Ölenle neden ölmedik

Y. Emre Ceren
Türkçede pek bilinmeyen Robert Hertz’in Ölümün Toplumsal Yaşamı eseri Telemak etiketiyle yayımlandı.
Biz de kitabın çevirmeni Selim Karlıtekin ile kitap üzerine söyleştik.
• Kitabın yazarı Robert Hertz’den başlayalım, Türkiye’de bilinen bir isim değil ve ilk defa çevriliyor.
1881’de Paris’in kenar mahallelerinden Saint-Cloud’de Musevi bir aileye doğuyor. Fransa’nın hâlâ en büyük isimlerinin çıktığı École Normale Supérieure’de felsefe okuyor. Sınıf birincisi olarak 1904’te mezun olduktan sonra günün yükselen disiplini sosyolojiyle ilgilenmeye başlıyor. Durkheim’ın kuzeni Mauss’a daha yakın, etnolojik çalışmalara ağırlık veriyor. Bu sırada Groupe d’études socialistes’i kuranlar arasında: ‘Sosyalist Çalışmalar Grubu’nun amacı sol adaylara yerel seçimde sosyal bilimlerin araçlarını sunmak. İstatistiklerden, eldeki verilerden adaylar için stratejiler devşirmeye çalışıyorlar. Bir tür evliya kültü olan Saint-Basse üzerine doktorası, fakat I. Dünya Savaşı yazımını sekteye uğratmış. 13 Nisan 1915’te Marchéville, Meuse’de Alman kuvvetlerine karşı bir saldırıda yok yere canını kaybediyor. Durkheim ekolünden. Son yıllarda bu ekolden Marcel Mauss’un birçok çalışması Türkçeleştiyse de sıra Hertz’e yeni geldi.
• Etnolojiye, başka bir deyişle karşılaştırmalı antropolojiye, 19. yüzyılda büyük bir önem atfediliyor. Malum Marx’ın da Etnoloji Defterleri var, bu kitap bağlamında bunu biraz açabilir misiniz?
Marx’ın Grundrisse’de kapitalist üretim tarzının karşılaştığı diğer yaşam-dünyalarını altlarken (subsumption) sadece kendi tarihini teyit eden kısımları alıp gerisini sildiğinden bahseder. Marx etnoloji ilgisinde yalnız değil, 19. yüzyılın tüm düşünürleri kapitalizmin tarihi yeniden yazışının farkında. Etnoloji insan topluluklarının vücuda getirdiği yaşam tarzlarının bir galerisi aslında, bu bakımdan sonsuz karmaşıklıkta, özgün dünyalar yaratabileceğimize şahitlik eden bir bilgi türü. Dünyanın sonunu hayal etmenin kapitalizmin sonunu hayal etmekten kolay buluyorsak bu biraz da başka tecrübelerin bilgisinin, bizatihi kapitalizm ve kapitalist tarihlerin karartmaya uğramasından. Durkheim, Mauss ve Robert Hertz gibi figürler dönemin Fransız sosyalizmiyle paralel şekilde “ilkel”in bilgisini sosyolojik kurama taşıyor.
• Ölümün Toplumsal Yaşamı’na gelelim, sanıyorum metnin asıl adı bu değil?
Haklısınız asıl başlık “Ölümün Kolektif Temsili Üzerine Çalışmalara Katkı”, fakat bu yüzyıl başı üslubunun bugünün okurunda karşılık bulmayacağını düşündüğümüzden, kitabın derdini özetleyen bu başlığı bulduk. Bu makale 1907’de yayınlanıyor, Levi-Strauss’tan 40 yıl evvel yapısalcılığın bir uygulaması sayılıyor. Durkheim denince akla anomi gelir, ama aslında uyumu araştırdığından uyumun yokluğu olarak çalışır anomiyi. Toplumsal mekanizmaların sağlıklı işleyişi Durkheim sosyolojinin temelindedir. Fakat Hertz toplumsalın kırıldığı, önyargıların yoğunlaştığı (bir başka çalışma alanı ‘sağ elin üstünlüğü’dür misal), negatifin öne çıktığı meseleler. Hertz ölümle, mutlak negatifle, insanlar nasıl başa çıkmış, nasıl olup da bundan yaşam galip çıkmış bunu merak ediyor.
