Google Play Store
App Store

“Dünyamız az önce bir başka dünya buldu. Bunun sonuncu kardeş olduğunu kim söyleyebilir: Bugüne dek inlerin cinlerin bildiği yoktu bu yeni dünyayı. Bizimki kadar büyük, insan dolu, kanlı canlı bir dünya bu; ama o kadar yeni, o kadar çocuk ki a-b-c öğreniyor henüz.”

Montaigne Denemeler’de bu satırları yazarken, Amerika adı verilen kıtanın bulunmasının üstünden henüz bir asır bile geçmemişti. Ama Yeni Dünya o kısa süre içinde bile yeterince şiddet görmüş, kanla ıslanmıştı.

‘Gazete’ denilen haberleşme yönteminin henüz var olmadığı bir dönemde yaşamasına rağmen Montaigne, çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren yeni kıtaya yapılan akınlarla ilgili haberleri takip etmiş, Hernan Cortez komutasındaki orduların akıl almaz şiddetini dönemin elverdiğince izlemiş olmalı. Şöyle yazıyor:

“Gözüpekliğe, yiğitliğe gelince,

acılara, açlığa, ölüme karşı dayanmaya, yürek sağlamlığına, sözünün eri olmağa gelince, bunlardan yana bizim dünyamızın geçmişindeki en ünlü örneklerin onlarınkileri hiç de aşmadıklarını söylemekten çekinmem. Çünkü onları alt edenlerin nelerden yararlandıklarını düşünelim: Adamları kandırmak için ne kurnazlıklara, ne dalaverelere başvurmuşlar! Sonra bu milletlerin haklı şaşkınlığı; birdenbire karşılarına sakallı birtakım insanlar çıkıveriyor; dilleri, dinleri, biçimleri, davranışları bir başka türlü; üstünde insan bulunabileceğini hayal etmedikleri uzak bir yerden gelmişler; hiç at görmemiş, hatta sırtında insan ya da yük taşıyan hayvan görmemiş kimselerin karşısına bilinmedik koca ejderler üstüne binmiş olarak çıkmışlar; bizimkilerin sırtında göz kamaştıran zırhlar, ellerinde keskin, parıl parıl kılıçlar; onlarsa bir aynanın ya da bir bıçağın mucizeli pırıltısına karşılık avuç dolusu altın ve inci vermeye can atıyorlar. Bizim çeliğimizi delebilmek için ne yeterince bilgileri var, ne gereçleri; toplarımızın tüfeklerimizin çıkardığı yıldırımları, gök gürültülerini de katın bunlara, Roma imparatorunu bile afallatacak olan o gümbürtüleri; bunların karşısında çırılçıplak insanlar, sadece pamuktan yapabildikleri bir parça giysileriyle; bütün silahları da yaylar, taşlar, sopalar ve ağaçtan kalkanlar, sözde dostluğumuza, iyi niyetimize güvenip acayip şeyler görme meraklarıyla faka basan insanlar…” (Çev: Sabahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1999)

68. Grammy ödül töreninde (1 Şubat 2026) müzisyen Billie Eilish “Çalınmış topraklarda kimse yasa dışı değildir!” derken, ayaklarını işte böyle bir tarihsel birikime basıyordu.

***

Güney Avrupalılar (İspanya-Portekiz-İtalya), bugün Orta ve Güney Amerika dediğimiz toprakları sömürürken, Kuzey Avrupalılar da kuzey topraklarını istila etti. Adlandırmalar da ona göre oldu: Manhattan’a yerleşen Hollandalılar oraya ‘New Amsterdam’ diyordu. Sonra İngilizlerin eline geçen bölge, York bölgesi üzerinden ‘New York’ olarak adlandırıldı. Orleans’ın adını yaşatmak isteyen Fransızlar, işgal ettikleri bataklık bölgeye ‘New Orleans’ dedi.

