Google Play Store
App Store

Günlerdir o fotoğrafa bakıyoruz. Beyaza boyalı bir odanın ortasına yerleştirilmiş hasta yatağında bir kadın, dizleri karnına çekili,...

Günlerdir o fotoğrafa bakıyoruz. Beyaza boyalı bir odanın ortasına yerleştirilmiş hasta yatağında bir kadın, dizleri karnına çekili, kolları bacaklarına kilitli, bakışları donuk, bir başına ölümü bekliyor. Güler Zere artık ne konuşabiliyor ne de yemek yiyebiliyor. Floresanın buz beyazı ışığı altında, yalnız, gözlerinin kapanmasını bekliyor. Kızı için her gün hastane önünde oturma eylemi yapan baba Haydar Zere ise, Balcalı Araştırma Hastanesi’nin güneş görmeyen zemin katındaki mahkûm koğuşunda ‘tedavi gören’ ve cezası ertelenmeyen Güler’i ancak haftada 15 dakika görebiliyor. Tedavisi bittiğinde, kalan cezasını tamamlaması için kızını kendi elleriyle teslim edeceğini söylese de, birileri onu öldürmeye kararlı görünüyor.
•••
Güler Zere 34 yıllık hapis cezasının 14 yılını geride bıraktığı Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeyken ağız kanserine yakalandı. Çukurova Üniversitesi Balcalı Araştırma Hastanesi’nde ameliyatla damağı alınan Zere için, üniversite tarafından hazırlanan raporda kanserin ölümcül olan dördüncü evreye ulaştığı, dolayısıyla radyoterapi içeren yoğun ve ağır bir tedaviye ihtiyacı olan Zere’nin, bu koşulların sağlanabileceği bir sağlık kuruluşunda tedavisinin yapılabilmesi için iyileşinceye kadar infazının ertelenmesinin uygun olduğu belirtildi. Zere’nin avukatları, tedavinin cezaevi koşullarında sürdürülemeyeceğinin belirtildiği bu rapor üzerine Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na, cezanın ertelenmesi talebiyle başvurdu. Savcılık üniversite hastanesinin raporunu yeterli görmeyerek, son üç yıldır skandallarla gündeme gelen ve daha ‘güvenilir’ bulduğu İstanbul Adli Tıp’tan rapor istedi. Bunun üzerine ağır yaşam riski olduğu belirtilen Güler Zere, 14 saatlik karayolu yolculuğuyla Adana’dan İstanbul’a getirilip kontrolden geçirildi. 15 dakikalık kontrol sonrası Zere, dinlendirilmeden bir 14 saati daha dönüş yolunda geçirdi. Güler Zere bu 28 saatlik işkence yolculuğu sonrasında Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’nun, ‘hastanenin mahkûm koğuşunda tedavi edilebilir’ yönündeki raporunu almaya ‘hak kazandı’! Zere, 28 saat yolu, ölüm fermanını alabilmek için gitti!
•••
Kanser hastası Güler Zere’nin, Çukurova Üniversitesi’nin “ağır ölüm riski var” uyarısını dikkate almayarak, tahliyesine gerek olmadığına ilişkin rapor veren İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu, Susurluk davası hükümlüsü eski Özel Harekat Daire Başkanvekili İbrahim Şahin’e 2003 yılında sürekli hasta raporu vererek Şahin’e af yolunu açmıştı. Bu raporuyla eleştirilerin hedefi olan Kurum Başkanı Nur Birgen, geçmişte de işkenceyi görmezden gelen raporlar düzenlemekten meslekten alı konma cezası almış ancak, Türk Tabipleri Birliği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Adli Tıp Uzmanları Derneği’nin itirazlarına rağmen 3. İhtisas Kurulu Başkanlığı’na getirilmişti. Adli Tıp’ın verdiği raporların tek dayanak olmadığını, olmaması gerektiğini söyleyen Türk Tabipleri Birliği Başkanı Gençay Gürsoy, üniversitelerin tıp fakültelerince verilen raporların da dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Buna karşın alınan kararlar bize, siyasi tutuklu ve hükümlülere karşı adil, insani bir tutumun sergilenmesi yerine nasıl ideolojik reflekslerle hareket edildiğini apaçık gösteriyor. Aksi halde, JİTEM’in kurucularından olduğu iddia edilen ve terör örgütü üyesi olmakla suçlanan emekli Albay Arif  Doğan hakkında hazırlanan sağlık raporunda, şeker hastası ve kalp yetmezliği bulunan Doğan’ın, cezaevi şartlarında tedaviyle şifa bulamayacağı belirtilip tahliyesine karar verilirken, ağır kanser hastası Güler Zere’nin, güneş görmeyen bir bodrum katında ölüme terk edilmesinin başka bir açıklaması olmalı! Yaşam hakkı herkes içindir.
•••
İnsan Hakları Derneği, 2009 yılı başından beri, çeşitli terör suçları nedeniyle cezaevinde bulunan 6 mahkûmun ağır hastalık koşullarına rağmen tahliye edilmedikleri için öldüğünü açıkladı. Bunun yanında Güler Zere gibi çok sayıda hasta da ölümü bekliyor. Bu ülkenin içerdeki insanları da dışarıdakiler kadar en temel hak olan yaşama hakkına sahip. İnsan hakları konusunda geri düşmekte inanılmaz bir hevesle en önde koşturan Türkiye’de yasalar herkese eşit uygulanmalı. Ölmeye yatan bir mahkûmun, anne ve babasının elini tutarak gitmesine izin verecek vicdanlar tekrar yeşertilmeli.