Google Play Store
App Store

Avustralya 2019’da 8 ay süren orman yangınları sonrası kritik önlemleri hayata geçirdi. Gönüllü ekipleri kuruldu ve erken tespit sistemi hayata geçirildi. Türkiye’de bu önlemleri almak hayati önemde.

Orman yangınlarına karşı Avustralya modeli
Yaz başından beri devam eden yangınlarda 10’u aşkın yüz binlerce hektar orman zarar gördü. (Fotoğraf: AA)

Özgür METİN - Araştırmacı 

Ülkemizde son 3-4 yılda özellikle Ege ve Akdeniz bölgemizde yaşanan orman yangınları klişe ile ifade edersek hepimizin ciğerini yaktı, yakmaya devam ediyor. Görünen köye kılavuza gerek olmadığı gerçeğinden hareketle de bu felaketler yarın da karşımıza çıkmaya devam edecek. Çünkü karar vericilerin (ki burada sadece hükümeti değil, belediyeleri, elektrik dağıtım şirketlerini, hatta o kentte yaşayanların aymazlıklarını da gayet dahil etmek gerekiyor) herhangi bir şekilde “mış gibi yapmak” dışında net, önleyici önlem almak konusunda bir hareketleri yok. Ne zaman oldu ki diyebilirsiniz elbette? Ancak bu aymazlık, hareketsizlik, atalet artık ülkemizin hani moda tabirle yerli ve milli güvenlik sorunu haline gelmiş durumda. Ya bugünden harekete geçecekler, geçirteceğiz ya da çocuklarımıza çöl haline gelmiş arazileri göstererek “Bak yavrum burası eskiden mis gibi çam ormanıydı, cayır cayır yaktık” diyeceğiz, eskilerin şimdinin yüksek binalı mahallelerini göstererek “Buralar eskiden dutluktu” demesi gibi.

Hangi mecraya, hangi sayfaya baksam “Orman uçağımız yok”, “Ormanı terörist bir grup yaktı”, “Ciğerlerimiz yanıyor”, “Köylülerin anızlarından kaynaklanıyor” feveranlarına ben de katkıda bulunmayacağım burada. Zaten bu buz gibi gerçekler çok yazıldı, çok çizildi, bunlara bir tane de ben ekleyip, ‘server’larda zihinlerde bir yer edinmek değil derdim. Daha net çözümler neler olabilir bir bakmak. Bir okuyan olur, bir dinleyen olur mu; olursa iyi olur.

Gerçekten küresel anlamda tam bir felaket olan “2019-2020 Avustralya Yangınları” geldi aklıma. “Black Summer (Kara Yaz)” olarak adlandırılan bu felaketle ilgili rakamları vereyim ki olayı felaket olarak bile adlandırmanın ne kadar hafif kalacağını görelim.

Haziran 2019’da başlayan yangınlar yaklaşık 240 gün (8 ay) boyunca sürdü.

8 milyon hektar alan yandı, kül oldu (Türkiye’nin yüzölçümü 78 milyon hektar). Yani ülkemizin %10’u kadar alandan bahsediyoruz. Felaketin boyutunu daha da beyinlerimize kazımak adına Marmara ya da Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tamamen yanması anlamına geliyor bu durum.

2 bin 500’den fazla bina kullanılmaz hale geldi.

İnsana dair rakamlar da çarpıcı; 28 kişi bu felakette hayatını kaybetti, 4 bine yakın insan yaralandı. İlk etapta 64 bin kişi evinden tahliye edildi, bunların 25 bini yaşadıkları eve dönemediler başka yerlere göç ettiler.

Ormanda yaşayan hayvan dostlarımızla ilgili rakamlar ise felaket üstü felaket: 1,25 milyar hayvanın öldüğü tahmin ediliyor.

Bu işin parasal, ekonomik karşılığı nedir diyen homo economicus denilen dolar yiyesiceler için de gelsin; Avustralya Sigorta Kurumu’nun hesaplarına göre zarar 700 milyon Avustralya Doları.

Durumun vehameti çok net ortada. Bunun üzerine Avustralya’daki hükümet, belediyeler, sivil toplum kuruluşları, halk “Bu alanlara çok güzel otel yapılır”, “Oh mis gibi tarım arazimiz oldu”, “Şuraya da bir site konduralım” demediler elbette. Yerelden, kıta çapına uzanan pek çok önlem aldılar ve büyük resmi görerek koordineli şekilde birlikte hareket ettiler. Her şey doğru soruları sormakla başladı elbette.

“Nerede hata yaptık?”

“Böyle bir felaket yaşamamamız için neleri değiştirmemiz lazım?”

Bu soruya ilk yanıt eski itfaiye şefleri ve afet uzmanlarının hazırladığı Emergency Leaders for Climate Action (ELCA) raporundan geldi. Raporun söylediği şey aslında çok basitti: “Yangınlar iklim krizinin bir sonucu”. Rapor küresel anlamda bir ders niteliğindeydi aslında: Eğer fosil yakıtlara bağımlılık sürerse, karbon salımları azaltılmazsa, ne kadar çok helikopter, araç alınırsa alınsın, ne kadar itfaiye çalışanı istihdam edilirse edilsin, yangınların şiddeti ve sıklığı artmaya devam edecek. ELCA, 165 öneri sıraladı raporunda.

