Ömür avcıları ve plastik dünyamız
Hepimizin aklından geçen, türlü sağlık sorunlarını, iktidar olmak hırsıyla aşan, başkalarının sağlığını tepeleyerek yaşamlarını sürdüren siyasetçilerin sırrının ne olduğuna “yaşamak arsızlığı” demekten başkası gelmiyor elimden

Bugünlerde iki şeye yakından tanıklık ediyoruz. Bunlardan biri bilim ve teknolojide bir süper gücün son hız kendini imha etmesi, diğeri de yüzlerce yıl can vererek, türlü ezalar göğüslenerek kurulan demokrasinin yerle yeksan edilmesi. İkisi de hayaletler mezarlığından kaçan grotesk karakterler eliyle gerçekleştiriliyor.
Bugünlerde üç şeyin endişesini taşıyoruz. İklim krizi, yeni bir pandemi olasılığı ve bilim karşıtlığı. Bir geçmişimizi silip atıyor, öbürü kalabalıkların geleceğini imha ederek geleceği şimdiden yalnızca kendisine ipotek ediyor. Bilim ve demokrasi çok yakın ilişkili. “Bilimin bize sunduğu tek ödül, kendimizi aldatmamaktır” diyor Carl Sagan. Kalabalıkların aldanmasını kastedenlerin bilimle ve demokrasiyle arasının iyi olması beklenilemez elbet. Bilim karşıtlığında iddialı bir ismi “Sağlık Sekreteri” yapan yeni ABD yönetimi, en ölümcül kanserlerin tedavisinde önemli adımlar atan, kanıtlı bu adımların gelecekte kanserin önlenebileceğini duyumsattığı tüm çalışmaların fonlarını kesti.
MAHA
Çocukluk çağı aşılamalarında geri adımlar atıyor, kızamık salgını, gıda aracılı Salmonella (paratifo ve tifo etkeni) salgınları, sinek aracılı hastalıklar tırmanıyor. COVID-19 pandemisinde, özellikle kırılgan gruplarda milyonlarca ölümü önleyen aşıların geliştirildiği mRNA platformunu, mevcut ve gelecek çalışmaları kapattı. Bilim ve teknolojinin öncülüğünü yapan kurumları kapatıyor ya da kısıtlıyor. Harvard’da okurken yanında eroin bulundurduğu için gönüllü çevre çalışmalarına katılma yükümlülüğü sırasında başlayan çevre savunuculuğunu, aşı ve bilim karşıtlığına evirerek servet ve kariyer yapan Robert F. Kennedy, Jr. yeni görevinde “"Amerika'yı Yeniden Sağlıklı Yap” (MAHA; Make America Healthy Again ) girişimine öncülük ediyor. Ancak gıda sektörü, ülkesini kaplayan yapay ışıklar, pestisitler ve plastik konusunun sağlıklılıkla ilişkisini kurmamış ya da söylemle eylem arasında sıkıştırılmış görünüyor.
PLASTİKLER VE SAĞLIK
Çok önemli bir araştırma yayınlandı, kıyamet kopartması gereken bir araştırma bu. Yerküreyi, günlük hayatımızı kaplayan plastiklerin, karotis arterindeki (şah damarı olarak da bilinir) aterom plaklarında bulunduğunu, bunun yalnızca kalp krizi ve inme riskini değil bunlardan ölmek riskini de iki kat artırdığını gösteren bu araştırma önemli bir Tıp Dergisinde*(N Engl J Med. 2024 March 07; 390(10): 900–910. doi:10.1056/NEJMoa2309822.) yayımlandı.
Derginin bölüm editörü Philip Landrigan; “Aterosklerotik plaklarda mikroplastik ve nanoplastiklerin bulunması, bir dizi acil soruyu gündeme getiren çığır açıcı bir keşiftir” diyor (https://doi.org/10.1056/nejme2400683). Önceleri ucuz ve kolaylaştırıcı bulunan plastikler her yerde ve üretimin 2040 yılında iki kat, 2060 yılında üç kat artması bekleniliyor. Ancak artık çok sayıda kanıt, plastiklerin göründüğü kadar güvenli veya ucuz olmadığını gösteriyor.
Kanserojen, nörotoksik ve lipit metabolizmasını bozduğu bilinen binlerce kimyasal katkı maddesi içeriyor. Yutma ve solunması sonucunda, insan dokularına yerleşebiliyor - sindirim sisteminde (kolon, karaciğer), lenf düğümlerinde, dalakta, akciğerde, plasentada ve hatta beyin dokusunda yoğunca olduğu bulunmuş (https://www.nature.com/articles/s41591-024-03453-1).
ULUSAL SAĞLIK
Türkiye’de tüm yaz boyunca damarlarımızın üzerinden geçen aşırı sıcak hava, hiç hız kesmeyen COVID-19, çevresel ve bireysel hiçbir önlem almayan Sağlık Yönetimi, demokrasiye ve gençlere yöneltilen şiddet bileşenlerinden oluşan talihsiz denklemin kaçınılmaz sonucu, hastalıklı ve tamamlanmayan, erken sonlanan çileli ömürlerimiz. Otokratlar elbette bilim ve bilim insanın hatırını saymayacak, elbette doğada yetişen her otu, bitkiyi bir kapsül yapmayı ve satmayı düşleyenlere yakın olacak. Hız kesmeksizin çocukların, etnik grupların, göçmenlerin, az gelirlilerin sağlığını imha ederek, yalnızca kendisinin sonsuza dek yaşamak arzusunu kamçılayan ABD yönetimine karşı ulusal tıp, bilim ve halk sağlığı örgütleri ortak bir çağrı yayınladı.
