Google Play Store
App Store

BirGün’e konuşan Prof. Dr. Selçuk Şirin "Bugün babalık konusunda bizim daha çok öğrenmeye ihtiyacımız var. Bunun iki nedeni var. Birincisi, geçmişten bugüne gelen geleneksel rol modellerimiz yok denecek kadar az. İkincisi, çocuklarımıza hazırladığımız dünya ile bizim geldiğimiz dünya çok farklı" diyor.

Prof. Dr. Selçuk Şirin: İyi babalık çocuğunuzun dünyasında yer edinmektir

Ayşe Alan

Çocuk yetiştirmede annelere biçilen başat toplumsal rol, babaların geri planda kalmasına neden oluyor. Kitapçıların çocuk gelişimi bölümlerinde kısa bir gezinti bile “çocuk gelişiminin” sorumluluğunun annelere yazıldığını çok net gösterir. İşte yakın zamanda bu raflarda babalara da yer açan çok kıymetli bir kitap yayınlandı: Yetişin Babalar.

Prof. Dr. Selçuk Şirin, sadece bir akademisyen değil; toplumu dönüştürme arzusunu sahaya taşıyan bir düşünce insanı. Yıllardır çocuklar, gençler ve eğitim üzerine yaptığı çalışmalarla ezber bozan, yol gösteren, umut veren bir ses olan Şirin, veriye dayalı ama kalpten konuşan üslubuyla hem bilgilendiriyor hem cesaretlendiriyor.

Yetişin Babalar kitabında çocuk gelişimi ve babalığı, bilimsel perspektif ile kişisel yaşam deneyimlerini bir araya getirerek ele alan Şirin, babalığı “eşit ebeveynlik” perspektifi ile ele alıyor ve babalar için bebeklikten ergenliğe bir “yol haritası” veriyor.

Selçuk Şirin’le yeni kitabı vesilesiyle, babalığın değişen rolü ve iyi babalık üzerine konuştuk.

Hocam Yetişin Babalar fikri nasıl ortaya çıktı? 

Ben alana girdiğimde yani bu yüzyılın başında, babalarla ilgili araştırma yapmak, babalık üzerine düşünmek yeni yeni ortaya çıkan bir şeydi. Ebeveynlik üzerine araştırmalar 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başında başlıyor. Çocuk gelişimi deyince akla hep anneler geliyor, ebeveyn denilen anne.

İlk çocuğum doğdu, o süreci yaşarken bir gözlemci olduğumu, asli oyuncu olmadığımı fark ettim. Hastaneye iki kişi gidip üç kişi çıkınca bir şok yaşadığımı hatırlıyorum. Yani şimdi ne yapacağım? Rolümü bilmiyorum, görevimi bilmiyorum. Babalık, o zamandan beri üzerine düşündüğüm bir konu.

Yaklaşık 10 yıl önce Türkiye’de ebeveynlik üzerine kitaplar yazmaya karar verince ilk önce genel kitap yazdım: Yetişin Çocuklar. Kitaba adını BirGün yazarı Ateş İlyas Başsoy vermiştir. Sonra Yetişin Gençler’i yazdım. Babalar kitabı yazmaya da o zamanlar, yani çok önceden karar vermiştim. Yetişin Babalar 10 yıl önce adı konulan bir kitap aslında. Yazması çok uzun zaman aldı. 4-5 yıl üzerinde çalıştım, bittiği için de çok mutluyum.

Sizce babalık yeniden tanımlanması gereken bir olgu mudur? 

Babalık da, bebeklik de, çocukluk da, ergenlik de, her dönemin yeniden tanımlanması gerekiyor. Çünkü yaşadığımız çağ değiştikçe, teknoloji değiştikçe, yaşadığımız ortamların dinamikleri değiştikçe o ortamda nasıl bir birey olacağımız da doğal olarak değişiyor. Kitapta da bunu anlatıyorum. Eskiden mesela çocuktun, belki ergen olurdun. Çoğu ortamda, toplumda ergen bile olamıyordun. Direkt oradan yetişkinliğe geçiyordun. Sanayileşmeyle birlikte araya ergenlik girdi. Şimdi 20. yüzyılda yapay zekâ ile birlikte çok daha uzun bir “Beliren Yetişkinlik” dediğimiz, yeni bir ara kavram daha var. Bir tür ara dönem diyelim. 18-30 yaş arasını kaplıyor. Bu dönemde daha ziyade gençler ne işte, ne okulda oluyor. Türkiye’de ev genci de deniyor bunlara. Yetişkinliğe geçişin giderek ertelendiği bir çağdayız.

Türkiye’de nasıl bir babalık var? 

