Onur Akın: Artık isme değil fikre şarkı yaparım
Kemal Kılıçdaroğlu’na 2014’te seçim şarkısı yapan Onur Akın, “O şarkı için “pişman mısınız” diye çok soruldu. Hayır, değilim. Çünkü sanatçı dönemine tanıklık eden, dönemine dair ürün veren, belge bırakan insandır. Ama artık kararımı verdim: bundan sonra isimlere değil, fikirlere şarkı yapacağım” dedi.

Işıl Çalışkan
Tam 38 yıldır aynı inançla üretmeyi sürdürüyor. “Selam Söyle Tarık Akan”da bir dönemin aydınlarına selam gönderiyor, “Gezi Marşı”yla sokağın direnişini kayda geçiriyor. Aşkı da umudu da hüznü de en derinden notalara işliyor.
BirGün TV’de yayımlanan Işıl Işıl Sahne’de buluştuğumuz Onur Akın’la, müzikle geçen bir ömrün izlerini, inancın ve direncin şarkılarını konuştuk.
• İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunusunuz. Gazetecilik eğitiminizin şarkı sözü yazarlığına ve toplumsal duyarlılığınıza nasıl katkısı oldu?
Gazetecilik, isteyerek ve birinci tercihle girdiğim bölümdü. Basın Yayın Yüksek Okulu, yani bugünkü adıyla İletişim Fakültesi. 12 Eylül’ün hemen sonrasındaki yıllardı, 1985… Bütün antidemokratik uygulamalar devam ediyordu. Türkiye’nin neredeyse gençlerinin yarısı cezaevindeydi. Müthiş bir baskı vardı. Demokrasi bir hayaldi. Biz, demokrat, solcu gençler olarak kendi kendimize örgütlenmeye çalışıyorduk.
Üniversiteye her gün sazımla giderdim. Bizim kuşak politikleşirken, ben o politik kuşağın ozanı oldum. Elinde sazıyla, sakallı bir genç... Sakal bırakmıştım çünkü 17 yaşındaydım, daha büyük görünmek istiyordum. Üniversitede nerede bir eylem varsa, bir bakardınız, bir çocuk elinde sazla şarkı söylüyor — o bendim!
Gazetelerde YÖK protestoları, eylemler haber olurdu, fotoğraflarda hep ben çıkarım. O yıllarda yazdığım şarkılar, besteler hep toplumsal içerikliydi. Çünkü basın-yayın gibi sosyal bir okulda okuyordum. O dönem konservatuvarda okuyanlar daha ürkekti; politik olmaktan kaçınıyorlardı. Ama bizim fakülte —basın yayın, hukuk, siyasal— o kampüs bütünüyle politikti.
Enver Gökçe’nin “Biz bir yiğit kişiydik, bütün hürriyetler bizden uzaktı” dizesiyle yaşardık. Gerçekten öyleydi. O dönemde sanatsal yeteneği olanlar; şiir yazanlar, saz çalanlar, gitar çalanlar farklı bir şey yaptı. Gruplar kurduk, şarkılar ürettik. Sanatla direnişin sesini oluşturduk. O gençlerin arasında en popülerlerinden biri de ben oldum. Çünkü yaptığım besteler çok sevildi. Henüz kasete girmeden, forumlarda, eylemlerde söyleniyordu. Sonra plak şirketleri bana ulaşmaya başladı.
Yani eğer o yıllarda konservatuvarda okusaydım, böyle politik şarkılar yazmazdım. Ama basın-yayında okumak beni doğrudan hayatın içine, toplumun kalbine koydu.
• Gazetecilik okumuşsunuz ama müzik ağır basmış.
Evet. Gazetecilikte okurken hiçbir zaman aktif olarak bu mesleğe girmedim. Müzik odam vardı, orada çalar söylerdim. Ama halkımın, toplumun sorunlarına duyarlılığımı hiç yitirmedim. En zor zamanlarda elimi taşın altına koydum. Gezi olaylarında oradaydım, onun marşını yaptım. Sivas katliamında Sivas’ın türküsünü yaptım. Yaşadığımız her toplumsal olayı kendi yeteneğimle belgeye dönüştürmeye çalıştım. Her birinin bir şarkısı, bir türküsü oldu. “Bekle Bizi İstanbul”, “Haramilerin Saltanatını Yıkacağız” gibi şarkılar hâlâ dillerdeyse, hâlâ bir direniş simgesiyse demek ki bu ülkenin hikâyesi bitmedi.
ROCK’IN İSYANINI BİZ ÜSTLENDİK
• Özgün müzik bir dönem bir topluluğun kimliğiydi. Sizce bugün hâlâ toplumu aynı şekilde etkileyebiliyor mu?
80 öncesinde özgün müzik toplumsal bir hareketin sesi gibiydi. O dönemle birlikte sosyolojisi, psikolojisi, siyasal ortamı da şekillendiriyordu. Ama bugün bile o ruhu sürdüren insanlar var. Politikaya, halkın derdine, adalete duyarlı, bunu şarkısına yansıtan müzisyenler hâlâ direniyor.
Rock kültürü aslında dünyada isyanın müziğidir. Ama Türkiye’de rock felsefesi tam oturmadı. Yani rockçılığın özündeki başkaldırı, sistem eleştirisi bizde eksik kaldı. O boşluğu biz, özgün müzikçiler doldurduk. Yani yıllarca rockçıların yapması gereken isyanı, başkaldırıyı biz yaptık.