1776’da ABD kuruldu. 1861’de Amerikan İç Savaşı başladı. Savaşın temel nedeni, New England başta olmak üzere kuzey eyaletleri sanayi devrimi ve kapitalizmi sahiplenirken, tarımsal üretime dayalı Güney eyaletlerinin köle emeğinden vazgeçmemesiydi. Savaşı kuzey kazandı, ama bugün çok net görüldüğü gibi, güney de kaybetmedi.

Amerikan yerlilerini ‘rezervasyon’ denilen küçük alanlara hapsederek olgunlaşan ABD’nin en çok sahiplendiği akım ‘faydacılık’ (pragmatizm) oldu. 20. yüzyıla girildiğinde, pragmatist WASP (Beyaz Anglo-Sakson Protestan) kapitalizmi artık dünya hakimiyetine oynamaya başlamıştı.

***

1948 yargılamalarının anlatıldığı Judgment at Nuremberg/Nuremberg Duruşması’nın (1961) ikinci yarısında, ısrarla vurgulanan bir endişe kaynağı vardır: Sovyetler Birliği. Komünizm korkusu, ulusal ve uluslararası Amerikan politikasını resmi olarak ele geçirmiş, bir yıl önce deklare edilen Truman Doktrini uygulamaya sokulmuş, Soğuk Savaş başlamıştır. Böylece, Paperclip Operasyonu’nun sivil kanadı da devreye girer.

Paperclip Operasyonu, Almanya’nın savaşı kaybedeceği netleşirken ABD’nin 1945’te başlattığı, özellikle roket bilimi alanında çalışan (Wernher von Braun gibi) Nazi Partisi üyesi bilim insanlarını Amerika’ya taşıma girişimidir. Resmi rakamlara göre, 1600’den fazla bilim insanı ve teknisyen, savaş sırasında ne yaptıkları çok da önemsenmeden -belki sadece şantaj unsuru olarak önemsenmiştir- dolgun maaşlarla kıta değiştirip Amerikan silah ve uzay teknolojileri alanında çalışmaya başlar.

Bu operasyonun sivil kanadı, özellikle Kızıl Ordu’nun elinden kaçmayı başaran, çoğu Şili, Bolivya, Arjantin ve Brezilya’ya yerleşen Nazi Partisi mensuplarının Soğuk Savaş zamanında, özellikle istihbarat alanında kullanılmasıyla yürütülür. Che’nin öldürülmesi (1967) ve Şili’deki darbe (1973) başta olmak üzere, Güney Amerika’daki tüm CIA operasyonlarında Nazi ağlarından faydalanılmıştır.

***

Nuremberg’in (2025) finalinde, Douglas Kelley’nin bir radyo programında, “Amerika’da Nazi yok!” diyen programcıya söylediklerini tekrar alıntılayayım: “Evet, Amerika’da da var! Bunların kişilik özellikleri gizemli değil. Bunlar, iktidarı isteyen insanlar. Ve burada yoklar diyorsanız, şunu söyleyeyim: Halkın diğer yarısını kontrol etmeyi sağlayacağını bilseler, Amerikalıların yarısının cesetleri üzerinde yürümekten mutlu olacak insanlar bulunduğuna eminim!”

ICE adlı teşkilatın resmen Nazi polis teşkilatı Gestapo gibi çalıştığı ve Trump yanlıları tarafından inanılması güç bir aymazlık ve insan düşmanlığıyla desteklendiği, Trump’ın Obama için maymun benzetmesi yapacak kadar pervasız bir ırkçılık sergilediği günlerdeyiz. Faşistler sokaklarda Nazi bayraklarıyla yürüyüşler yapıyor.

Bu süreç nasıl ilerleyecek, bittiğinde ne tür yargılamalar getirecek, doğrusu çok merak ediyorum.

Nuremberg gibi sembolik düzeyde kalmayacağı umuduyla, bekleyip görelim bakalım...