Google Play Store
App Store

Karanfil Devrimi’nin mirasına sahip çıkan merkez solun adayı Seguro cumhurbaşkanlığı seçimini, aşırı sağın adayı Ventura’ya karşı kazandı. Chega, adeta züccaciye dükkânına giren fil gibi, merkezi ve sarsıcı bir aktör haline geldi.

Portekiz’deki seçimin gösterdikleri: Aşırı sağın yükselişi Seguro’yu zorluyor
Fotoğraf: AA

Pedro Caldeira RODRIGUEZ - Gazeteci / Lizbon

Portekiz’de 8 Şubat pazar günü, 1986’dan bu yana ilk kez iki turlu yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde merkez solun adayı António José Seguro oyların %66,82’sini alarak, Chega (Yeter) partisinin kurucusu aşırı sağcı lider André Ventura’ya (%33,18) karşı önemli bir zafer kazandı. Ancak, Ventura’nın ikinci turdaki oyu, Mayıs 2025 yasama seçimlerinde partisinin aldığı sonuçla (%22,76 ve 1,4 milyon oy) karşılaştırıldığında önemli ölçüde arttı. Chega, bu sonuçla, ülkedeki konumunu sağlamlaştırarak, adeta züccaciyeci dükkanına giren fil gibi, siyasi yeniden yapılanmada merkezi ve sarsıcı bir aktör haline geldi.

Sosyalist Parti’nin (PS) 2011-2014 yılları arasında genel sekreterliğini yapmış olan 62 yaşındaki Seguro, 18 Ocak’taki ilk turda 11 aday arasında %31,21 oyla birinci çıkmış ancak seçilmek için gereken %50+1 çoğunluğa ulaşamamıştı. Ventura ise %23,29 ile ikinci olmuştu.

İkinci turda Seguro yaklaşık 3,5 milyon oy (Ventura 1,7 milyon oy aldı) topladı ve kampanya sürecinde radikal soldan merkeze ve sağın farklı kesimlerine kadar çeşitli kesimlerden destek aldı. Bu durum, popülist ve aşırı milliyetçi “alternatif”e karşı “demokratik” siyasi yelpazede bir tür korku duygusunun hâkim olduğunun da göstergesiydi.

DEVRİM’İN SAVUNUCUSU

Seguro, 1974 “Karanfil Devrimi”nin mirasına sahip çıktığını söylüyor. 1995-2002 yılları arasında başbakanlık yapmış ve halen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olan António Guterres’in korumasında yetişen Seguro, Sosyalist Parti’nin daha “ılımlı” merkez sol kanadıyla bağlantılı. Başkanlığı sürecinde daha çok hakem benzeri bir duruş sergileyeceğini ifade ediyor. Seguro, zaferinin ardından yaptığı konuşmada da, kendisine oy versin ya da vermesin “tüm Portekizlilerin cumhurbaşkanı” olmak istediğini söyledi ve Parlamento ile hükümetle “verimli ilişkiler” sürdürmeyi vaat etti.

Portekiz’de cumhurbaşkanının görevleri büyük ölçüde sembolik olsa da kriz zamanlarında hakem olarak kritik bir rol üstlenebilir. Silahlı Kuvvetler’in “başkomutanıdır” ve erken yasama seçimlerine gitmek için parlamentoyu feshetme yetkisine sahiptir; bu yetki başkanın “atom bombası” olarak nitelendirilir.

Mevcut sağcı azınlık hükümetine liderlik eden Başbakan Luís Montenegro, Sosyalistlerle ya da Chega ile parlamentoda zaman zaman müzakere etmek zorunda kalıyor ve cumhurbaşkanlığı seçiminin iki turu Aşırı sağın yükselişi Seguro’yu zorluyor arasında epeyce arka planda kaldı. İlk turda kendi Sosyal Demokrat Parti’sinin (PSD) adayı – ayrıca küçük Hristiyan demokrat Sosyal Demokrat Merkez (CDS) ve Demokratik İttifak (AD) adı verilen koalisyon tarafından desteklenen – beşinci sırada büyük bir hayal kırıklığı yaşayınca ikinci tur için oy yönlendirmesinde bulunmadı.

İlk açıklamalarında hem Montenegro hem de Seguro, gelecek parlamento seçiminin üç buçuk yıl sonra olacağı ülkede “Portekiz’in siyasi istikrarını garanti altına alma” sözü verdiler. Ancak bu süreçte pek çok şey değişebilir.