Rock bir felsefedir. Dünyada kökeni, amacı, duruşu budur: sisteme, düzene, hegemonyaya karşı bir başkaldırıdır. Bizdeyse bu ruh eksikti. Sırf distortion gitar çalmakla rockçı olunmaz. Rock bir kafa yapısıdır. Biz o kafa yapısına sahip bir kuşaktık; cop yedik, gözaltına alındık, direndik ama elimizden sazımızı düşürmedik. Mahsuni Şerif geleneği, başkaldıran ozanlar geleneğiyle yürüdük.
BAŞKA ÜLKEDE YAŞASAYDIM BELKİ ADALARIM OLURDU
• “Halkın sanatçısı” tanımlaması günümüzde neredeyse nostaljik bir anlam taşıyor. Siz nasıl bakıyorsunuz buna?
Halkın kendine yakın hissettiği sanatçılar vardır. Bizim kuşakta bu, mütevazı yaşamla özdeşleşmiştir. Bir popçu lüks bir arabaya bindiğinde kimse bir şey demez ama ben bir araba aldım diye Ekşi Sözlük’te yazı yazıldı. “Yakışmadı” dediler. Oysa ömrümün emeğiyle, alın terimle kazandım.
Bizde halk sanatçısından hep sade, mütevazı yaşaması beklenir. Biz iki yüzlü değiliz ki; ne yaşıyorsak oyuz. Yılların emeği, üretimi, alın teriyle kazandığımız şeyler var. Bu kadar ürettiğim şarkıyla, telif haklarının ciddi bir şekilde toplandığı bir Avrupa ülkesinde yaşasaydım, belki adalarım olurdu. Ama benim en büyük servetim halkımın 38 yıldır beni yaşatan, ayakta tutan sevgisi…
• Bu ülkenin insanı sizce en çok neye hasret?
Barışa, huzura, sevgiye, kardeşliğe... Ve ekmeğe. Yarınını düşünmeden yaşamak istiyor insanlar. Çocuğuna harçlık verebilmek, istediğini alabilmek, yaşamın tadını çıkarabilmek istiyor. 16 bin 800 lira emekli maaşı alan birinin evi kiraysa, hangi hasret kalmaz ki? Her şeye hasret bu ülke insanı.
• Seçim şarkılarınız da çok konuşuldu…
Evet, yaptım. O dönem elimi taşın altına koydum. Bir şarkı yüzünden epey de tartışıldım. “Geliyor Kılıçdar, Kılıçdaroğlu…” O şarkı için “pişman mısınız” diye çok soruldu. Hayır, değilim. Çünkü sanatçı dönemine tanıklık eden, dönemine dair ürün veren, belge bırakan insandır. Sanatçı, ihtiyaç duyduğunda sanatını toplumsal fayda için kullanabilir.
Ama sanat, emir komuta zincirine girmez. Sanatçı isterse elini taşın altına koyar, isterse çeker. Ben o dönemde “yetmez ama evet”çilere, yanlış gördüğüm kesimlere karşı durmak istedim. O yıllarda bile iktidarın bizi Avrupa Birliği’ne sokacağına, demokrasiye götüreceğine inanan bir kesim vardı. Ama geldiğimiz nokta ortada. O yüzden muhalefeti desteklemek gerekiyordu.
Ben yıllarca ÖDP’yi destekledim, altı yıl boyunca tek kuruş almadan çalıştım. Ama olmadı. Sonra CHP’nin başına bir Kürt, bir Alevi ve gerçekten sol olduğuna inandığım bir lider geldi. Kılıçdaroğlu sakin gücüyle, belgeleriyle konuşuyordu. Eşimle oturduk, “Bu adamı desteklemek lazım” dedik. Ben de gece dörtte kalktım, şarkıyı yazdım, sabaha kadar besteledim. Ertesi gün stüdyoya girdim. Şarkıyı duyan herkes çok sevdi.
Ama sonra fark ettim ki birçok sanatçı o şarkıyı söylemeye korkuyor. Çünkü konserlerini AKP’li belediyelerden alıyorlardı. “Onur abi canımız feda ama biliyorsun...” diyorlardı. Korku kültürü buydu işte.
Ama artık kararımı verdim: bundan sonra isimlere değil, fikirlere şarkı yapacağım. Ama kişilere değil. Çünkü duygularım çok saf, eleştiriyi bile zor kaldırıyorum. Her şeyi tertemiz duygularla yaptım, hâlâ da aynı noktadayım.
• Son şarkınız “Selam Söyle Tarık Akan”da Üç Fidan’a, Yaşar Kemal’e, Türkan Saylan’a bir kuşağa selam gönderiyorsunuz. Bu değerlerin mirası sizce yaşatılabiliyor mu?
Çok büyük bir miras var. Ne kadar yaşatabiliyoruz bilmiyorum ama yaşatmaya çalışan bir kesim var. Aydın, okuyan, yazan, üreten insanlar… Senin programını izleyen, BirGün okuyan, kültüre önem veren insanlar. Ama genç kuşak çok başka bir dünyada. Spotify’da adını bile bilmediğim insanlar 250 milyon dinlenmeye ulaşıyor.
Yine de Yaşar Kemal’ler, Aziz Nesin’ler, Türkan Saylan’lar, Tarık Akan’lar unutulmayacak. Onlar bu ülkenin vicdanıydı. Belki nostalji gibi kaldı ama o miras hep yaşayacak.


