Google Play Store
App Store

Türkiye futbolu yine bir temizlik hikâyesi anlatıyor ama sabun köpüğü kadar kısa ömürlü. 'Temiz Eller' operasyonu, birkaç hakemin görevden alınmasından ibaret değil, sistemin kendi suç ortaklığını saklama refleksi. Çünkü kir, çarkın dişlilerinde değil, makinenin ruhunda.

Pandora’nın kutusunun başında: Çarkın dişlilerini değil, makinenin ruhunu sorgulamak

Futbolun ‘temizlenme’ iddiası, Türkiye’nin her krizinde tekrarlanan bir masal gibi. Her defasında aynı sahne: Elinde sabunlu bir kova taşıyan yöneticiler, önünde feda edilmiş birkaç ‘küçük’ isim, arkadaysa kokusu sinmiş bir sistem. Şimdi yine benzer bir tabloda, Türkiye Futbol Federasyonu ‘Temiz Eller’ operasyonu adı altında bir bahsi kapatmaya değil, sanki yeni bir sayfayı kirletmeye hazırlanıyor.

Gazeteci Murat Ağırel’in iddiasına göre TFF’nin elinde 3700 futbolcunun ismi var; 500’ü aşkın futbolcunun bahis oynadığı tespit edilmiş durumda. Hakem cephesinde ise 571 hakemden 371’inin bahis hesabı bulunduğu, 152’sinin aktif şekilde bahis oynadığı belirtildi. Rakamlar soğuk, ama asıl soğuk olan onların ardındaki sessizlik: Kim, ne zaman, hangi maçta, hangi çıkar ağının parçasıydı? Tam da bu tablo karşısında, Türkiye Futbol Federasyonu bünyesinde görev yapan 152 hakem ortak bir bildiri yayımladı. Bildiride şu ifadeler dikkat çekiciydi:

-Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve ‘Hakemlerin aktif olarak bahis oynadığı’ yönündeki haberler üzerine bu açıklamayı yapma gereği doğmuştur. Öncelikle bu kadar bilgi kirliliğinin olduğu bir ortamda, bünyesine yıllarca hizmet ettiğimiz bu kurumun bizi bu kadar yalnız ve çaresiz bir şekilde toplumun önüne atmasını üzüntüyle takip etmekteyiz.

- Türk futboluna ‘Temiz Eller’ operasyonu adı altında bir girişim gerçekleştiriliyorsa, bu operasyonun en masum ve kimsesiz tarafı biziz. Federasyonun bizi suçsuz yere hiçe saydığını ifade etmek isteriz.

KÜÇÜK ÇARKLARIN SESSİZLİĞİ

Bu satırlar sadece bir savunma değil, sistemin nasıl işlediğine dair sessiz bir itiraf gibi.. Çünkü her cümlede hem kurumuna sadakat hem kurum tarafından yalnız bırakılmışlık aynı anda var. Hakem, kendi içindeki çelişkiyi dile getiriyor: Sistemin parçası olup, sistem tarafından tüketilmek. Sistemin motoru yanıyor, dişlilerin birbirine ne olduğunu sormak gerekiyor. Ama biz hâlâ ‘hangi dişli fazla dönüyor’ diye tartışıyoruz. Oysa bütün bunlar motoru tasarlayan sistemin kendini aklama refleksi. Bir tür etik vitrin temizliği ama vitrini silmekle depoyu ferahlatamazsın.

Bir futbolcu bahis oynuyorsa, ona o bağımlılığı kazandıran düzenin ekonomik şiddetini konuşmadan suçu bireye indirgemek sadece başka bir günah keçisi yaratır. Sistemin ürettiği borç ekonomisinin içinde genç hakemlerin ikinci iş aradığı, alt liglerde üç kuruşun geçim sayıldığı koşullarda dönüyor o dişliler. Yani bahis yalnızca bir suç değil, aynı zamanda bir kaçış, bir hayatta kalma refleksi. Bu refleksin doğduğu çukuru kim kazdı, o çukurun etrafına kim TFF tabelasını çaktı?

TAVŞAN DELİĞİNİN DERİNLİĞİ

Geçen BirGün Pazar’da sormuştuk: Tavşan deliğinde ne kadar ilerlenebilir? Cevabı bugün daha net: Tavşan deliğinin duvarları beton, kapısı kilitli. Çünkü kimse o delikten gerçekten düşmek istemiyor.Bahis skandalı, futbolda bir ‘ahlaki çürüme’ tartışmasıymış gibi sunuluyor.
Oysa ortada ahlaktan çok daha köklü bir mesele var: İktidarın futbola yerleşmiş hali. Hakem atama mekanizmaları, gözlemcilerin kimleri koruduğu, federasyonun hangi kulüplere nasıl kaynak aktardığı, bahis şirketlerinin kimin cebine para akıttığı... Bunlar konuşulmadıkça, ‘temiz eller’ ifadesi sadece sabun reklamı gibi kalır.

