Google Play Store
App Store

Ne zaman bu memlekette önemli bir hadise olsa veya ne zaman bu memlekette önemli bir hadise olmasa, program yapımcılarının telefonlarını artık ezber b

Ne zaman bu memlekette önemli bir hadise olsa veya ne zaman bu memlekette önemli bir hadise olmasa, program yapımcılarının telefonlarını artık ezber bildiği bazı aydınlar anında televizyona çıkar, gecenin geç saatlerinden sabahın erken saatlerine kadar toplumsal sorunlarımıza parmak basar, kopmuş düğmeleri yerine diker, diktikleri düğmelerle oynayan "derinleri" faş eder, hepimizin yüreğine su serperler!

11 eylül hadisesinden Irak savaşına, Kürt meselesinden milliyetçilik mevzusuna, İslamcı tırmanıştan türban sorunsalına, "sözde" Ermeni kırımından "sözde vatandaşlara", küresel ısınmadan Marduk hadisesine, toplumsal bunalımdan intihar vakalarına, kabuk değiştiren siyaset erbabından Talabani'nin Irak'a Cumhurbaşkanı seçilmesine, Denktaş'ın kahramanlığından Kıbrıs'ın satılmasına, derin devletten faili meçhul cinayetlere, Kardak kayalarından Ege'de ısınan sulara, Papa'nın ölümünden yeni Papa'nın seçilmesine, Da Vinci Şifresi'nden Masonların faaliyetlerine (listeyi uzatabildiğiniz kadar uzatabilirsiniz ben yoruldum) hemen hemen her konuda bilgisi olan bu aydınlara "nöbetçi aydınlar" diyorum ben. "Nöbetçi aydınların" listesi bir hayli kabarıktır. Mehmet Barlas, Mehmet Altan, Fehmi Koru, Oral Çalışlar, Ali Bayramoğlu, Zekerya Beyaz, Etyen Mahçupyan, Hırant Dink, Derya Sazak, Nazlı Ilıcak, Ömer Lütfü Mete, Atilla Kıyat, Mehmet Metiner ve Kürt cenahından Orhan Miroğlu ile Sırrı Sakık ilk akla gelen "nöbetçi aydınlar"dır. (Ha bir zamanlar Abdurrahman Dilipak, Şenar Yurdatapan ve İsmail Nacar gibi nevi şahsına münhasır nöbetçi aydınlar vardı, nedense son yıllarda reytingileri düştü onların, oysa ekranlarımızın ne güzel nöbetçi aydınlarıydı, özlüyorum onları!) Hepsinin resmine aşinayız artık.

Gelin arayan kaynanalar, koca arayan mavi gözlü kızlar, aynı yastığa baş koyacak eş arayan kavruk delikanlılar, kurtların hırlaşması, aşkın gözyaşları, ayrılığın yürek burkan acısı ve cümle futbol programlarını seyredenler -ki asıl reytingleri belirleyen bunlardır- dışında kalan, az biraz mürekkep yalamış, "bak benim aydınım seninkine nasıl geçirdi" diyerek rahatlayıp ertesi gün işine gücüne giden, memleketin gidişatından memnun olmayan, bir fikri olduğu halde fikrini savunmayı kavga etmek sanan memleketin bazı fertleri, yukarıda adını saydığım ve saymayı unuttuğum aydınları çok iyi tanıyorlar. Saç tarama şeklinden sakal stiline, ses tonundan öfke nöbetlerine kadar her şeylerini biliyorlar artık. Ne de olsa akraba sayılırlar!

"Nöbetçi aydınların" işi zordur. Hatta o denli zordur ki, Allah korusun aniden birileri "tahrik" olsa, -ki bu memlekette "tahrik" olma için "ön sevişmeye" gerek yoktur- program yapımcıları, "nöbetçi aydınlar" için birbirine girer, muhtemel bir birinci televizyon savaşlarına tanık olabiliriz. "Önce benim programıma çıkacak", "hayır öne bana sözü vardı" didişmesi, hep son dakikada "nöbetçi aydının" araya girip orta bir yol bulmasıyla son bulur. "Nöbetçi aydın" bir kanalda tartışmasını çoğu zaman yarım bırakarak, öbür kanala gider, çünkü o sırada o kanalda benzer bir mevzuda hararetli bir münakaşa vardır. Tartışmalar, genellikle sözünü henüz bitirmemiş bir aydının sözünün kesilmesiyle sürer, sözü kesilen aydın, "ben seni dinledim, sen de beni dinle" der, sözü kapan aydın "sana katılıyorum, ancak..." diyerek hiç katılmadığını bize ve rakip aydının gözünün içine baka baka beyan eder. Korkum o ki, günün birinde "muzip" bir aydın çıkacak, "ben de sana gülmekten katılıyorum" diyecek ve bütün bu ciddi tartışmalar, bu "kötü" şakaya kurban gidecek! Dalga geçtiğimi sanmayın sakın, "nöbetçi aydınları" seviyorum ben! İyi ki varlar, "onlar da olmasalar"...