OSGB ve uzman sayısı artıyor ama iş cinayetleri hız kesmiyor
6331 Sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu ile işyerlerine iş güvenliği uzmanı ve/veya Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi (OSGB) ile çalışma zorunluluğu getirilmişti.
Ne yazık ki bu yasal düzenleme, Türkiye’yi iş cinayetlerinde Avrupa birincisi, dünyada ise üçüncü sıraya taşıyan kötü istatistikleri değiştiremedi.
Kağıt üzerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği altyapısı hızla büyüdü: 2024 sonunda yaklaşık 2.570 yetkili OSGB / Çalışan Sağlığı ve İş Güvenliği Merkezi (ÇASMER) / Teknik Servis ve Muayene Birimi (TSMB) bulunuyordu; sertifikalı iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin sayısı 145 bin civarındaydı.
2025 Ekim itibarıyla işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmeti alan işyeri sayısı 773.000’e yükseldi; ayrıca 2025’te yaklaşık 1.000 OSGB denetlendi ve bu OSGB’lerin hizmet verdiği 3.000 işyerine rehberlik faaliyeti sağlandı.
Buna rağmen iş cinayetleri tavan yaptı. Bu gerçek, niceliksel büyümenin sahadaki güvenliği garanti edemediğini bir kez daha gösteriyor.
Resmî veriler niceliksel artışı net biçimde ortaya koyuyor; OSGB/ÇASMER/TSMB sayısı, uzman/hekim sayısı, hizmet alan işyeri sayısı yükseliyor. Ama bu artış sahadaki işçi sağlığı ve güvenliğini sağlamada yetersiz kalıyor.
Denetim mekanizmaları formaliteye dönüşmüş; bir uzman aynı anda onlarca işyerine bakıyor, risk analizleri ve raporlamalar “kağıt işi” hâline geliyor. Bu durum, “belge fazlalığı = güvenlik” eşleşmesinin ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösteriyor.
İŞ CİNAYETLERİ VE CEZA DAVALARI
Diğer taraftan sahada ölümler, acılar yaşanıyor. Örneğin, geçtiğimiz günlerde Dilovası Kozmetik Fabrikası Yangını yaşandı: 7 işçi can verdi, 6 kişi yaralandı. Soruşturma sonucunda, yangında görevli OSGB’nin sorumlu müdürü tutuklandı.
Benzer biçimde, Bolu Kartalkaya Otel Yangını davasında iş güvenliği uzmanlarına ağır cezalar isteniyor; eleştiren meslek örgütleri ve sendikalar, uzmanların “günah keçisi” hâline getirildiğini savunuyor. Bu iki örnek, sadece ölüm ve yaralanmayı değil; aynı zamanda sistemin “kim denetliyor?”, “kim hesap veriyor?” sorularını gündeme getiriyor.
SORUMLULUK VE DENETİM EKSİKLİĞİ
Devlet, asli denetim görevini neredeyse fiilen özel sektöre devretmiş durumda; bu durum, sorumluluk hattını doğrudan kaldırmasa da
sahada etkinliği ciddi biçimde azaltıyor. 2022’den itibaren uygulamaya konan “yerindelik” modeli ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB), OSGB’leri evrak üzerinden denetliyor; sahadaki uygulamaya dayalı denetim ise sınırlı.
İş güvenliği uzmanı veya OSGB’den hizmet almak, işvereni yasal yükümlülüklerinden kurtarmıyor. Yargılamalarda, iş kazası sonrası sorumluluk kusur oranına göre tespit ediliyor; OSGB, işyeri sahibi ve devletin payı somut olaylara göre belirleniyor. Ancak, saha denetimindeki yetersizlik ve devletin denetim görevinden adeta çekilmesi, işçi sağlığı ve güvenliğini sağlamada ciddi bir boşluk yaratıyor.
BELGEYLE ODAKLI BAKIŞLA ÇÖZÜLMÜYOR
Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği sistemi yalnızca “belge odaklı” bir yapıya dönüşmüş durumda. Gerçek risk ve güvenlik yerine evrak ve defterler ön planda. Denetim, belge değil sahada uygulanmalı; risk analizi, yangın/iş güvenliği önlemleri, denetim kayıtları ve yaptırımlar bütünlük içinde olmalı.
Bağımsız, etkili ve saydam bir denetim mekanizması kurulmalı; uzman ve OSGB bağımsız olmalı, ücret ya da iş akdi bağımlılığı ortadan kaldırılmalı. Sorumluluk konusu mevzuatta net: İşveren önlemleri almak, iş güvenliği uzmanı/OSGB tespit ve öneri yapmak, devlet (ÇSGB) denetim ve yaptırım yetkisine sahip. Ancak saha uygulamasında denetim yetersizliği ve koordinasyon eksikliği, işçi sağlığı ve güvenliğini hâlâ tehlikeye atıyor.
Bugün Türkiye’de OSGB, ÇASMER ve TSMB sayısı artıyor; sertifikalı iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri çoğalıyor. Belgeler ve sayı artsa da sahadaki güvenlik hâlâ ciddi risk altında. 2024’te yaklaşık 1.897 işçi, iş kazalarında hayatını kaybetti; 2025’in ilk 11 ayında ise en az 1.956 işçi yaşamını yitirdi; Kasım ayında yalnızca 216 işçi hayatını kaybetti.
Saha uygulamasındaki eksiklikler, denetim yetersizliği ve devletin asli denetim yetkisinin fiilen özel sektöre devri, işçi sağlığı ve güvenliğini tehlikeye atmaya devam ediyor. Artık net: İşçi sağlığı ve iş güvenliği, ticari bir meta değil; kamu görevidir. Devlet yasalardan aldığı denetim ve yaptırım yetkisini en etkin biçimde kullanmalıdır.
Çünkü ortadaki rakamlar rastlantı değil mevcut sistemin eksik işleyişinin somut bir göstergesidir. OSGB ve İG uzmanı sayısındaki artış rakamları sahadaki canları kurtarmıyor; Yani sayı ve belge değil, etkin denetim ve gerçek önlemler Ülkemizde artık toplumsal bir sorun haline dönüşen iş cinayetleri konusunda hayati önemdedir.
Yazarın Son Yazıları
- 7/24 mesaiye karşı Yargıtay ‘‘dinlenme hakkı’’ dedi
- Kıdem tazminatı yeni fonlara kurban mı ediliyor?
- 20 bin lira ile yaşam mücadelesi: Küresel emekli isyanları ve Türkiye’deki sessizliğin şifreleri
- Çalışma hayatında "kısa mesai" makyajı: Esnekliğin görünmez kuşatması
- Asgari ücretliden sonra emekliye de açlık: Sistematik yoksullaştırma


