Orhan Kemal 111 yaşında… | Orhan Kemal’in mektuplardaki şehirleri
Orhan Kemal’in yazdıkları, edebiyatın sokaktan beslendiğinin canlı kanıtıdır. O, kalemiyle yalnızca hikâye anlatmadı; işçinin, köylünün, yoksulun, çalışanın, ezilenin yanında durdu. Gözlemlediklerini yargılamadan, yüceltmeden ya da küçültmeden anlattı.

Işık Öğütçü - Araştırmacı, Yazar
Sanatçıların mektupları yıllar sonrasında yazıldıkları yerlerin hikayelerini de taşır. Orhan Kemal de çeşitli nedenlerle değişik şehirlerde bulunmuş, oradan çeşitli arkadaşlarına mektuplar yazmıştır. Bunlardan hareketle o şehrin sosyal yaşantısını, mimarisini, yolunu, hava durumunu ve daha birçok ayrıntıyı bulursunuz. Bunlar ufak ayrıntılardır ama dönemi sizin önünüze ayrıntılı bir şekilde sunar. Yaşamı tümüyle duyumsarsınız. Orhan Kemal’in yazdığı mektuplardan birisi 1942 de Bursa’da hapis yattığı dönemde Kemal Tahir’e yazılan satırlardır.
Burada Bursa gözler önündedir:
“Bursa şehrine dair benden manzaralar beklediğinizi yazmışsınız. Bursa gibi renkli ve Bursa gibi harikulade tabiat manzaralarını tespit etmek bir hikayeci için değil, bu işle meşgul olmayanlar için bile kabil olacak kadar kolay bir şey.
Mesela Çekirge semti. Kırmızı otobüsler sizi Ulucami’nin önünden aldı farzedelim. Yol parke döşelidir, pek muntazam değildir. Otobüsün içinde sarsıla sarsıla bir müddet gidersiniz. Bu dar ve muntazam olmayan yolun iki kenarındaki dükkanlar pek süslüdür. En göze çarpan manzara “döner kebapçılar”dır. Berberler, kartpostal ve kitapçı dükkanları, bilhassa manavlar. Otobüs gidiyor. Bu caddenin iki tarafında dehşetli tezatlara rastlamak her zaman kabildir. Gayet lüks bir lokantanın hemen yanıbaşında küçük bir aktar dükkanı, sahibi uzun sakallı beyzi gözlüklü bir ihtiyardır ve başında takkesi vardır.
Otobüs gidiyor. Mezar taşları ve murabba (kare) şeklinde kesilmiş fayans, çini, çimento saksılar teşhir eden dükkanları, kereste biçen makinelerin gürültüsünü arkanızda bırakıp birdenbire geniş bir caddeye çıkarsınız. Bu yol ta Altıparmak denilen mahalle kadar bu genişliği muhafaza eder. Otobüs kıvrıla büküle uzayan yollarda homurdana soluya, her durakta dura, müşteri ala indire Çelik Palas’ı geçer. Evler artık konaklaşmışlardır. Tahta oymaları bir tentene kadar işlemelidir. Pencerelerinde ekseriya genç kadınlar dışarıyı seyretmektedir. Karagöz’ün mezarı önünden geçerken gözlerinizi aşağı kaydırırsınız, yirmi beş dakikadan beri çıktığınız yokuşun sizi hangi yüksekliğe ulaştırdığını derhal anlarsınız. Bir dağ sırtındasınız ve sağınız dehşetli bir boşluktur. Bursa Ovası. Otobüs homurdanmaktadır. Yolunuz tüm asfalttır ve ancak iki otobüs yanyana geçebilir. Sağınız ve solunuzda harap konaklar vardır. Ve Çekirge. Durak yerine gelip homurtusu kesilen otobüsün şimdilir işi bitmiştir artık. İnersiniz. Banyolar. Gayenize vardınız.”1
Tarih 29 Eylül 1943’tür. Orhan Kemal beş yıllık cezasını bitirip Adana’ya dönmüştür. İlk mektubunu Bursa Cezaevi’nde hapiste olan değerli can dostu Nazım Hikmet’e yazar:
