Google Play Store
App Store
Peki ya ölümden sonra da hatırlarsak?
ÖTEKİ DÜNYA, Kerem Işık, YKY, 2025

Özlem SİPAHİOĞLU

İnsanın en büyük dayanağı zamandır. Akıp giden saniyeler, geride bıraktığımız hatıraları silmese de üzerini örter, onlara bir sis perdesi indirir. Çıldırmamak, isyan etmemek, hayata tutunmak için bu örtünün varlığına muhtacız. Zaman, bazen en büyük düşmanımız gibi görünse de bizi ayakta tutan tek dosttur. Çünkü unutmadan yaşamak, insanın kaldırabileceği bir yük değildir. Peki ya ölümden sonra da zaman aynı akışını sürdürürse? Yaşarken olduğu gibi öldüğümüzde de unutmamayı seçersek, nasıl bir yolculuk başlar? Bu yolculuk bizi özgürlüğe mi götürür, yoksa sonsuz bir azaba mı sürükler?

Kerem Işık’ın son kitabı Öteki Dünya, işte bu soruların izini sürüyor. İlk öykünün kahramanı Doğan İlhan, namı diğer “Ölü Doğan”, hatırlamaktan vazgeçmeyen bir ruh olarak çıkar karşımıza. Öte dünya durağında herkes unutmaya çağrılırken, o insani kavramlarına tutunmayı seçer. Anılarından, kimliğinden, geçmişinden kopmayı reddeder. Ama hatırlamak, her zaman kurtuluş mudur, yoksa yeni zincirler mi doğurur?

İkinci öykü Taşıyıcı ise daha da sarsıcıdır. Bu kez hatırlamak değil, hatırlamamak zorunludur. Ölüler topluluğunda huzuru bulmanın tek yolu geçmişi geride bırakmaktır. Hafıza, bir armağan değil, tehlikeli bir yasaktır. Fakat huzur gerçekten unutmakla gelir mi? Ara Bölge’de karşılaşan iki eski çocukluk arkadaşı, görünmez iplerle birbirine bağlanmış gibi yollarına devam eder. Onların yolculuğu bize şu hakikati hatırlatır: İnsan, yaşarken de ölürken de yalnız değildir; hepimiz görünmez bağlarla birbirimize tutunuruz. Bu bağlar koptuğunda ise, belki de en büyük kayıp başlar.

Kitabın temelinde aslında hepimizin yakından tanıdığı bir kaygı yatıyor. Dijitalleşen çağda, başarı uğruna birbirimize yabancılaştık. Kendi sesimizi duyamaz, kendimize vakit ayıramaz olduk. Sokaklarda yürürken başları önde, elleri ceplerinde, kulaklarında kulaklıklarla adeta başka bir dünyanın insanları gibi davranan bir nesle dönüştük. Unutmaya çalıştıkça daha çok yalnızlaştık. Yazar, bu yabancılaşmayı öte dünya sahnesinde anlatırken, bizi şu sorularla baş başa bırakıyor: “Dünyayı gereğinden fazla insanca algılamıyor muyuz? Peki yeterince insanca davranabiliyor muyuz? Hatırlamak bizi insan kılarken, unuttuğumuzda hangi yanımız eksiliyor?”

Cevap kolay değil. Belki de hayat, hatırladıklarımız kadar unuttuklarımızla da şekilleniyor. Unutmak, insana yeniden doğma şansı verirken; hatırlamak, kim olduğumuzu bize daima hatırlatıyor. Bir yanımız unutmaya mecburken, diğer yanımız ısrarla geçmişi kucaklıyor. Öteki Dünya, işte bu ikilemin tam ortasında duruyor.

Okuru, belirsiz bir çizgide yürütüyor; her an bir uçuruma düşebilir ya da beklenmedik bir kurtuluşla karşılaşabilirsiniz. Sonuçta yazarın bize sunduğu çağrı çok yalın ama bir o kadar da derin: Görünmez bağlarımızı unutmayalım. Ölümden sonra da yaşamdan sonra da hatırlamanın bedeli ağır olabilir. Fakat birbirimizi hatırlamak, belki de tek kurtuluş yolumuzdur. Anılarımızla birbirimize yaklaşır, hatırladıkça yeniden insan oluruz. Siz de bir gün hayatın sessiz döneminde bu sorularla yüzleşirseniz, Öteki Dünya’nın sayfaları arasında kendinizi bulmaya hazırsınız. Kitabın ilk sayfasını çevirdiğinizde Ölü Doğan’ın hatıraları size dokunacak; belki de kendi unutulmuş anılarınızı yeniden hatırlayacaksınız. Belki geçmişten bir ses kulaklarınıza fısıldayacak, belki de hiç ummadığınız bir duygu yüreğinizi sarsacak. Ve o an, şu sorunun cevabını aramaya başlayacaksınız: “Hatırlamak mı kurtarır bizi, yoksa unutmak mı?”