İkinci turdan önceki iki haftada ülkeyi vuran şiddetli fırtınalar kampanyayı da sekteye uğratmıştı. Hâlâ bazı bölgeleri etkileyen bu durum nedeniyle, 11 milyon seçmenin (diaspora dahil) 35 binden biraz fazlasını kapsayan bazı belediyelerde oylama bir hafta ertelendi ama o oylamalar sonucu değiştirecek değil. Portekiz’de toplam nüfus kadar, hatta biraz fazla seçmen olmasının da yurt dışındaki 2 milyon kadar seçmenden kaynaklandığını not edelim.

YENİ SİYASİ TABLO

Avrupa’nın güneybatı köşesinde yer alan, “Atlantik’e dönük ama Akdeniz köklerine sahip” olarak tanımlanan 10,4 milyon nüfuslu küçük bir ülke olan Portekiz’de bir söz vardır: Avrupa’da olan her yeni şey bize önemli bir gecikmeyle gelir.

Nitekim Portekiz’in siyasi manzarası, 2019’da yalnızca André Ventura’nın milletvekili seçilmesiyle parlamentoya giren Chega’nın hızlı yükselişiyle son yıllarda “nihayet” köklü biçimde değişti. Göç karşıtı ve yolsuzluk karşıtı söylemlerle yükselen aşırı sağa, “solun solu” olarak adlandırılan kesimler dâhil olmak üzere sol alternatiflerin çöküşü eşlik etti.

Mayıs 2025 genel seçimlerinde PS, Karanfil Devrimi’nden (25 Nisan 1974’te otoriter ve sömürgeci rejimin sona ermesi) bu yana %23,38 oy oranı ve 20 milletvekili kaybıyla en kötü üçüncü sonucunu aldı. 230 sandalyeli parlamentoda Chega, sosyalistlerden iki milletvekili fazla çıkardı (60’a karşı 58).

Donald Trump, Giorgia Meloni ve Jair Bolsonaro’ya hayranlık duyduğunu gizlemeyen 43 yaşındaki Ventura, yenilgiden zayıflamış çıkmadı. Chega’nın kurucusu şimdi sağın lideri olma iddiasını açıkça dile getiriyor. “Tüm siyasi sistem bana karşı birleşti” diyen Ventura, seçimin hemen ardından “Portekiz’de sağ alanı biz yönetiyoruz ve yakında bu ülkeyi yöneteceğiz. (…) Bu hareket durdurulamaz” ifadelerini kullandı.

Ventura’nın cumhurbaşkanlığı seçimindeki oy oranı, son yasama seçimlerinde AD koalisyonunun (PSD-CDS) aldığı %31,21’den daha yüksek oldu. Bu durum onu Başbakan Montenegro karşısında güçlü bir konuma getiriyor. İktidar koalisyonunun desteklediği aday Marques Mendes ise yalnızca %11,34 alarak beşinci sırada kaldı.

“Solun solu”nu temsil eden üç adayın sonuçları ise bir yıl önceki parlamento sonuçlarına yakın oldu; ağır bir yenilgi. Sol Blok (BE) Avrupa milletvekili ve yarıştaki tek kadın aday Catarina Martins %2,05 (altıncı sırada), Komünist Parti (PCP) adayı %1,65, Livre (Özgür) adayı ise %0,68 aldı.

Mayıs 2025 genel seçimlerinde Livre 6 milletvekili (%4,07), PCP 3 (%2,91), BE ise yalnızca 1 (%2) milletvekili çıkarmıştı. BE 2015 ve 2019’da 19 milletvekili çıkarmış, PCP ile birlikte 2022’ye kadar, bugün Avrupa Konseyi Başkanı olan António Costa liderliğindeki PS azınlık hükümetini desteklemişti.

2022’de parlamentonun cumhurbaşkanı tarafından feshedilmesinin ardından yapılan seçimde PS mutlak çoğunluk elde etmiş, ancak 2024 ve 2025’teki siyasi krizler yeni genel seçimleri beraberinde getirmişti. Bu seçimlerde sağ ittifak (AD) kıl payı kazanmış, “solun solu” ise marjinalleşmişti. RE

JİM DÖNÜŞÜMÜ: SAĞIN SAPLANTISI

Portekiz, 1949’da NATO’nun kurucu üyelerinden biri oldu ve İttifak’a kabul edilen tek açık diktatörlüktü. 1986’da ise komşu İspanya ile birlikte, her iki ülkede de diktatörlüklerin çöküşünün ardından Avrupa Birliği’ne katıldı.