Türkiye'de geleneksel babalık halen çok yaygın. Ama bu Türkiye’ye özgü bir durum değil, dünyada da böyle. Son 20-30 yıla kadar yaşadığımız dijital dönüşüm ile son 20 yılın dijital dönüşümü arasında büyük fark var. Hayatımızı tamamen altüst etmiş durumda. Dolayısıyla bütün bu ortam içerisinde babalık kavramı da hızla değişiyor.

Çocuk gelişiminde babanın en belirleyici olduğu dönemler hangileri? 

Bizim, yani babaların, ebeveynlik sürecine doğum öncesinden başlamamız lazım. Annenin bu süreci daha rahat, daha az stresle, daha sağlıklı bir ortamda geçirmesi için ona yardımcı olarak, ona bu ortamın sağlanmasına katkıda bulunarak başlamamız lazım. Ebeveynlik orada başlıyor. Zaten kitap da orada başlıyor. Ondan sonra en kritik dönem ilk 3 yıl. İlk 3 yılda, insan beyninin en hızlı geliştiği, duygusal kimliğimizin, kişiliğimizin oturduğu o dönemde de babaya çok iş düşüyor. Babanın en belirleyici olduğu dönem ise okul öncesi dönem. İlk erken çocukluk dediğimiz 06-07 yaş. Belli aşamaları bekleyeyim diye düşünürseniz olmuyor. “Konuşmaya başlasın, sonra babalık da gelsin”, “Okula gitsin, sonra ben devreye girerim”, “Ergen olsun, karşılıklı arkadaş olalım.” Böyle bir şey yok. Ne kadar çok beklerseniz, çocuğunuzun gelişiminden o kadar mahrum kalmış olursunuz.

Peki, çocukların kalıplaşmış cinsiyet rollerinden bağımsız yetişmesi için babalar ne yapmalı? 

Babalara çok iş düşüyor. Çünkü geleneksel cinsiyet rollerinde, özellikle Türkiye’de erkekler daha üst konumda kurgulanmış durumda. Kadınlar pek çok alanda kendilerini ispat etmek zorunda bırakılan cinsiyet olarak algılanıyor. Bunun toplumda ortaya çıkarttığı sorunları biliyoruz. Çocuklarımız cinsiyetler arası farkın ne kadar az olduğu bir ortamda yetişirse bu yüzyıla o kadar iyi hazır olacak. Uzun uzun anlattım kitapta; “sen matematik yapamazsın”, "hadi git çay koy bize”, ev toplanacak “kızım sen topla”, çocuk bakılacak “kızım kardeşinin elinden tut” gibi küçük küçük erken yaşta başlayan o yönlendirmelerin uzun vadede, özellikle kız çocuklarının hayatını hem akademik olarak hem sosyal olarak, nasıl olumsuz etkilediğini biliyoruz.

Özellikle ergenlik döneminde erkek çocukları ciddi bir kriz yaşıyor şu anda. Çünkü geleneksel roller değişiyor. Bunun verdiği yeni sıkıntılar var. Bunu da pek çok popüler yapımda izlemek mümkün. En son Adolescence dizisinde izledik bunu. Bizim giderek artan şekilde yalnızlaşan, kaygı seviyesi, depresyon seviyesi yükselen erkek çocuklarını da düşünmemiz gerekiyor.

Burada babalara çok önemli bir rol düşüyor. Duygularımızı ifade ederek rol model olmalıyız. Çocuğumuzla irtibatımızla, onun dünyasında, onunla buluşarak rol model olabiliriz. Bunun ötesinde erkeklerin üstün olduğuna dair, gerçek olmayan fikirlerin en azından ev ortamında yayılmasını, çoğalmasını engelleyebiliriz. Güvene dayalı ilişki kurabilen erkek çocukları sosyal hayatlarında da, okul hayatlarında da başarılı oluyor.

Toplumsal cinsiyet demişken veli olma konusunu açmak istiyorum. Çünkü özellikle Türkiye'de veli demek anne demek. Kitabınızda babalar ve çocuğun öğrenme sürecine özel bir bölüm ayırmışsınız. Babalar çocuğun öğrenme sürecine nasıl eşlik etmeli ve nasıl bir veli olmalı? 

Babaların bu süreci bir yönetici gibi uzaktan yönlendirme, emirler verme, planlama alışkanlıkları varsa vazgeçmeleri lazım. Motivasyon olmadan öğrenme olmuyor. Yapmamız gereken çocuğun motivasyonunu artırmak. Motivasyon önce dışarıdandır. Yani çocuğun gözünü açmanız lazım. Ona bazen yeni fırsat kapıları açabilirsiniz, yeni insanları tanıştırabilirsiniz, yeni deneyimler yaşatabilirsiniz.