Aslında pandemide yalnızca bulaşıcı değil bulaşıcı olmayan hastalıkların da sınıfsal olduğunu not alan yönetimin meselesinin sağlık değil, ekonomiye katkısı değil yükü olan nüfusun gözden çıkarılması olduğu apaçık. Çünkü “MAHA” hareketinin başlığı pek afili görünse de bu çağrıda madde madde belirtilen ulusun sağlığını koruyacak her uygulamayı imha edenlerin, sağlık için gerçek tehditler ile aslında müşterek tutumları, ben ve pek çok sağduyulu bilim insanın bu vahim endişesini destekliyor. (https://www.idsociety.org/news--publications-new/articles/2025/joint-statement-calling-for-secretary-kennedy-resignation/)
Bu esnada aynı ülkenin milyarderlerinin son 25 yılda “uzun ömürlülük; longevity” sektörüne 5 milyar doların üzerinde yatırım yaptığı anlaşılıyor. Yatırımların çoğu, hücresel yaşlanmayı tersine çevirme, yaşa bağlı hastalıkları tedavi etme ve sağlıklı yaşam süresini uzatma gibi hedeflere odaklanan “start-up” lara sağlanmış (https://www.wsj.com/health/wellness/billionaires-longevity-health-04dd205c).
Ama hiçbirinin o mucize formülü bulamayacağı açık, çünkü yönlenimleri bilimin bulduklarına dayanmıyor, yöntemlerine yaslanmıyor ve kestirme ve satış hedefli. İronik mi, trajik mi demeli bilemiyorum, zira bu ahmak zorbalık yaslandığımız güvenli her şeyi imha ediyor, bir formül bulunabilecekse bu da yok ettikleri gerçek sağlık yatırımları ve ilgilenmedikleri çevresel hasarlar nedeniyle ufkumuzdan kayboluyor. “Gençken zengin olmak istiyorlardı. Zenginken genç olmak istiyorlar” diyor Eric Topol (tıp ve bilim araştırıcı ve yazar).
Yalnızca kendilerinin satın alabilecekleri, kanıta ulaşan çalışmaları olmadığından neyi, nasıl desteklediği bilinmeyen, içerikleri etiketleriyle uyuşmayan ve neye göre “daha sağlıklılık ” vadettikleri anlaşılamadığından yararları da kuşkulu destek ürünlerini destekliyorlar.
Şimdi 150 yıl yaşayabilecek kişilerin çoktan doğmuş ve aramızda olduğu varsayımı var. Ama “uzun bir ömür mü “ yoksa “sağlıklı bir ömür mü” sorusu da yükseliyor çünkü ikisinin bir arada bulunma olasılığı kronolojik yaş arttıkça azalıyor.
Ben şimdilik, hareket, işlevselliğin sürülmesi, artan infeksiyon duyarlılığını aşılar ile karşılamak, yaş ilerledikçe körleşen bağışıklık sistemini gözeterek infeksiyonlardan korunmak ve bu acımasız çarkta, sistematik olarak yok sayılma hatta aşağılanma kültürsüzlüğünde ”yaş almak” meşakkatine karşı zihinsel ve ruhsal olarak hazırlanmak önemli diyebiliyorum.
EGZERSİZ VE KANSER
Yeni yayınlanan, tek bir egzersiz seansının bile kanser hücresi büyümesini yavaşlatabileceği yönünde önemli bir araştırma bulunuyor (https://doi.org/10.1007/s10549-025-07772-w).
En basit ve iyileştirici hareket pratiğinin yakın çevrede, açık havada yürümek ya da evde yapılan basit egzersizler olduğunu düşünüyorum. Şunu kabul etmeliyiz ki buyurgan, hastanın kendisini görmezden gelen tıp da aslında insanların bu tuzaklara düşmelerinin nedenlerinin başında geliyor. Ama bilim ve akıl bu zorbalık karşısında öyle savunmasız ve ürkütücü şekilde tuzla buz oluyor ki şimdilik bu eleştiri hatta eleştirel düşünme niyetimi erteliyorum.
Hepimizin aklından geçen, türlü sağlık sorunlarını, iktidar olmak hırsıyla aşan, başkalarının sağlığını tepeleyerek yaşamlarını sürdüren siyasetçilerin sırrının ne olduğuna gelince,” yaşamak arsızlığı” demekten başkası gelmiyor elimden.
Çünkü olmadık yerlerde, olmadık zamanlarda kendilerini gerçekleştiren virüslere benzetiyorum onları. “Bilim evrenin kapısını açtı, bizi yıldızlara çıkardı” Carl Sagan. Ömür avcıları evrenin kapısını kapatacaklar mı bilmiyoruz. Ama “Bilim aklın şiiridir; şiir de yüreğin bilimidir” Maksim Gorki’ye selam ile şiir de bilim de son nefesimize kadar savunulması gereken son kalelerimiz.