• Bu son dediğinizi biraz açabilir misiniz?
Bugün birisi vefat ettiğinde hemen ruhundan, huzur bulmasından, göklerden bizi izleyeceğinden bahsedebiliyoruz. Çok geniş bir metafor, kavram, kalıp söz kataloğu önümüzde birdenbire açılıyor. Bizler çok eski zamanlarda ölümü alt etmiş olmaktan dolayı ölümün sarsıcılığını –ilk anki şokundan sonra– yumuşatıp ehlileştiren toplumsal kabul ve adetlere sahibiz. Misal, neden ölenle ölünmesin ki? Toplumlar tarih boyunca ölüm olgusunun yıkımının önüne geçmeye çabalıyorlar. Robert Hertz çifte gömme dediği bir mekanizmayı keşfediyor. Bu mekanizmanın en ilkel formunu Sulawesi Dayakları arasında buluyor. İlkel kelimesi burada aşağılamadan ziyade ‘ham’ anlamında: bahsettiği mekanizma modern toplumlarda da var, fakat şekil değiştirmiş haliyle. İlk gömüde ölenin bedeni dünyada onu tanınır kılan tenselliğinden arındırılır; bazı toplumlar hayvanlara terkeder, bazıları açıkta çürümeye bırakır. Geriye kemikler kalınca, artık dünya üzerinden sıyrılınca kemikler bu sefer toprağa gömülür ki ruhu huzur içinde ebedi hayatına başlasın. Çeşitli inançlarda çeşitli şekillerde bu süreç örgütleniyor. Hertz’in bu süreçte gördüğü ise insanların ölüm olgusunun yıkımından toplumu korumak için ruhu icat etmesi. “Ruhu bizimle yaşıyor” dediğimizde aslında söylediğimiz şey bu: ölümü alt eden bir ifrat atfediyoruz naaşa. Ölümü aşan bu aşırılık toplumsal bedene katılan, toplumun kolektif belleğine kazının bir iz. Kitapta Hertz bu süreçleri büyük bir sabırla, karşılaştırmalı verileri sunarak, ağır çekimde bizlere aktarıyor. Gömüler sırasında ve ertesindeki ritüeller, toplulukların bu sürece dair ürettiği tabular, ölümü muhasara altına almaya çalıştığımız mimari/mekânsal çözümler detaylı bir şekilde ele alınıyor.
• Hertz’in kuramı bugüne ne söylüyor?
Hertz’in çalışması ölümsüzlüğü yenmeye çalışanların milyar dolarları araştırmalara sarfettiği bir dönemde daha da önem kazandı. “Çevirmenin Notu”nda geniş bir atıf listesiyle son 25 yılda dahi ne kadar büyük bir ilgiye mazhar olduğuna işaret ettim. Ölülerin yakılmasından dijital personaların ölümüne birçok yeni alanda Hertz’ Yeni spiritüelizmler her köşeden fırlıyor, yaşamın sonsuz olumlanmasına ölümün yeni anlamlandırılma şekilleri eşlik ediyor. Hertz tüm bunları kuramsal olarak ele almaya imkan veren bir yaklaşım geliştiriyor. Toplumlar ölümü nasıl işliyor? Ölüm gibi bir olgu nasıl toplumsal bir yaşama sahip oluyor? Bu yaklaşımın teorik jestini kavradığınızda bambaşka fenomenlere de uygulayabilirsiniz. Tekrar sorunuza dönersek, ortalama insan ömrünün tarihsel zirve yaptığı bir zamandayız fakat buna gezegenin ölümü eşlik ediyor. Ölüm Terbiyesi yazarı Zeynep Sayın bu kitaba sunuşunda tam da bu ikileme eğiliyor: gezegenin ölümünün toplumsal yaşamını biz nasıl örgütlüyor, bu negatifliği nasıl ehlileştiriyoruz?


