Netanyahu’nun savaşa ihtiyacı var
Ümit Fırat Açıkgöz: İki senedir Netanyahu hükümetini iktidarda tutan şey Gazze Savaşı. 7 Ekim’den sonra kimse bu iktidarın bu kadar uzun yaşamasını beklemiyordu. İsrail tarihinin en sağcı iktidarını bir sonraki seçimlerde de uzatabilmenin tek yolu savaş ve olağanüstü hal durumu.

Yusuf Tuna Koç
ABD Orta Doğu Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçtiğimiz hafta Lübnan’da Hizbullah’ın silahsızlandırılmaması durumunda sıranın Lübnan’a geleceğini ima eden bir açıklama yaptı. Barrack’ın sopa göstermesinin ardından ise gözler Gazze anlaşmasının ardından Beyrut’a döndü, bölgesel savaşın Filistin’in ardından Lübnan üzerinden devam edeceği yorumları yapıldı.
Beyrut Amerikan Üniversitesi'nden Akademisyen Ümit Fırat Açıkgöz ile İsrail’in Lübnan’ı işgal etme ihtimalini, Hizbullah’ın 7 Ekim sonrası durumunu ve siyonizmin nihai bölgesel hedeflerini konuştuk.
Tom Barrack’ın yaptığı son açıklamalar, Suriye ve Filistin’in ardından sıranın Lübnan’a geldiği yorumlarını beraberinde getirdi. Lübnan’da Hizbullah’ın tasfiye edilmediği şartlarda İsrail tarafından geçmişe kıyasla daha kapsamlı bir saldırı olabilir mi, Barrack’ın açıklamaları bunun tehdidi mi?
Bu mesele Barrack’ın açıklamalarından da önce haftalardır Lübnan’da konuşulan bir senaryo. Aslında Kasım 2024’teki Hizbullah-İsrail ateşkesinden beri bu ihtimal hep vardı. Eğer İsrail Hizbullah’ın ateşkes şartlarını yerine getirmediğini düşünürse ya da bunu bahane ederse yeniden saldırıya geçebilir. Zaten İsrail de Lübnan’ın 5 noktasından hiçbir zaman çekilmedi ve bunu bir tazyik konusu olarak tutmuştu. Ama geçtiğimiz haftalarda bu senaryo gittikçe ciddi bir hale gelmeye başladı. Bunda iki tane faktör var bir tanesi geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Gazze ateşkesi. Gazze’de ateşkes imzalandıktan sonra İsrail’in dikkatini Lübnan’a çevireceğini ve bir noktada bir bahaneyle Lübnan ya da Hizbullah’a saldırmak isteyeceğini söyleyen epey bir yorumcu oldu. Hepimizin bildiği gibi iki senedir Netanyahu hükümetini iktidarda tutan şey Gazze savaşı. 7 Ekim’den sonra kimse bu iktidarın bu kadar uzun yaşamasını beklemiyordu ama hala görevdeler ve bu tuhaf, kırılgan, İsrail tarihinin en sağcı iktidarını bir sonraki seçimlerde de uzatabilmenin de tek yolu belki de bazılarına göre savaş ve olağanüstü hal durumu. O yüzden Lübnan’da önlerindeki tek senaryo savaş. Çünkü Trump Gazze meselesine önemli bir yatırım yaptı, Netanyahu’yu gönülsüzce de olsa ateşkes masasına oturttu, imzalattı. Ateşkes tutar mı sürdürülebilir mi bunu da bilmiyoruz sürdürülememesi de ciddi bir ihtimal. Ancak olur da ateşkes sürdürülebilirse bu kez dikkatini Lübnan’a çekerek kırılgan koalisyonunu sürdürmeye çalışacaktır.
Lübnan’daki bahane de Hizbullah’ın silah bırakmaması. Bu uzun bir hikaye, özünde de 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararının farklı yorumlanması yatıyor. Bazı kesimlere göre bu karar ve ateşkes Hizbullah’ın tamamen silahsızlanmasını gerektiriyor. Bazılarına göreyse -ki Hizbullah da bu şekilde yorumluyor- bu silahsızlanma sadece Lübnan’ın Litani nehrinin güneyini etkileyen bir eylem olacak. Yani Hizbullah silahlarını ve askeri yapılanmasını bu nehrin kuzeyine çekecek. Ancak İsrail ve Lübnan’daki Hizbullah karşıtı siyasi figürler bu kararı Hizbullah’ın tamamen silahsızlanması gerektiği şeklinde yorumluyor. Aslında Lübnan’ın iç dinamikleri, iç savaşı bitiren 1989 Taif anlaşması ve pek çok farklı sebep gerekçe gösterilerek Hizbullah’ın silahsızlanması talep ediliyor. Ancak İsrail açısından mesele Güvenlik Konseyi kararının farklı yorumlanması.