YENİ YANGINLARA KARŞI HANGİ ÖNLEMLERİ ALDILAR?

İşte bu önerilerin başlıcaları:

Yangınların önceden tespit edecek yeni teknolojilerin kullanılması. Bununla ilgili çalışma yapan ülkemizde de şirketler mevcut.

Ulusal yangın uçağı filosu kurulması, ekipman anlamında eksiklerin tam anlamıyla giderilmesi.

Gönüllülerin desteklenmesi de bir başka madde. 1999 Gölcük Depremi sonrasında oluşan AKUT gönüllüleri gibi yangın gönüllüleri var şu anda Avustralya’da. Gündüz işinde gücünde olan bu insanlar, bir yangın meydana geldiğinde hemen itfaiye ekiplerine destek amacıyla gidiyorlar.

Yerli halkın bildiği, geleneksel yangın önleme tekniklerinin öğrenilmesi. Bu konuda özellikle Aborjinlerden yardım alınmış ve onları da gönüllü ekiplere dahil etmişler.

Özel bir afet fonu kurulması.

Raporun en çarpıcı kısmı ise “Bu önlemleri almak yetmez; iklim krizi, küresel ısınma ile birlikte dünyalarca ekipman alsak da yetmez.”

ERKEN TESPİT UYARI SİSTEMİNİN ÖNEMİ

2024’te yayınlanan NSW Coroner Raporu ise ELCA raporunda belirtilen aksaklıklardan üstüne başka bir sorunun altını çizdi: Bu yangınların bu kadar büyümesinin tek nedeni yanlış yangın (daha doğru deyişle kriz) yönetimiydi.

Uyarılar ya geç gelmiş ya da hiç gelmemişti.

Tahliye planları ile ilgili halkın çoğunun zerre bilgisi yoktu.

Kurumlar arasında koordinasyon ya hiç yoktu ya da yetersizdi.

Bu rapor sonunda da

Yangınları önceden tespit edecek yeni teknolojilerin kullanılması ve uyarı sistemlerinin kurulması

Yangın uçak filolarının, araçların, ekiplerin (gönüllüler ile birlikte) büyütülmesi. Riskli bölgelerde halka zorunlu yangın eğitimleri verilmesi

Yerel verilerle koordineli tek merkezden yönetim önerisi getirildi.

UYDU GÖRÜNTÜLERİNİN TAKİBİ

Gelelim canım ülkemize…

Sadece 2025 Haziran boyunca

Sadece 1 Haziran - 29 Haziran arasında 399 adet orman yangını sonucunda yanan alan 2 bin 548 hektara çıktı. Buna Temmuz ve Ağustos ayı boyunca çıkan yangınları da eklediğimizde felaketin boyutu gerçekten çok ama çok fena.

Sadece İzmir’de 50 binden fazla insanın tahliye edildi.

Her sene bu felaketi yaşıyoruz ve “ciğerlerimiz yandı”dan öteye geçemiyoruz. Bu yazıda derdim rakamlarla felaketin boyutunu vermekle birlikte önlemleri de çözümleri de sıralamak.

Türkiye’de orman yangınlarına karşı neler yapılabilir?

Avustralya’da “Black Summer” adıyla belirli bir günde, insanların katıldığı eylemler düzenleniyor. Başta STK’lar olmak üzere bir gün belirleyerek başta Çanakkale olmak üzere pek çok kentte bu konuda eylemler düzenlenebilir. Anma amacıyla yapılan sosyal medya postlarından bahsetmiyorum elbette, kalabalıkların yürüdüğü, ciddi miting ve eylemler gerçekleştirilebilir.

İster insan kaynaklı olsun, ister kaynağı başka olsun yangınları önceden tespit etmek en azından olasılık düzeyinde mümkün. Özellikle uydu görüntüleme, uzaktan algılama teknolojileri konusunda ülkemizde de pek çok girişim söz konusu.

Nasıl 1999 Gölcük Depremi’nden sonra pek çok kentte AKUT Gönüllüleri kurulduysa belediyeler öncülüğünde Yangın Gönüllüleri kurulabilir.

Ekipman sorunu konusu zaten olmazsa olmaz. Yangın söndürme uçaklarının gece çalışmadığı, uçakların depolarda çürümeye terk edildiği bir ortamda ne desek boş.

Yine belediyeler, hükümet, STK, halk koordineli çalışmadıktan sonra yine ne desek boş. Hoş CHP’li başkanların kaşının üstünde gözün var diye içeri alındığı bir ortamda, hükümetten koordineli çalışma beklemek de hayal. Ama belki bir duyan olur, hayali bile güzel.

Ve en önemli nokta Küresel İklim Değişikliği bu düzeyde devam ettikçe, dünyanın büyük ve ulu zenginleri, “gelişmiş” devletleri dünyanın tüm kaynağını sömürürken, bu yangınlar kaderimiz olmaya devam edecek.

Sonuç olarak yangınlar, birkaç nedene kısıtlanmayacak kadar kapsamlı ama çözümü de aslında çok basit felaketler. Geçmiş deneyimlerimizi, akıl ve yeni teknolojilerle birleştirdiğimizde kötü bir anı olarak kalması mümkün. Çocuklarımıza, gelecek kuşaklara “Bak bu çöl eskiden ormandı” dememek için, “Oksijen tüpleri ile sokaklarda gezmemek” için çözümler belli ve net.