Google Play Store
App Store

AKP’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu, bakanlığının ilk günlerinde öğrenci kıyafetlerinde serbestliği tartışmaya açtığında...

AKP’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu, bakanlığının ilk günlerinde öğrenci kıyafetlerinde serbestliği tartışmaya açtığında gerekçelerini de anlaşılır bir şekilde ortaya koymuştu. Mumcu, insanların kendilerini öncelikle kıyafetleriyle ifade ettiklerini belirterek çocukların bundan mahrum bırakılmamasını savunuyordu.
Erkan Mumcu’ya ilk itiraz kendi bürokratlarından gelmişti: Talim ve Terbiye Kurulu başkan ve üyeleri, önlüğün sınıf farkını gizlediğini bundan dolayı korunması gerektiğini savunuyorlardı. İtirazını bu biçimde sürdüren başkan yardımcısına, önlüğün, yoksulluğu değil zenginliği gizleyen bir örtü olduğunu söylemiştim. Gerçek de bu değil mi? Bu kadar yaygın ve belirtileri bir o kadar fark edilebilir olan bir şey (yoksulluk) nasıl gizlenebilir.
Öğrencilerin okullarına serbest kıyafetlerle gitmesini öteden beri savunuyorum. Çocuk da olsa bir kişinin giyeceğini kendinin belirlemesinden yanayım. Bu yaşta kullandırılmayan kıyafet özgürlüğünün, ileriki yıllarda nasıl hoyratça kullanıldığına hepimiz tanığız. İlk gençlik dönemlerinde markaya yönelme, kıyafetine eziyet etme belki de kazandırılmamış bir davranışın kötüye kullanımının bir belirtisidir.

ÇUBUKÇU UYGULAMAYI KALDIRMIYOR
Öğrencilerin serbest kıyafetleriyle okullarına gidebilmelerinin yedi yıl aradan sonra tekrar gündeme gelmesi, bu konunun bir sonuca bağlanacağı izlenimi yarattı. Birçok yazar, öğrenci kıyafetlerinin serbest bırakılacağını yeni bakanın açtığı bir tartışma gibi algıladı ve yorumlarını buna göre yaptı. Kahvaltılı toplantılarda Bakanı etkilediği söylenen Taraf yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, “Nimet Çubukçu gerçekten eğitim alanında özgürlükçü-demokrat reformlar yapmak isteyen bir bakan” diye yazdı.
Oysa bana göre, düzenlenen çalıştay dönemin Milli Eğitim Bakanı tarafından Eylül 2008’de 2009-2010 öğretim yılında mavi önlük zorunluluğunun kaldıracağı açıklamasını ertelemekten başka bir anlam ifade etmiyor. Yani Nimet Çubukçu’nun çabası, mavi önlük uygulamasını kaldırmak değil, önümüzdeki öğretim yılında kaldırılması kararının ertelenmesine yaradı.
Bakanlığın açıklaması benim bu yorumumu doğruluyor. Bakanlıktan yapılan açıklamada “Konunun en önemli taraflarından birisi olan tekstil sektörü temsilcileri de uygulamanın daha sonraki bir tarihe bırakılmasını aksi halde sektörün ekonomik olarak olumsuz yönde etkileneceğini ifade etmişlerdir.
Bakanlığımız ile tekstil sektörü temsilcileri arasında gerçekleştirilen görüşmeler sonrasında, stokta bekleyen ürünler tüketilinceye kadar mevcut kıyafetlere devam edilmesine karar verilmiş ve belirlenen modellere uygun hazırlıkların yapılması için proje ileri bir tarihe ertelenmiştir” deniyor. Bakan, açıkça pedagojik gerekçelere dayandırmadan, tamamen piyasa (ekonomik) kurallarına uymadığı için uygulama takvimi belirlenmiş politikanın uygulanmasını erteliyorum diyor, kimileri de ona sen devrimcisin(!) diyor.
Sabah yazarı Engin Ardıç bu noktada ilginç bir çıkış yapıyor. Öğrenci kıyafetlerinin serbest bırakılması kararına darbeci bir çözüm öneriyor. “ ‘Bakanlık olarak bir politika oluşturacağız’ demiş Nimet Hanım. Bakanlık olarak politika oluşturulmaz. Siz emir verirsiniz, uygulanır” (Sabah, 3 Temmuz 2009) diyor, liberallerin başı olarak. Bu lafı biz etsek kim bilir neler derlerdi… Liberal özgürlükçülük böyle bir şey demek ki?
Özel okulların
fiyatından
şikâyetçi misiniz?

BİR öğrenci velisi, özel okulların fiyatlarından yakınan bir mektup göndermiş. “Bu konuyu siz de gündeme getirseniz…” diyor.
Eğitimin ticarileştirilmesine karşı biri olarak özel okulların belirlediği fiyata itiraz hakkımız yoktur. Hem özel okulların işletme mantığı ile çalıştığını söyleyip hem de neden fahiş fiyat istiyorsunuz demek doğru olmaz.
Benim bu öğrenci velisine önerim;  çocuğunu, evinin yüz metre ötesindeki devlet okuluna göndermesidir. Böylece servis, beslenme, ücreti gibi fazladan giderlerden de kurtulacaktır. Aynı hizmeti çok daha ucuza almak varken (İsterse devlet okulunun para toplamasına itiraz ederek bedavaya da getirebilir.) neden gereksiz yere paranızı çarçur edesiniz ki…
Çocuğunu özel okullarda okutarak statü de satın aldığını düşünenlerin zaten yakınmaya hakkı yoktur. Bedelini ödeyeceksiniz.  
Liseler
ne zaman
üç yıla
inecek...
MİLLİ Eğitim Bakanlığı’ndan peş peşe gelen açıklamalar eski Bakan Hüseyin Çelik’in tasfiye edildiği tespitimi doğrular nitelikte. Bu, aynı zamanda AKP iktidarının eğitim alanındaki geçmiş yedi yıllık uygulamalarının başarısızlığının da itirafı anlamına geliyor. Ders programlarının yeniden ele alınması, buna bağlı olarak ders kitaplarının yeniden yazılması; çiçeği burnunda Seviye Belirleme Sınavları’ndan (SBS) vazgeçileceğine ilişkin açıklamalar, sözleşmeli öğretmenlik uygulamasından geri adım atılması bunca yılın heba edildiğinin kabulü değil de nedir?
Öyle sanıyorum ki önümüzdeki günlerde liselerin tekrar üç yıla indirilmesi de gündeme gelecek. Dincilerin tepkisine rağmen okul öncesi eğitimin zorunlu olması, liselerde tekrar eski sisteme dönüşün işareti sayılabilir. Biliyorsunuz, liselerin dört yıla çıkartılması, rasyonel gerekçelerle eğitim çevrelerinde kabul görmemesine rağmen Hüseyin Çelik’in tek başına aldığı bir karardı.