “Hizbullah onayıyla” düzenlendiğini varsayıyor. İran’ın desteklediği Hizbullah ise Filistinlilerin Mescid-i Aksa’yı korumak için gösterecekleri “tüm çabaları” desteklediğini ilan etti.

Netanyahu’nun Savunma Bakanı Yoav Gallant mart ayı sonunda kovulmak üzereydi çünkü planlanan yargı reformunun silahlı kuvvetler içinde “yarattığı öfke sebebiyle” askıya alınması gerektiğini söylemişti. Şimdi ise tekrar Netanyahu’nun yanında görüntü verdi. Muhalefet liderleri Yoav Gallant için bir dönem “İsrail’in kurtuluşu olabilir” yorumunu yapmışlardı ve şimdi bu adam “İranlıların ve Hizbullah’ın bize saldırmalarına izin vermeyeceğiz. Onları Suriye topraklarından çıkaracak, ait oldukları İran’a yollayacağız” diyordu. 

Gallant’ın Netanyahu’nun faşist politikalarına ve Hizbullah’a, Suriye’ye ve İran’a karşı ateşle oynayan yöntemlerine destek vermesi bir kez daha hatırlatıyor ki, İsrail’de muhalefet “diktatörlük ve otoriterliğe” ya da “savaşa” alternatif olmaktan çok uzak.

Yair Lapid, Benny Gantz ya da diğer asker emeklisi muhalefet liderleri ile esasen “politika” farklılıkları olmadığını Netanyahu da biliyor. Bu kişilerin muhalefette olmasının tek sebebi, Netanyahu’nun faşist koalisyonunun ülkedeki kırılgan demokrasiyi tamamen yok edebileceğine, OECD ülkeleri arasında en büyük adaletsizlik göstergelerinden bazılarına sahip olan ve halihazırda kutuplaşmış toplumu derinden bölebileceğine dair endişe duymaları.

EMPERYALİZMLE MÜCEDELE 

Bu kişiler de nihayetinde İsrail burjuvazisinin ve Siyonist devletinin savunucusu oldukları için planlarda bazı “kozmetik” değişiklikler yapılması ile memnun edilebilirler ve yargının işlevsizleştirilmesine göz yumabilirler. İsrail’in 75 yıllık tarihi boyunca görülmüş en büyük toplumsal eylem hareketini böylece bastırabileceklerini ve İsrail oligarşisinin kendi halkına karşı savunduğu iktidarı koruyabileceklerini hesap ediyorlar. Filistin’de bir tür ayaklanma yaşanması ya da ülke dışında savaşa girilmesi halinde eylemcilerin Filistinlilere ulaşmasını engellemek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklar.

İsrailli ve Filistinli emekçiler, kapitalist siyasetçilerin eylemleri kontrol altına alma çabaları önüne bir set çekmeliler. Asıl mesele, emekçi sınıfının siyasi bağımsızlığını tesis edebilecek devrimci bir liderlik yapısı inşa etmekten geçiyor. Burjuvazinin tüm temsilcilerine karşı ancak İsrailli ve Filistinli emekçilerin bir araya gelmesi ile mücadele edilebilir. Mücadelenin Arap, İranlı, Kürt ve Türk olsun bölgedeki tüm kimlikleri kapsaması, emperyalizmin merkezlerinde kapitalizme karşı çıkıp, sosyalizm için mücadele etmesi elzem.

Çeviren: Fatih Kıyman
Kaynak: World Socialist Web Site