Google Play Store
App Store

ABD, Ortadoğu’yu vekillerine teslim etmeyi planlarken ne Barrack’ın “hayırsever monarşi” ne de “Osmanlı modeli” söylemlerinin tesadüf olmadığı görüldü. Bilal Erdoğan söylentileri de babadan oğula saltanat kurgusunun hevesi.

Osmanlı Modeli’nden hayırsever monarşiye: Doktrinin gösterdiği
Fotoğraf: Depo Photos

Trump yönetiminin 5 Aralık’ta açıkladığı ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, Amerikan emperyalizminin yeni yönelimlerini ve süregelen hegemonya mücadelesinin seyrini açıkça gösteriyor. Washington’ın küresel politikalarının mimarisinin temellerinin oluşturan belgede hegemonya mücadelesinde yoğunlaşılacak merkezlerin ve öncelikler sırasının değiştiği görülüyor.

Monreo Doktrini’nin yeni sürümü olarak lanse edilen 29 sayfalık belgede, güç mücadelesinde ağırlık merkezi Batı yarımküreye ve Güney Amerika’ya kaydırılırken Ortadoğu “vekil” güçlere teslim ediliyor.

Türkiye’nin adının bir kez geçtiği Trump Doktrini olarak tanımlanan belgede Ortadoğu’ya sadece iki sayfalık bir yer ayrılırken, emperyalizmin bölgeye bakışını da özetliyor.

BELGEDEKİ ORTADOĞU

“Yükleri Değiştirin, Barışı Sağlayın” başlığı altında Ortadoğu’ya sadece iki sayfalık yer verilen belgede bölgeye yönelik tespitler ve öngörülen gelecek özetle şöyle:

• Enerji denklemi değişti: En az yarım asırdır, Amerikan dış politikası Ortadoğu'ya diğer tüm bölgelerden fazla öncelik verdi. Bunun nedenleri açık: Ortadoğu, onlarca yıl boyunca dünyanın en önemli enerji tedarikçisiydi, süper güçlerin rekabetinin ana sahnesiydi ve daha geniş dünyaya ve hatta kendi kıyılarımıza sıçrama tehlikesi olan çatışmalarla doluydu. Bugün, bu dinamiklerin en az ikisi artık geçerli değil. Enerji kaynakları büyük ölçüde çeşitlendi ve ABD yeniden net enerji ihracatçısı konumuna geldi.

• İttifaklar güçlendirildi: Süper güçler arasındaki rekabet, büyük güçlerin rekabetine yol açtı ve bu rekabette ABD, Trump'ın Körfez'deki Arap ortaklar ve İsrail ile ittifakı başarıyla yeniden canlandırmasıyla güçlendi, kıskanılacak konumunu koruyor.

• İran zayıflatıldı: Çatışma, Ortadoğu'nun en sorunlu dinamiği olmaya devam ediyor, ancak bugün bu sorun, o kadar da ciddi değil. Bölgenin en büyük istikrarsızlık kaynağı olan İran, 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail'in eylemleri ve “Gece Yarısı Çekici Operasyonu” “12 günlük savaş” nedeniyle büyük ölçüde zayıfladı.

• Hamas darbe aldı: İsrail-Filistin çatışması hâlâ çetrefilli bir sorun olmaya devam ediyor, ancak Hamas'ın başlıca destekçileri zayıfladı veya geri çekildi. Suriye hâlâ potansiyel bir sorun olmaya devam etmekle birlikte istikrar kazanabilir ve bölgede bir aktör olarak hak ettiği yeri yeniden alabilir.

• Ortadoğu etkisini yitirdi: Amerikan enerji üretimi arttıkça, ABD’nin Ortadoğu'ya odaklanmasının tarihsel nedeni azalacaktır. Bunun yerine, bölge giderek uluslararası yatırımların kaynağı ve hedefi haline gelecek ve petrol ve gazın ötesinde, nükleer enerji, yapay zeka ve savunma teknolojileri gibi endüstrilerde de önem kazanacaktır.

• Monarşilere dokunmayın: Amerika'nın Ortadoğu ülkelerini, özellikle de Körfez monarşilerini, geleneklerini ve tarihi yönetim biçimlerini terk etmeye zorlama yönündeki yanlış yönlendirilmiş deneyiminden vazgeçmesi gerekiyor.

• Olduğu gibi kabul edilmeliler: Ortadoğu ile başarılı ilişkilerin anahtarı, bölgeyi, liderlerini ve ülkelerini olduğu gibi kabul etmek ve ortak çıkar alanlarında birlikte çalışmaktır.

