Okul ruh sağlığı yasası

Dr. Ali EROL - Çocuk Psikiyatristi
Geçen haftaki yazımda, Nörogelişimsel, duygusal, davranışsal, psikososyal, bilişsel açılardan farklı olan bir çocuğun okulda/sınıfta zorluk yaşamasını, okuldaki/sınıftaki arkadaşlarının etkilenmesini ve etkilenen çocukların velilerinin kolektif olarak zorluk yaşayan çocuğa ve ikincil olarak da bu çocuğun ebeveynlerine zorbalık yapmasını anlatmıştım. Nasıl oluyor da veliler kolektif zorba haline geliyor? Çok boyutlu olan bu zorbalık türüyle ilgili bazı başlıkları ele alacağım.
Neoliberal dönüşümle birlikte eğitimde çocuklar proje, veliler ise proje yöneticisi gibi oldu. Ve bu sistem velileri aşırı bireysel sorumluluk altında bıraktı. Bu sistemde çocuğun tüm gündemi, eğitim ve beceri geliştiren aktivitelerle dolduruluyor; ebeveyn, çocuğun eğitimsel rotasını proje yöneticisi gibi planlıyor. Tabi proje yöneticisi olmanın velilere duygusal, davranışsal maliyetleri oluyor. “En iyi veli olmak, çocuğum için hiç bir şeyi kaçırmamak...” vb üzerinden çok yoğun performans kaygısı, rekabet, kontrol ihtiyacı, sınıf içinde zorlanma yaşayan çocukları, “çocuğumu geride bıraktırıyor” düşüncesiyle tehdit olarak algılama...
***
Bir öğrenci tehdit olarak algılanırsa, WhatsApp grubunda, okul bahçesindeki/etkinliklerdeki veli buluşmalarında önce çocuğu “hiperaktif, tuhaf davranışları var vb..” ile etiketleme başlıyor, devamında biz (sorumluluk sahibi, çocuğunu önemseyen... veliler) ve onlar (çocuğuna terbiye vermeyen, sorunlu, sorumsuz...) ayrımı oluşuyor. Biz-Onlar ayrımından sonra aynı görüşteki bireyler bir araya geldiğinde, görüşleri daha sert ve saldırgan hâle geliyor ve bir veli tek başına söylemeyeceği sertlikte cümleleri grup içinde rahatlıkla kurmaya başlıyor. Biz olunca, sorumluluk duygusu azalıyor. Utanma, mahcubiyet duyguları da azalıyor ve empatileri düşüyor. Zorbalık kolektif hale geliyor.
Avcı-toplayıcı toplumlardan günümüze kadar birçok toplumda, “düzen bozucu” olarak görülen bireyin kolektif bir ritüelle dışlanması kavramını, günümüz veli gruplarında da benzer şekilde görüyoruz. Bir bakıma, düzeni bozandan, farklı olandan, “kirliden” arınma gibi oluyor bu ritüeller. Bu arınma ritüelleri, tehlike duygusunu bireysel alandan alıp kolektif bir çerçeveye taşıyor. Böylece “tehlike”, topluluğun(velilerin) ortak kontrolü altında yönetilebilir hâle geliyor.
Güçlü bir okul ruh sağlığı sistemi olmadığı için veliler “sorunu kendi çözmek zorunda bırakılmış” hissine sürükleniyor ve yukarıdaki kısır döngüler başlıyor.
Toplumsal cinsiyetle ilgili de kısa bir ek yapmak istiyorum. Çünkü WhatsApp grubunda, okul bahçesinde, sınıf içi etkinliklerde... çoğunlukla “anneler” aktif. Toplumsal cinsiyet rollerinde, “çocuğun davranışından anne sorumludur” normu birçok kültürde olduğu gibi Türkiye’de de çocuğun, davranışı,uyumu,sınıf içi durumu,sosyal becerileri,performansı, doğrudan annenin ebeveynlik niteliğine atfedilir. Bu sosyokültürel beklenti nedeniyle, Çocuk düzen bozuyorsa annenin yetersizdir. Çocuk başarısızsa anne de başarısızdır. Çocuğun problemli görünmesi ise annenin prestij kaybını gösterir. Dolayısıyla anne grupları, sadece çocukların değil, annelerin de statülerinin karşılaştırıldığı yerlerdir. Böylece her anne, kendi ebeveyn kimliğini korumak için daha fazla tetikte oluyor.
