Google Play Store
App Store

Özgürleşme evrensel değil, yerel bir sorundur; en yerelden, bedenden başlar. İnsan yerleştirildiği yerden memnun olabilir. O zamana kadar yerinden kalkmak aklının ucundan geçmemiştir. Fakat bir gün bir işaret görür ve vurulur; işaretin işaret ettiği yöne doğru gitme arzusu belirir içinde, rahatı kaçmıştır. Hareket etmek ister, fakat yerinden kalkamadığını fark eder. İşte o an özgür olmadığını anlar. Yerleşikler için özgürlük, genelde kurmacalarda rastlanan, gerçeklikle hiçbir alakası olmayan bir fantezidir, fakat o andan itibaren özgürlük zihnini meşgul etmeye başlar. Bir şeyler onu yere sımsıkı bağlamıştır; bunlar, sorumluluklar, gelenek ve görenekler, ilişkiler, mallar, mülkler olabilir. Varoluşu, bağlandığı şeylere bağlıdır ve içine yerleştiği bağlamı terk etmek hiçleşmek anlamına gelecektir.

Özgürleşmek, hiçleşmeyi göze alıp tutsak oldukları bağlamı terk edenlerin işidir. Özgürleşebilme uğruna, varlık alanından hiçliğin alanına böylesine bir sıçrayış yıkımı da beraberinde getirebilir ya da karşılaşmalarla kendini yeniden var edebileceği, daha önce hiç olmadığı kadar özgür hissedebileceği bir bağlam da inşa edebilir. Özgürlük, olumsaldır, ucu açık bir süreç. Özgürlük, uğruna her şeyin göze alınacağı bir macera. Elbette özgürleşme eyleminde yıkım kaçınılmazdır. Yıkılan, o zamana kadar hakikat olarak kabul edilen bağlam ve bağlama gömülü olan varlıklardır. Özgürlük, başka bir hakikatin de var olabileceğine dair umudun adıdır.

∗∗∗

Özgürlük bir işaretle başlar ve insanı arayışa sevk eder. “Daima bizi aramaya zorlayan, huzurumuzu kaçıran bir işaretin şiddeti mevcuttur… Hakikat asla öncelikli bir iyi istencin ürünü değil, düşüncenin içindeki bir şiddetin sonucudur. Hakikat, bizi düşünmeye ve hakiki olanı aramaya zorlayan bir şeyle karşılamaya bağlıdır” (Deleuze). Huzurumuzu kaçıran şey bizi yerimizden eder, amiyane tabirle kıçımıza rahat batmıştır. Özgürlük arayışı, hakikat olarak dayatılanın hakikat olmadığını fark ettiğinizde başlar. Bu farkındalığı yaratan, işarettir; uyguladığı şiddettir. İşaret, hakikatin başka bir yerde olduğunu işaret etmekte ve o yöne yönelmeniz için sizi zorlamaktadır. İşaretin uyguladığı şiddet, tüm kurulu düzeni tehlikeye atacak güçtedir. Öte yandan kurulu düzenin, verili hakikatin efendileri de huzuru kaçan bireyleri yeniden yerlerine yerleştirmek için ellerinden geleni yapacaklardır; reformlar yapılır, ücretler artar ya da ücretlerin artacağına dair sözler verilir. Herkesin hakikati başkadır. Çoğunluk için hakikatin ölçüsü paradır ve ücret artışı onları arayıştan vaz geçirmeye yeter. Ve tekrar yerlerine yerleşip verili hakikatin huzurlu bireylerine dönüşebilirler.

∗∗∗

Verili hakikat için özgürlük satın alınabilecek, paraya endeksli bir şeydir. Kapitalist düzende en özgür olan şey paradır. Yeryüzünde istediği gibi dolaşabilir. Ve ancak paraya tutunabilenler özgür olabilir.  Roma’da nitelikli veya eğitimli kölelere kendi paralarını kazanmaları için izin verilir ve köleler kazandıkları parayla özgürlüklerini satın alabilirlerdi. O zamandan beri çok fazla şey değişmedi. Hâlâ köle gibi çalıştırılanların, özgürlüklerine ancak para sayesinde kavuşabileceklerine dair umutları var. Günümüzde özgürlük sözcüğü tek başına hiçbir şey ifade etmez; önüne mutlaka ekonomik sözcüğü yerleştirilmelidir: Ekonomik özgürlük. Tek başına özgürlük, sefil bir yaşamın göstergesidir. Verili hakikati reddedip kentlerde ya da doğada özgürce yaşamayı tercih edenlerin yaşamı, yerleşiklerin çocuklarına nasihat verirken parmakla gösterecekleri beş parasız sefil bir yaşamdan örneklerdir. Özgürlük ancak parayla satın alınabilir, parasız olmaz.

Özgürlük ucu açık, uçucu bir şeydir, temsil edilemez. “Romalıların gecikmiş bir Libertas heykeli dışında hiçbir mitolojide bir özgürlük tanrısı ya da tanrıçası yoktu. Antikçağın demokratik şehir-devletlerinde, haklarını ele geçiren eski kölelerin tıraş edilmiş kafalarını Roma tanrıçasının özgürlük başlığı süslerdi. Özgürlüğü temsil eden bir simge aynı zamanda köleliği çağrıştıran bir şeye dönüşmüştü” (S. Boym, Başka Bir Özgürlük, Metis). Günümüzde özgürlük şapkasının yerini para aldı. Para hem özgürlüğü hem de köleliği simgeler, her kılığa bürünebilir. Ve para körleştirir, hakikatin işaretlerini göremezsiniz.