• Ulus inşa savaşlarına hayır: Amerika’nın, Körfez enerji kaynakları, deniz ticaret yolları, ülke çıkarlarının ve İsrail'in güvenliğinin korunmasını sağlamak konusunda her zaman temel çıkarları olacaktır. Bu tehditleri onlarca yıl süren sonuçsuz “ulus inşa” savaşları olmadan, ideolojik ve askeri olarak ele alabilir ve almalıyız.

• Abraham anlaşmaları genişletilecek: Abraham Anlaşmalarını bölgedeki daha fazla ülkeye ve Müslüman dünyasındaki diğer ülkelere genişletmek konusunda da açık bir çıkarımız var.

• Ortadoğu artık domine etmiyor: Ortadoğu'nun hem uzun vadeli planlamada hem de günlük uygulamada Amerikan dış politikasını domine ettiği günler neyse ki sona erdi. Bunun nedeni, Ortadoğu'nun artık önemli olmaması değil, eskisi gibi sürekli bir rahatsızlık kaynağı ve yakın bir felaketin potansiyel kaynağı olmamasıdır. Aksine, Ortadoğu ortaklık, dostluk ve yatırımın merkezi olarak ortaya çıkmaktadır. Trump'ın Şarm el-Şeyh'te Arap dünyasını birleştirmesi ABD’nin nihayet ABD çıkarlarına öncelik vermesini sağlayacaktır.

"HAYIRSEVER MONARŞİ" MODELİ ISITILIYOR

Doktrini uygulamakla görevli ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, Ortadoğu’da en işleyen yönetim modelinin “hayırsever monarşi” olduğu yönündeki sözlerinin referansını işte bu “doktrin”.

Doktrinin ilanından üç gün sonra Doha’da konuşan Barrack, “İster beğenin ister beğenmeyin diyerek” dillendirdiği 'hayırsever monarşi'yi esasında Lübnan ve Suriye için işaret ediyor. Ve şöyle diyor: "Olması gereken ilk şey şu: Onlara (Suriye'ye) kendi sistemlerini kendilerinin tanımlamasına izin vermeliyiz. Batı’nın '12 ay içinde demokrasi istiyoruz' şeklindeki beklentileriyle oraya girmemeliyiz. Zaten hiçbir zaman gerçek bir demokrasimiz olmadı. İşleyen model budur -monarşi-."

Batı’yı Ortadoğu’ya demokratik modeller dayatma çabaları’na karşı uyaran Ortadoğu şerifi Barrack, emperyalist müdahaleciliği es geçerek Irak ve Libya'dan örnek vererek Batı'nın parlamenter diyalog istediği her yerde "sonucun hep bir felç hali aldığını” da dillendirecekti. Barrack ağızlarındaki baklayı ise şu sözlerle ifade edecekti: “Lübnan ile Suriye'yi bir araya getirmemiz ve iki kadim ve güzel medeniyeti uyumlu hâle getirmemiz gerekiyor.”

OSMANLI MODELİNDEN SALTANAT’A

Görünen o ki Amerikan emperyalizminin yeni Ortadoğu tasarımında Suriye ve Lübnan’ın “monarşilere” dönüştürülmesi akıllarının bir kenarında duruyor. Aile bağları üzerinden Körfez’den ithal edilecek bir kral veya emir aracılığıyla her iki ülkenin de kontrol altına alınması çalışılıyor. Lübnan’da yönetim paylaşımı kapsamında başbakanlığın verildiği Sünniler’in en büyük güçlerinden Haririlerin Suudların damadı olduğu hatırlanacak olursa, aranan bağ da kurumuş oluyor.

Belgede Türkiye’nin adı sadece bir yerde geçse de doktrin Türkiye’ye yönelik emperyalist tasavvurun işaretlerini de barındırıyor. Daha önce Barrack tarafından ortaya atılan “Osmanlı milletler sistemi” kafalarında bir model olarak orta yerde duruyor.

BEKÇİLİK KARŞILIĞINDA İSTEDİĞİNİ YAP

Ortadoğu’yu kanlı bir şekilde İsrail üzerinden “düzleyen” ABD emperyalizmi küresel güç mücadelesinde ağırlığı başka bölgelere verip Ortadoğu’yu da vekillerine teslim etme hazırlığı içerisinde. Bunun karşılığında da rejimlere Osmanlı milletler sistemi ve hayırsever monarşi teklif ederken şunu diyor: İçeride istediğinizi yapın, demokrasi insan hakları, rejimin biçimi bizi ilgilendirmiyor. Yeter ki yeni Ortadoğu dizaynına ayak uydurun.”

Saray rejimi emperyalist politikalara uyum sağlama karşılığında içeride tek adam rejimini kurumsallaştırmaya çalışırken babadan oğula geçecek bir saltanat özlemi kendisini dışa vuruyor. Son dönemlerde Bilal Erdoğan’ın adının halef olarak ortaya atılması hayallerindeki kurguyu açığa çıkarıyor.