“Bugün şimdi şu anda, şu satırları yazarken, evde evin damındayım. Önümde Adana’nın en işlek caddesi. Yollar dehşetli kalabalık. Hava müthiş sıcak. Ama bildiğin gibi değil. Hani elli ikinci koğuşta en sıcak ayların tahtakurusu dolu, insanı boğan geceleri vardır ya aynen öyle. Evimizin damı –ki benim şimdi oturmakta olduğum yer- dar bir sokağa baktıktan sonra hemen solda devamlı inan akıtan ve keyfince bütün ikinci sınıf vilayetlerde müşterek olan kıyafetleriyle akan insanların caddesine nazır. Karşı kahvede bir polis oturuyor. Karşıda, eczanenin köşesindeki hoparlör baso sesiyle bana mütemadiyen Bursa hapishanesini hatırlatmakta. Evim bir tek odadan ibaret. Dayılarımın büyük taş evlerinin bir göz odası. Mobilyamız hiç de fena değil. Üstü iyi bir örtü ile kaplı bir sedir, yanında beyaz bir karyola.”2
Adana’da iş kapıları kapanınca şansını Malatya’ya giderek orada çalışmayı deneyecek olan Orhan Kemal 9 Ağustos 1944 yılında Malatya’dan Kemal Sülker’e yazdığı mektubunda bulunduğu şehri yazacaktır:
“Malatya’dayız. Malatya Mensucat Fabrikası’nda, boyahane kısmındayım, saatim 30 kuruş. Kadrom usta muavini, işim boyahane katibi. Yarın Çarşamba, işe bilfiil başlıyorum. Evimiz, mensucat fabrikasının böğründe, eğri büğrü sokakların nihayetinde on iki ailenin oturduğu geniş ve harap bir avluda, iki odadan ibaret. Komşularımızın hepsi fabrika amelesi. Benim şansımdan mı ne, tuttuğum iş daima fabrika, oturduğum ev devamlı ameleler civarı. Tesadüfler galiba bana fabrikayı daha iyi öğretmek için elbirliği yapıyor. Mesela buranın fabrikası, buranın fabrika adamıyla, Adana fabrikası, Adana fabrika adamı arasında müthiş farklar var. İleride belki bu yeni konuya dair hikayeler yazmak kabil olabilir.”**
Orhan Kemal’in satırları, yalnızca bir yazarın özlemlerini, gözlemlerini değil; aynı zamanda dönemin sokaklarını, çevreyi, insanlarının yüz hatlarını ve suskunluğunu da taşır bize. Bu satırları okurken bir kırmızı otobüsün arka koltuğunda oturur, Çekirge yokuşunu onunla birlikte çıkarız. Sıcağın bunaltıcı nefesini Adana’nın damlarında hisseder, hoparlörden yükselen o bas sesiyle bir radyonun yankılarına kulak veririz. Malatya’nın tozlu yollarında, eğri büğrü sokaklarında yürürken, amelelerin gölgesinde bekleyen hikâyelere rastlarız. Çünkü Orhan Kemal, yalnız yaşadığı yerleri değil, yaşadığı hayatı da mektuplara işler. Her satır bir pencere gibidir: Bursa’dan bakınca ovaya uzanır, Adana’dan yükselen buharı görür, Malatya’da işçilerin sabah telaşına tanık oluruz. Ve fark ederiz ki, bu mektuplar sadece yazılmış değildir; yaşanmıştır. Her biri, bir dönemin içine sinmiş toz, ter, umut ve dirençle yoğurulmuştur.
Orhan Kemal’in yazdıkları, edebiyatın sokaktan beslendiğinin canlı kanıtıdır. O, kalemiyle yalnızca hikâye anlatmadı; işçinin, köylünün, yoksulun, çalışanın, ezilenin yanında durdu. Gözlemlediklerini yargılamadan, yüceltmeden ya da küçültmeden anlattı. Bu yüzden, onun mektuplarındaki şehirler yalnız haritada birer nokta değil; dönemin toplumsal panoraması olup insana dair duyguların, çelişkilerin, umutların ve hayal kırıklıklarının yaşandığı canlı mekânlardır. Her satırda başka bir yüz, başka bir pencere, başka bir hikâye belirir, bugüne seslenen o tanıdık insan sıcaklığını hissederiz. Ve insanın yazgısı, nerede olursa olsun, anlatılmaya değerli kalacak ve Orhan Kemal yeni yaşlarında da bizimle olmaya devam edecektir.
1Kemal Tahir-Notlar/Mektuplar-Bağlam
2Işık Öğütçü-Orhan Kemal Eşe Dosta Selam-Everest.