Yaklaşık 1 senedir Litani nehrinin güneyindeki Hizbullah askeri varlığının %80’den fazlası Lübnan ordusunun açıklamasına göre yerinden edildi, kontrol ve silahlar büyük ölçüde orduya geçti. Belli başlı füze rampaları ve çok az bir askeri altyapısının kaldığı açıklandı. Başka gözlemciler tarafından da bu durum teyit edildi. Ancak Hizbullah üzerinde İsrail dışında ABD baskısı ve Lübnan iç dinamiklerinin de yarattığı bir tamamen silahsızlanma talebi var. Eylül başında Lübnan hükümeti Hizbullah adını zikretmeden böyle bir karar aldı; devlet dışı askeri yapılandırmaların sona erdirilmesi ve silahların devlete geçmesi şeklinde. Lübnan aslında Gazze savaşının gölgesinde kalmasına rağmen haftalarca ciddi gerginlik yaşadı bu kararın ardından çünkü Hizbullah bunu reddetti, izin vermeyeceğini söyledi. Hizbullah taraftarları Beyrut sokaklarında gösteriler yaptı. Hükümet planı yıl sonuna kadar ciddi sonuç alınmasını öngörse de şimdi Hizbullah’ın karşı hamlesiyle, neredeyse örtülü bir iç savaş tehdidi sebebiyle konu halı altına süpürüldü gibi gözüküyor. İsrail de tam da bunu bahane ederek, “Lübnan ordusu ateşkesin gerekliliklerini yerine getirmiyor” diyerek tekrardan saldırı düzenleyebilir. Barrack’ın açıklamaları bunun tehdidi midir, evet. Ancak bu tehdidi yapan aslında Barrack’tan çok önce İsrail. Bu tehdit ne kadar gerçekleşir bilemiyoruz ancak esaslı bir tehdit karşımızda duruyor.
Suriye ve Filistin’de direniş ekseninin yaşadığı kayıpların ardından Hizbullah ve müttefiki İran’ın Lübnan’da İsrail’in askeri basıncına direnebilme imkanı var mı? Nasrallah sonrası Hizbullah Lübnan ve orta doğu siyasetinde aynı direnci gösterebilir mi?
Bu basıncın nasıl olacağına bağlı. Tekrar 2024 sonbaharındaki gibi hava saldırılarından ve sınırdaki kara harekatından ibaret bir saldırı mı olacak, bu nereye kadar sonuç verebilir ondan da emin değiliz. Yoksa Hizbullah’ı tamamen silahsızlandırmak için Beyrut’un içlerine kadar girecek bir İsrail askeri harekatı mı söz konusu olacak? İkinci senaryo hiçbir zaman olanaksız olmasa da epey zor bir senaryo. Gazze gibi dar bir şeritten bahsetmiyoruz. Her ne kadar askeri varlığı yerinden edilse de Hizbullah’ın hala Güney Lübnan’da ciddi bir varlığı olduğunu düşünebiliriz ki bu kez Litani nehrinin kuzeyine geçmeniz gerekecek. Çünkü Hizbullah’ı askeri olarak bitirmek istiyorsanız Beyrut’a geleceksiniz, Beyrut’a nasıl geleceksiniz, Hizbullah’ın elinde kalan füzelerle tehdit edebileceği birtakım bölgelerden geçip kent savaşı yapmanız gerekir. Bu epey zor. İsrail’in son 2 senedir yaptıklarını düşününce insan hiçbir şey olanaksız değil diyor ama öbür taraftan böyle bir kararı vermek o kadar da kolay görünmüyor. 2006 hatta 2024 savaşının başına göre Hizbullah pek çok açıdan gerilemiş durumda. Lider kadrolarının neredeyse tamamını kaybetmesi çok büyük bir darbe oldu. Hem askeri hem moral açısından çok ciddi bir gerileme yaşamış bir hareketten bahsediyoruz. Ama bu hareketi kendi inisiyatifi ve rızası olmadan bütün silahlarını bırakmaya zorlamak epey kanlı bir süreç gerektiriyor. Bunu Lübnan ordusu da Lübnan’da göze alamıyor, İsrail göze alabilir mi çok emin değilim. Hizbullah 2024 öncesindeki direncini gösteremeyebilir ama İsrail açısından da kolay olmayacağı kesin.
7 Ekim sonrası Filistin, Suriye, kısmen Lübnan ve İran’ı kapsayan İsrail saldırganlığının bölgede nihai hedefi nedir?
Aslında en büyük sorun şu ki bir nihai hedef yok gibi görünüyor. İsrail tarihinin en uzun savaşı yaşanıyor. Bu savaşın Gazze’deki son hedefine Hamas’ı yok etmek dediler ve 2 senedir bunu yapamadılar. Çok büyük zarar verdiler, lider kadrolarını yok ettiler, savaşçılarının ne kadarının öldürülebildiği konusunda tahminler muhtelif ama Hamas hala orada ve yurtdışında varlığını sürüdür yor ve İsrail tüm esirleri geri alabilmek için oturup anlaşma yapmak zorunda kaldı. Gazze’de hikaye bu. Peki Suriye, Lübnan ve İran konusunda Netanyahu hükümetinin nihai bir hedefi var mıdır ben bundan emin değilim. Savaşın ilk senesi biterken İsrail’in içinde de bu mesele tartışılıyordu; “Nerede duracağız” diye. Üstelik o dönemden bugüne saldırı alanı çok daha genişledi, İran ile 12 gün savaşı yaşandı, Lübnan’da kara saldırısı gerçekleşti. Nihai hedef bölgede kendisini tanıyacak, nötralize edilmiş zayıf rejimler yaratmak ve bölgeyi bu rejimler üzerinden domine etmek. Ancak İsrail kurulduğundan beri nihai hedefi Arap ülkeleriyle kendi şartlarıyla barış yaparak bölgenin lider ülkesi olmaktı. Burada bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum, hiçbir zaman son 2 seneki kadar hoyrat olmadı ama bunun dışında da bir nihai hedef göremiyorum.


