Oligarşik faşizm ve daimi yabancılar sorunu

Nafiz ÖZBEK*
Yıllardan beri aynı şey: Önümüzdeki seçim sürecinde Almanya’da siyasi partilerin çoğunda, özellikle iktidarda olan veya ana muhalefeti teşkil eden partilerde, seçim malzemesi olarak yüzeye çıkan konu yine göçmenler ve sığınmacılar. Bu konu 23 Şubat 2025 günü yapılacak olan federal seçimin arifesinde de değişmedi. Oysa gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin hepsinde mevcut krizler varken ve esasında yoğun göç hareketleri de bu krizlerin bir sonucu iken, kapitalist dünyanın dördüncü aktörü Federal Almanya siyasetçilerinin sosyoekonomik sorunları geri planlara bırakıp, en başta suçu göçmenlere atmakta mahir olduklarını bir kez daha gösterdiler.
Aşırı ırkçı, milliyetçi ve faşist kültürü temsil eden AfD, diğer sözde demokratik parti ve kuruluşları da önüne katarak, aynı zamanda ABD milyarderi Elon Musk ile Donald Trump ve Vladimir Putin gibi oligarşik sistem aktörlerinin aktif destekleriyle, “yabancılar sorunu” diye tanımladıkları dışlama siyasetini devam ettirmekte kararlı olduğunu defalarca sergilediler. Almanya’nın kamu medyası da bu pazarlamayı son dönemlerde reklam niteliğinde defalarca ekrana taşıdı. Hemen her gün düzenlenen açık televizyon tartışmalarında “yabancılar sorunu” gündemin ilk maddesi olmayı ve AfD’yi yüzde 20’lere (doğu eyaletlerde yüzde 30 ve fazlası) çıkarmayı sağladı diyebiliriz.
Muhafazakâr taraf, yani CDU/CSU, Sosyal Demokratlar, yani SPD, ve kendini sıfırlamak üzere olan Liberaller, yani FDP, her ne kadar nüans farkı olsa da, benzer şekilde bir tutum sergilemekle seçim kazanmanın yollarını aradılar, arıyorlar. Bunları birleştiren konuların başında “izinsiz göç”, “sosyal yardım peşinde koşan, çalışmayan, sosyal külfet teşkil eden ve acilen sınır dışı edilmesin gereken sığınmacılar” ve “yabancıların yüksek kriminal olaylara karışması” geliyor.
IRKÇI SALDIRILAR KATLANDI
Son bir kaç ayda sığınmacı statüsündeki saldırganların işlediği ve çeşitli şehirlerde çok insanın ölümüyle sonuçlanan saldırılar, bu tartışmalarda yaşanan aşırılığı körükledi. Bu saldırıların ardında hangi karanlık güçlerin olduğu tam aydınlanmasa da, yabancılar tarafından işlenen bireysel suçlarda müthiş artış varmış gibi sergilendi. Tartışmalar her zaman olduğu gibi yine bu eksende devam ediyor. Almanya’ya yasal veya yasadışı giren göçmenlerin bir kısmı, gerçekten de en az buradaki topluma uyum konusunda isteksiz bir tutum sergiliyor olabilir. Savaş göçmeni (örn. Ukrayna-Rusya savaşı) olanları dışarda tutarsak özellikle Müslüman ülkelerden gelenlerin içinde bir kesim şiddet yanlısıdır.
Ne var ki, bu tartışmalara mesafeli bir bakış noktasından bakıldığında şu gerçek de göz ardı edilemez: 2014 ile 2024 yılları arasındaki on yıllık sürede Almanya’da ırkçı saldırılar nerdeyse üçe katlandı! 2014’te Alman ırkçıları göçmenlere karşı 17 bin saldırı düzenlerken, bu sayı 2024’te 41 bin 500 civarında (bk. Bundeskriminalamt, BKA 2024 istatistikleri)! Bu, günde 113 saldırı, ayrıca her gün 3 şiddet saldırısı demektir. Geçtiğimiz yıllarda Alman Neonaziler tarafından öldürülen insanlar toplumun hafızasında korunsa da ilginç olan şey şu: Ufak sol parti ve gruplar dışında hiçbir siyasi kurum bunu gündeme almadı, almıyor.
‘GÜÇLÜ OLAN KAZANIR’
Oligarşik ABD yönetimi veya AB yönetimleri olsun, göçmenlere karşı duvar örmekte birbiriyle benzer ölçekte yarışırken yoksul dünyaya vermek istedikleri mesaj ortada: Güçlü olan kazanır, biz güçlüyüz, kazanacağız. Yeryüzünde sayıları bir kaç bini geçmeyen milyarderler, yoksullara karşı inanılmaz bir bölüşüm savaşı yürüttüklerini ve bu savaşı kazanacaklarını, ABD’li milyarder Warren Buffett’ın 2006 yılında New York Times ile yaptığı röportajdan aktaralım.
Röportajı yapan gazeteci soruyor: “Yoksullar ve zenginler arasında bir savaş olacak mı?”. Warren Buffett cevaplıyor: “Bu nasıl soru, tabii ki böyle bir savaş var ve bu savaşı biz zenginler başlattık, biz zenginler kazanacağız!”
Günümüzün dünyasında en büyük sorunların kaynağı esasında işte bu savaştır. Demokratik toplumlar ve sistemler bu yüzden inanılmaz baskı altındadır; toplumlardaki ideolojik, dinsel, siyasal ve sosyal bölünmelerin ardında yatan mekanizmayı kavramak işte bu yüzden önemlidir. Oysa eşitlik, demokrasi ve barış gibi konularda bir insan diğer insanın, bir toplum diğer toplumun düşmanı değildir.
*Eski IG Metall Sekreteri