***
Türkiye ve gelişmiş ülkelerdeki uygulamaları karşılaştırınca, Türkiye’de okul ruh sağlığı sistemi olmadığı, sorunlar bilimsel ekipler tarafından çözülemediği için, yük velilere ve öğretmenlere biniyor. Bu nedenle veli–öğretmen/idare ilişkisi kırılgan hâle geliyor, gereksiz gerilimler ortaya çıkıyor. Veliler bazen birbirine karşı da kolektif zorbalık davranışları geliştirebiliyor. Gelişmiş ülkelerde ise bu tür gerilimler sistem tarafından emildiği için çatışmalar büyümeden çözülüyor. Okullarda, davranış yönetimi, zorbalık değerlendirmesi, duygu-davranış sorunlarının klinik analizi, aile görüşmesi protokolleri, olmadığı için, boşluğu WhatsApp veli grupları dolduruyor.
Finlandiya veya Kanada gibi gelişmiş ülkelerde, davranışı farklı olan bir çocuğu önce okul psikoloğu, sonra sosyal hizmet uzmanı sonra gerekirse çocuk psikiyatrisi değerlendiriyor. Türkiye’de bu mekanizma yok. Bu yüzden, çocuğun davranışı bilimsel çerçevede değil, “anne-babası terbiye vermemiş”, “özel ilgi bekliyor”, “sınıfın düzenini bozuyor” şeklinde sosyal yargılarla açıklanmaya başlanıyor. Veliler arasında “bizim grubumuz” vs “diğer aile” ayrışması oluşuyor.
Türkiye’de öğretmen, okulda hem öğretmen, hem psikolog, hem sosyal hizmet uzmanı, hem kriz yöneticisi, hem aile danışmanı rolünü üstlenmek zorunda kalıyor. Bu çoklu rol hiçbir sistemde sürdürülebilir değildir. Normalde, davranış güçlüğü, anksiyete, dikkat eksikliği, hiperaktivite, öğrenme güçlüğü, travma sonrası davranışlar okul psikoloğu ve sosyal hizmet ekibi tarafından yönetilir. Türkiye’de bu olmadığı için sistemsel yalnızlık nedeniyle öğretmenler zorunlu olarak savunmaya geçiyor. Veliler öğretmenden: davranış düzeltmesi, psikolojik sorun çözümü, kriz yönetimi, sosyal beceri eğitimi, bireysel ilgi, özel eğitim desteği bekliyor. Oysa öğretmenin görevi eğitimdir, klinik hizmet değil.
***
Bazı veliler, öğretmenin kapasitesinin dışında olan bir sorunu öğretmene yük olarak geri veriyor. “Niye çözemiyor?” “Benim çocuğumun hakkı yeniyor!” “Sınıf yönetiminiz zayıf!” Öğretmen ise sistemsel yalnızlık içinde defansifleşir ve çatışma yükseliyor ve öğretmen ruhsal olarak zorlanma yaşıyor.
Sonuç olarak, Milli Eğitim Bakanlığı'nın verilerine göre 18 milyon öğrenci; 1,2 milyon öğretmen var. Veli sayısı net değil ama tahmini 9-12 milyon olarak düşünürsek. 30 milyona yakın yurttaşın ruhsal sağlığını ilgilendiren okul ruh sağlığı konusunda adımların atılması gerekiyor. Türk Tabipler Birliği, Türkiye Barolar Birliği, Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Psikiyatri Hemşireleri Derneği, Eğitim Sendikaları... biraraya gelip Okul Ruh Sağlığı konusunda yasal düzenleme önerilerini de içeren tartışma ve çerçeve oluşturma sürecine girse diye temeni ederek yazımı bitireyim.