Bazen ödüllendirme de olabilir, ama bir süre sonra bunun alışkanlık haline gelmemesi, içselleşmesi lazım. Ebeveyn olarak bize ciddi sorumluluklar düşüyor. Evde ödevlerin yapılma sürecinde çocuğun zorlandığı her durumda yardım ederseniz, o çocuk kendi başına öğrenemez. Dolayısıyla sınırlar koymanız lazım. Aynı şekilde ev ortamını ona göre organize etmeniz lazım. Siz ekrandaysanız çocuğunuzun ekrandan uzak duracağını beklememelisiniz.

Okul konusunda, özellikle öğretmenlerle ilişkilerde, Türkiye’de gözlemlediğim pek çok sıkıntı var. Öğretmenlere, özellikle erken yaşlarda, çok baskı yapıyor ebeveynler. Hayatın bu kadar karmaşıklaştığı, aklımıza gelen bütün sistemlerin çöktüğü bir ortamda çocuklarımızda gördüğümüz sıkıntıların hepsini öğretmenlerin gidermesini beklemek gerçekçi değil. Sonuçta öğretmenler de onlarca çocukla irtibat halinde. Özellikle okulda şiddet, akran zorbalığı gibi durumlarda, yani kriz anlarında, maalesef babalar geleneksel rollerine dönüp agresif olabiliyor. O iletişimi yönetmekte sıkıntı çekebiliyor. Şunu unutmamamız gerekir. Biz orada ne yaparsak çocuğumuz da onu görüyor. Sinirlerinizi kontrol edemediğiniz, duygusal becerilerinizi kullanmadığınız durumda çocuğunuz da onu görüyor. Sizden öğreniyor, sonra kendi arkadaşlarına onu uyguluyor. Her zaman şunu aklımızda tutmanız lazım: Ne dediğinizin bir önemi yok. Ne yaptığınızın önemi var.

Babaların en çok zorlandığı alan çocukların sosyal duygusal becerilerini geliştirmek olabilir mi? 

Kesinlikle. Babalara da kitapta şunu anlattım: Sosyal duygusal anlamda sağlam olmayan bir çocuk, zihinsel olarak da potansiyelini açığa çıkartamıyor. Eğer çocuğunuzun eğitimde başarısını dert ediyorsanız, bu çağda eğitimde başarı da hayatta başarı da sosyal duygusal sağlamlıktan geçiyor. Sosyal duygusal sağlamlık dediğimiz de erken yaştan itibaren çocuğun duygusal ihtiyaçlarına yanıt vermek, onun sosyal ihtiyaçlarını karşılamak ve bu anlamda da çocuğumuza rol model olmak demek.

Eğer siz kendiniz duygularınızı ifade etmekte zorlanıyorsanız, karşı tarafın duygularını anlamakta zorlanıyorsanız bunu yapamazsınız. Duygusal zekâ kavramını tercih etmiyorum, çünkü bunlar duygusal beceriler. Dolayısıyla öğrenilebilirler. Duygularını ifade etme açısından bizim kuşaklara rol model olan babalarımız pek olmadı. Babalar duygularını göstermezdi. Benim yetiştiğim ortamda, babam beni okşayamazdı, kucağına alamazdı. Ama bugün babalık konusunda bizim daha çok öğrenmeye ihtiyacımız var. Bunun iki nedeni var. Birincisi, geçmişten bugüne gelen geleneksel rol modellerimiz yok denecek kadar az. İkincisi, çocuklarımıza hazırladığımız dünya ile bizim geldiğimiz dünya çok farklı.

Kitabınızda çocuğun ergenlikte geçirdiği dönüşümü ve özellikle de risk alma davranışlarını çok ayrıntılı anlatmışsınız. Babalar bu dönemde nasıl davranmalı? 

Biz ebeveynler olarak risklerin farkındayız ve çocuklarımızı bu risklerden korumak istiyoruz. Ben de bunu yapıyorum. Korkmak istiyorsanız hayatta korkacak çok şey var. Fakat bu korkularımızın bize ait olduğunu, çocuğumuzun da kendi başına öğrenme süreçlerinden geçebilmesi için onun da risk alması gerektiğini bilmemiz lazım.