Pandora’nın kutusu açıldı diyorlar ama içeriden çıkanlar hâlâ aynı: Bürokrasi, hiyerarşi, suskunluk, yandaşlık. Kutunun en dibinde ise hâlâ açılmamış bir paket duruyor: Sistemsel suç ortaklığı. O paketi açmaya cesaret eden henüz yok.

MAKİNENİN KALBİ

Pandora’nın kutusunu açtığınızda dünyaya tüm kötülüklerin yayıldığı söylenir. Ama o hikâyenin sonunda bir şey kutunun dibinde kalır: Umut. Bizim futbolumuzda o umut, her yeni sezonun başında, her yeni federasyon seçiminde, her yeni ‘temiz eller’ operasyonunda bir kez daha öldürülüyor. TFF’nin açıklamalarında temizlikten bahsediliyor ama kimsenin elinde sabun yok. Çünkü asıl kirlilik, ellerde değil, sistemin damarlarında. Bugün bahis oynayan hakem konuşuluyor ama kimse yasa dışı bahisin devasa hacmini sormuyor. Bahis yapan futbolcu deniyor ama kulüplerin sponsorları kim, paralar nereye gidiyor diye sorulmuyor. Yani biz kutuyu açtık ama kapağını yine kapatmak için.

Türkiye’de her yolsuzluk skandalı sonunda aynı ritüel tekrarlanır: Birkaç isim linç edilir, toplumun öfkesine sunulur, sonra her şey unutulur. Şimdi de bahis oynayan hakemler bu ritüelin yeni figüranları. Görevden alınıyorlar, bazısı susturuluyor, bazısı kendi açıklamasında ‘biz masumuz’ diyor. Ama masumiyet, bireysel niyetle değil yapısal adaletle belirlenir. Bir çarkın içinde dönerken kimse tamamen masum kalamaz, asıl mesele o çarkın neden o şekilde döndüğüdür. TFF’nin ‘Temiz Eller’ operasyonu bir kurban törenidir: Temizliğin kendisi değil, temsilidir ve temsil edilen her temizlikte biraz daha kirleniriz.

ÇARKIN İÇİNDEKİ EL: TFF

Murat Ağırel’in iddiaları arasında, TFF içinde yürütülen soruşturmanın kendi personeline de uzandığı bilgisi var. Yani makine, kendi dişlisini kemirmeye başlamış durumda. Ama makineyi tasarlayan akıl hâlâ yerinde. Yani çarkın dönme yönü değişmedi sadece birkaç dişli eksildi. TFF, kulüplerin milyar liralık borçlarını görmezden gelen, şüpheli sponsorluk anlaşmalarını onaylayan bir mekanizma.

Bahis şirketleri, (bazıları yasa dışı) kulüplerin forma göğüslerinde yer bulurken bu ekonomik bağımlılığın nasıl denetleneceği kimsenin umurunda değil. 2-3 takım istediğini yapıp ekonomik bariyerleri delip geçerken diğerleri darboğazdan çıkamıyor, altyapılar perişan halde. Bu zeminde bahis suçu bireysel değil, yapısal bir sonuç. Yani suçlu, birey değil; suçu mümkün kılan sistem.

Bu noktada iki seçenek var: Ya kutuyu yeniden kapatacağız, görevden alınanlarla yetineceğiz, ya da kapağı açık tutup o karanlığa bakacağız. Karanlığa bakmak kolay değil. Çünkü orada sadece bahis yok. Orada siyaset var, medya var, sermaye var… Orada bir ülkenin adaletle ilişkisi var. O yüzden bahis skandal” dediğimiz şey aslında bir ayna. O aynaya bakan herkesin yüzünde kendi payına düşen kirin izi var: Yöneticisinden, gazetecisinden federasyonuna kadar... Belki de en büyük kir, yüzünü çevirmekte.

Belki hâlâ bir umut kırıntısı var. Pandora’nın kutusunda kalan o son parça gibi. O umut, futbolda adaletin bir gün gerçekten sağlanabileceğine dair değil; toplumun kendi adaletini talep etme cesaretine dair. Çünkü bu ülkede hiçbir kutu kendi kendine kapanmaz, kapatan hep bir el olur. Bugün o eli tutmak, onu şeffaflığa zorlamak, o kapağın altındaki adaleti çekip çıkarmak gerekiyor. Bahis skandalı, bir son değil, bir başlangıç olmalı: Çarkın dişlilerini değil, çarkın ruhunu sorgulayan bir başlangıç ve belki o zaman, o umut kırıntısı yeniden ışığa çıkar. Futbol sahasında değilse bile, vicdanın tribünlerinde.