Postacıyı beklerken…
TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi “Komisyonu’nda yer alan partiler, çalışmalarıyla ilgili raporlarını Başkanlığa sundular… Her parti kendilerince önem verdikleri konuları gündeme taşıdı… Ancak, AKP ve MHP’nin raporlarının, söylenenlerin dışında, farklı ve yapmayı vaat ettiklerinin hiçbir sözün yer almadığını gördük… Kayyumun kaldırılması, yasal düzenlemeler ve Umut Hakkı’nın oluşması gibi, en can alıcı önerilerden hiç bahsedilmiyor…
∗∗∗
CHP’nin demokratik açılım ve barışın gerçekleşmesi için önerdiği temel yasal düzenlemelerin dışında komisyona, dişe dokunur bir paket sunulmadı…
2026 Bütçesi Mecliste jet hızıyla geçti… Cumhur İttifakının, “Sermayeyi kollayan, emekçiyi sömüren, emekliyi yok sayan, yurttaşı açlığa mahkûm eden ve emperyalizme ülkeyi peşkeş çeken bir bütçenin Meclis’ten (sözde) geçirilmesi, 2026‘nın da 2025’ten farklı olmayacağını gösteriyor…
∗∗∗
Hala “asgari ücret” konusunda iktidar açık değil…
“Bilinenden” farklı bir şey yapmayacaklar! Sığınmacı adı altında ülkemize getirilen ucuz işgücünü desteleyecekler… Bu vahşi politika, bir yandan gelenleri acımasızca sömürürken, diğer yandan yurttaşlarımızı işsiz ve aç bırakacak… Köylü, üretici, üretmekten vazgeçiyor. Bilinçli olarak “Topraklarımız tarım dışına” çıkarılıyor… Böylece, yandaşlar, et ve saman da dahil 132 ülkeden 162 çeşit tarım ürünü ithal ederek ceplerini doldurmaya devam ediyor ve edecekler… Yetkililere göre; Ekrem İmamoğlu Davası 12,5 yılda bitirilecek… Vay!!
∗∗∗
Çocuklumuzu hatırlatan bir şarkı hala söyleniyor…
“Bak postacı geliyor, selam veriyor… Herkes ona bakıyor merak ediyor…”
“Çok teşekkür ederim, postacı sana…” “Pek sevinçli haberler getirdin bana…”
Yukarıda verdiğim haberler pek sevinçli değil! Zaten 23 yıldır, laik demokratik sosyal hukuk devletini savunan Cumhuriyetle kavgalı bir anlayışın bize, iyi haberler vermiceğini biliyoruz…
Alıştık mı? Elbette hayır…
∗∗∗
Eşimle seyrettiğim “Yüksek Aksu’nun “Bak postacı “filmini izlerken içinde bulunduğumuz baskılı ortamdan biraz uzaklaştım. Ve çocukluğumu yaşadım. Nefes aldım. Aidiyet kültürü, dostluk ve küçük bir ye yaşamanın güzelliklerini soludum…
“Bak Postacı Geliyor” filmi ve yönetmen Yüksel Aksu’ya övgü… Türk sinemasında bazı filmler vardır ki yalnızca bir hikâye anlatmaz; bir coğrafyanın ruhunu, insanların gündelik hayatla kurduğu sade ama derin ilişkiyi de seyircinin kalbine taşır.
“Bak Postacı Geliyor” işte bu filmlerden biri… Yüksel Aksu’nun sinema diliyle hayat bulan bu yapım, büyük iddialar peşinde koşmadan, küçük insanların büyük duygularını anlatıyor… Samimiyeti, içtenliği ve insana dokunan anlatımıyla uzun süre hafızada kalacak… Film, adından da anlaşılacağı üzere, sıradan bir olayın etrafında şekillenir: Postacının gelişi! Ancak bu basit görünen durum, Aksu’nun ustalığı sayesinde çok katmanlı bir anlatıya dönüşmüş...
Postacının kimliğinde, meslek ahlakı, içinde bulunduğu toplumla ilişkisi, yaşadığı umut , özlem, hayal kırıklığı ve sevinç gibi duygular ustaca işlenmiş…
Film, modern hayatın hızına kapılmadan, zamanı yavaşlatıp, seyirciyi sabırla mahalli yaşamı gözlem yapmaya davet ediyor…
Bu yönüyle Bak Postacı Geliyor, izleyeni yalnızca eğlendiren değil, düşündüren ve hissettiren bir film olmuş…
Yüksel Aksu’nun yönetmenlik başarısı, filmin en güçlü özünü oluşturmuş... Aksu, Muğla’nın kırsal dokusunu ve insanlarını doğal yaşam öyküsünü, “kara komedi” üslubuyla aktarmış… Bir yandan ulaşılamayacak birine olan sevgi, diğer yandan içinde yaşanılan politik cenderenin kurmacalarını, trajik ama etkili bir mizahla anlatmış… Aksu, yazdığı senaryoyu aktarırken, yaşama çok gerçekçi yaklaşmış, kamerasıyla yansıttığı görüntülerde yargılama yok, küçümseme yok, aksine, gerçekleri ve karakterlerin duygularını anlamaya ve anlatmaya çalışan bir sorgulama var… Bu yaklaşım, filmin sıcak tonunu belirleyen en önemli unsur olmuş!
∗∗∗
Dönemle hesaplaşması ve yapılanları sorgulamasında kullandığı gerçekçilik ve mizah anlayışı, ayrıca övgüyü hak ediyor… Yüksel Aksu’nun mizahı, gürültülü kahkahalardan ziyade, yüzlerde beliren ince bir tebessüm yaratıyor… Yaşamın içinden aktarılan gerçekler, karakterlerin yaşadığı zorlukları hafifletiyor ama onları önemsizleştirmiyor!
Aksine, trajediyle komediyi aynı potada eriterek izleyiciye daha sahici bir deneyim sunuyor… Bu denge, Türk sinemasında her zaman yakalanamayan bir inceliktir… Gülerken düşünmek ya da ağlarken karar vermek…
Bak Postacı Geliyor, aynı zamanda bir bellek filmidir…
Geçmişle bugün arasında kurduğu bağ, mektup metaforu üzerinden güçlü biçimde hissettiriyor... Dijital çağın hızına karşı, beklemenin ve sabrın anlamını hatırlatıyor...
Bu yönüyle film, nostaljik olmakla yetinmiyor. Bugüne dair de sessiz ama etkili bir eleştiri sunuyor...
Sonuç olarak Bak Postacı Geliyor, Yüksel Aksu’nun imzasını taşıyan, sıcak, insani ve derinlikli bir film olmuş… Büyük bütçelere ya da sansasyonel olaylara ihtiyaç duymadan, insanın kalbine dokunabileceğini kanıtlıyor…
Yüksel Aksu bu filmle, Anadolu’nun sesini incelikle duyuran, yerel olanı evrensel bir dile dönüştürebilen güçlü bir anlatıcı olduğunu bir kez daha gösteriyor... Türk sinemasında sade anlatımın ne kadar etkili olabileceğinin en güzel örneklerinden biri olmuş…
∗∗∗
Eşimle birlikte “Postacının “ verebileceği en önemli haberin “erken seçim” olacağına” karar verdik…
Ve şarkıyı şöyle bitirdik…
“Hadi git güle güle, uğurlar olsun…”
“Ellerin dert görmesin, erken seçim haberiyle dolsun…”


