Püsküllü beka
Haberler yine muhteşem, geleceğe memleketçe şahlanarak devam ediyoruz. Her yeni güne yeni bir şahlanış haberiyle huzur ve güven içinde uyanıyoruz. Son saniyelerle yaşıyoruz.
Sahte e-imza ile kamu sistemlerine sızarak diploma, ehliyet ve pek çok belge üreten çetenin haberleri herkesi hayretlerden hayretlere düşürürken, ülkenin verdiği resmi belgelerinin bile güvenilirliği, inandırıcılığı ve ciddiyeti bir kez daha sorgulanacak hale geliyor. Birden bire bir AB ülkesi “Ya Türkiye’de böyle fantastik şeyler oluyor, bunların elindeki belgelere biz nasıl güvenebiliriz?” diye düşünse, al başına verdiği resmi belgeler başka ülkeler tarafından tanınmayan Ülkebekir Sıddık bebek…
∗∗∗
Ülkece matrikste yaşıyor gibiyiz, diploma yok, ehliyet yok, LGS yok, puan yok, suç yok, süreçin içeriği yok (ya da süreççilere kadar var, bize verilen bir bilgi yok), adalet yok, ihmal yok, görevini yapan savcı yok, vatandaşa sahil yok, aslında orman yangını yok, yangın söndürme uçağı zaten yok, itibardan tasarruf yok, delil yok, anayasa var ama takan yok… Dümdüz matriks. Peki ne var? Görünen o ki gerçekliğine inanabileceğimiz hiçbir kavram kalmamış gibi. İnsan ister istemez artık duyduğu hiçbir şeye inanamıyor. Dezenformasyon merkezi paylaşımları kadar inandırıcı bir gündem, ikna edici harika Karaibrahimgil bir gerçeklik… Bazılarına göre dünyanın örnek gösterdiği ülkelerden biriymişiz, bazılarına göre “aman bakın böyle olmayın”ın en güzel örneğiymişiz. Düşünsenize ülkede kimsenin tapusu, ehliyeti, ehliyeti, lisansı, sertifikası, varlığı, malı ve canı güvende değil. Hedeflediğimiz güzel günler bunlar mı? Dolar on lira olacah ya onbeş lira olacah ya… Kimsenin kendisine inanmadığı bir ülke var olabilir mi? Beka meselesiyse, alın size püsküllü beka. Resmi evrakına güvenilmeyen bir ülkenin, “ülke” olarak ciddiye alınması, alınsa bile güvenilmesi ne kadar mümkündür? Pasaportuna vizeyi çile olarak talep eden bir güven veriyoruz çevremize.
Her şeyimizin sahte olduğu ortak bir gelecek, artık beklenenden bile daha yakın gibi. Bakın 2020 yılında Hürriyet yazarı Hande Feystaym kaynaklarından edindiği bilgilere göre neler demiş: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan çantalara asla büyük paralar vermiyor. Orijinal marka çanta kullanmamaya özen gösteriyor. Yani iddia edildiği gibi büyük rakamlara çanta alınmıyor. Daha çok yerli malını tercih ediyor. Orijinalin yerine çakma yani imitasyonlarını alıyor.”...
En azından itibar yerine sahte ürün tercih edilerek tutumlu davranılmış. Peki bu tavır ülkemiz geneline de aksettirilebilir mi? Mesela düşünce egzersizi yapalım. Bir ülkede darbe hazırlığı oluyor, bütün bu hazırlık aşamasında zaten ülkenin tüm birimleri komple habersiz, sonra darbe yapılıyor, bütün bu işler olurken siz de istihbaratın başındasınız. Olaylar, olayları takip ediyor, normal şartlar altında böyle bir görevdeyken böylesine bir güvenlik zaafını göstermişsiniz, hop ne oluyor? Tabii ki işinizden ayrılmıyorsunuz, daha da iyi bir konuma geçip bakan oluyorsunuz. Acaba orijinal istihbarat başkanı yerine imitasyon mu kullandık? Masrafsız.
∗∗∗
Acaba ülkedeki herkes sahte mi diye düşünmeye başlamaktan kendimi alamıyorum. Belki de olanların hepsi aslında hepimizin sahte olmasından oluyor. Okuma yazması olmayan, eğitimden pek anlamayan tarikatlara, cemaatlere “sivil toplum örgütü” diyebilen eğitimden sorumlular, turizm şirketi sahibi turizm bakanları, interneti sadece yasaklanacak ve engellenecek adresler bütünü olarak gören ama başkanının e-imzasına ve hatta vatandaşlarının kimlik bilgilerine bile sahip çıkamayan promosyon kurum BTK… İnsan gerçekten de gerçekliğin ne olduğunu düşünüyor.
Adeta ucuz ve çakma bir simülasyonda yaşıyoruz uzun süredir. Ülkece Newport Üniversitesi’nden mezun gibiyiz. Hızlı trenimiz hızlı değil, tren olmasına rağmen güvenli değil, bebeklerimiz güvende değil, yurtlarımız yurt değil, gençlerimiz, askerimiz güvende değil, topraklarımız, ormanlarımız, sahillerimiz, evimiz, barkımız bizim değil, hiçbir şey istediğimiz gibi değil.
Bu kadar şey yanlış olmamalı, arada en azından bir iki doğru olması lazım ama yok.
Belki de biz yanlış şeyler istiyoruz. Belki de biz de sahteyiz ve ne istediğimizi bilemiyoruz.