Beyin gelişimini özellikle uzun uzun anlattım kitapta. Beyin gelişiminde ön ve arka taraf arasındaki gelişimde 10 yıllık bir fark var. Herkes anlasın diye bunu bir metaforla açıklıyorum. Otomatik vitesli otomobillerde bir fren pedalı, bir de gaz pedalı vardır. 15 yaşındaki çocuğunuz sadece gaz pedalı olan bir araba kullanıyor. Yani çocuğun sürekli hormonları değişiyor, adrenalini yükseliyor. Sürekli heyecan arıyor, sürekli yenilik arıyor. Ergenlikte çocukları biraz gözlemlediğinizde çok şey denediğini fark edersiniz. Ne kadar çok farklı şey denerse, ne kadar “risk alırsa”, çocuğun beyni o kadar hızlı gelişiyor. 20-25 yaşına geldiğinde ise arabasına fren ekleniyor. İşte beyin böyle gelişiyor. Bütün dünyada gençlerin bu kadar çok risk almasının arkasında bu var. İçki, sigara, hızlı araç kullanımı, aklınıza gelen her riskli şeyin arkasında var. Bu hayatın akışı içinde, tırnak içerisinde biyolojik bir gerçeklik. Genç risk almak zorunda. Ebeveyne düşen yasak, günah, ayıp üçgeninden çıkıp çocuklarımızın risk alacağı alanları genişletmek.

Mesela sporla uğraşan çocuk güvenli bir ortamda risk alır. Sanat ve girişimcilik de öyle. Ben mesela, çok erken yaşta bakkallık yapmaya başladım. Şimdi buna girişimcilik diyoruz. 8 yaşından itibaren, ayakkabı boyayarak para kazanmaya başladım. 14-15 yaşında bir bakkal dükkânı açtım köyde. Oysa bugün bütün bu süreçlerde riskler o kadar çok ki! Kendi başınıza bakkal yönetecekseniz zarar edebilir, iflas edebilirsiniz. Hesap, kitap, müşteri ile muhatap olma vs epey korkulacak şeyler. Ama bugün bütün bu yaptığım işlerdeki özgüven, bence o dönemden geliyor. Ergenlik döneminde epey risk aldım. Tek başıma pek çok işe giriştim. Bir kısmı başarılı oldu, bir kısmı başarısız oldu. Ama o risk alma sürecinde, zihinsel gelişimimin yapıtaşları oluşmuş.

Kitapta, bütün ebeveynlere, özellikle babalara, çocukların aldığı her inisiyatifin önüne engel olanlara, bu beyin gelişiminin temel ilkelerini hatırlatmak istedim. Eğer çocuklarınıza erken yaşta engel olarak, onları koruyacağınızı düşünüyorsanız, onlara gelecekleri açısından büyük bir kötülük yapıyorsunuz demektir.

Peki Selçuk Şirin’in iyi baba tanımı nedir? 

Benim iyi baba tanımım çocuğumla onun dünyasında buluşmak. Babalık da ebeveynlik de kendinizi çocuğunuza dayatmak değil. Mesela birlikte geçirilen zamanda, sevdiğiniz ama çocuğunuzun sevmediği şeyleri yapmakta diretmemelisiniz. Böyle yaparak kaliteli zaman geçiremezsiniz, çünkü çocuğun dünyası o değil. Onun dünyasına girmeniz lazım.

Örneğin ben sevmesem de, çocuğum seviyor diye süper kahraman kitaplarını okumaya başladım. Bir süre bir süre sonra sevmeye başladım. Çocuklarımla aklınıza gelecek bütün süper kahraman filmlerini izlemişimdir. Çocuklarım Japon manga geleneğine ilgi duydular, ben de onlarla manga okudum. Birisi beyzbol oynamak istedi, ben de beyzbol öğrendim.

Bence iyi babalık, sizin kendi dünyanıza çocuğunuzu zorla sokmaya çalışmak değil, çocuğun kendi kurduğu ve giderek büyüyen dünyasında kendinize yer edinmek, orada çocukla birlikte yürümektir.

Bu söyleşi Babalar Günü’nde yayınlanacak. Babalar Günü için bir mesaj vermek ister misiniz? 

Bu yüzyılda çocukların, eskisinden çok daha fazla, rol modeli olmamıza ihtiyacı var. Dolayısıyla özellikle cinsiyet rolleri bakımından, çocuklarımıza biraz önce de sözünü ettiğimiz sosyal duygusal anlamda, iyi rol modelleri olmak için çaba harcamamız lazım. Bu çaba sadece çocuklarımız için değil, bizim için de çok faydalı olacak.

Biz duygularımızı ifade edebildiğimiz zaman, karşı tarafın duygularını daha iyi anlayabildiğimiz zaman daha iyi, daha mutlu bireyler olacağız. Daha iyi, daha mutlu birey olunca da çocuğumuza daha iyi babalık yapacağız. Çocuk yetiştirmek bir proje değil. Ne yapıyorsak aslında kendimiz için de yapıyoruz. Kendimize faydalı olan her şey çocuğumuza da faydalı.