Ekonomisi zayıf, büyük ölçüde turizm ve göçmen işgücüne dayalı bir ülke olan Portekiz’de, 2026 yılı, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ötesinde, hızlanmış bir sağa kayış riskini barındırıyor. Bunu Avrupa için de söyleyebiliriz. Mayıs 2025’ten sonra AD, IL ve Chega’nın Cumhuriyet Meclisi’nde sahip olduğu üçte iki çoğunluk – hükümet etme ve hatta Anayasa değişikliği yapma gücü – Ekim 2025’teki yerel seçimlerle daha da pekişti.

AD hükümeti konut, işçi hakları, yükseköğretim, devlet okulları, göç ve vergi politikası gibi birçok alanda “şok politikalar” başlattı; çoğu zaman Chega ve IL’in desteğiyle.

Bu nedenle 2026 yılı, rejimin fiili dönüşümünün başlangıç yılı olabilir. Aşırı sağ, sistemin bir vektörü haline gelerek onu yeniden yapılandırıyor. Saplantısı, özellikle 28 Eylül 1974 ile 25 Kasım 1975 arasındaki devrimci süreçte elde edilen sosyal kazanımlar olmak üzere Portekiz Devrimi’nin mirasını sona erdirmek.

Filistin halkıyla dayanışma ve Gazze’deki soykırımı protesto eden kitlesel gösterilerle yeniden görünür olan Sol örgütler, savaş, yabancı düşmanlığı ve rantçılığın rejim değişiminin üç ana unsuru olduğunu savunuyorlar.

Mevcut göç politikası, aşırı sağın yabancı düşmanlığı için bir seçim yakıtı işlevi görüyor ve tüm ücretler üzerinde baskı yaratan bir “alt vatandaşlık” modeli oluşturuyor. 2025’te ortalama aylık maaş 1.282 avro civarındayken, çalışan nüfusun dörtte birinin sömürü koşulları, varlıklı yabancılara tanınan serbest dolaşım ve vergi avantajlarıyla çelişiyor.

Göçmenlere yönelik bu düşmanlık, 1974-1975’e kadar süren sömürge işgalini ve sömürüyü meşrulaştırmak için yaratılmış ırkçı bir toplumsal kültürün baskınlığı sayesinde mümkün oluyor ve aşırı sağ bunu toplumsal bölünmeleri derinleştirmek için kullanıyor. Portekiz, kolonilerine (Gine-Bissau, Cabo Verde, São Tomé ve Príncipe, Angola, Mozambik, Makao ve Doğu Timor) bağımsızlık veren son Avrupa sömürge imparatorluğuydu.

Bazı görüşlere göre “alternatif sol”, ancak kapitalizmin krizini açıkça teşhir ederek ve “kimlikçi/bölücü temalar” yerine sınıf temelli güçlü bir sosyal müdahale hattı koyarak; sistemin çürümüş olduğunu ve egemen sınıfın birleşik halk tarafından yenilmesi gerektiğini savunarak saldırıya geçebilir. Bu “düzen karşıtı” alan ise şimdilik aşırı sağ tarafından ele geçirilmiş durumda.

Uzlaşma ve istikrar adına PS, geçen Aralık ayında sağ ittifakın sunduğu 2026 devlet bütçesini küçük değişikliklerle onayladı. Bu çerçevede, 9 Mart’ta beş yıllık görev süresi başlayacak ve en fazla iki dönem görev yapabilecek olan yeni Cumhurbaşkanı bir yol ayrımında olacak.

Seguro’nun önünde iki yol var: Ya siyasete aktif biçimde müdahil olup solu yeniden yönlendirmek, sağın hedeflerine karşı çıkmak ve PS’nin tekrar yükselişine öncülük etmek. Ya da devlet başkanı rolüne odaklanıp demokratik gerilemeyi önlemek ve siyasi istikrarı desteklemek adına bir kez daha AD ile PS arasında bir “merkez uzlaşması”nı güçlendirmeye yönelecek.

Bunun yanıtını zaman gösterecek.