Rahat batması
Efendilere göre kölelerin isyan etmelerinin nedeni kesinlikle rahat batması. İnsan durduk yerde niye ayaklansın ki? Haksız da değiller, rahat batmadığı sürece insanların yerlerinden kalktıkları, konumlarını değiştirdikleri görülmemiştir. Rahat batması, kıl dönmesi gibi bir şey; batan rahatın bünyeden çıkarılması gerekir. Kölelerin rahatsızlığı ancak kanun hükmündeki kararnameler ve polisiye operasyonlarla giderilebilir. Operasyonların amacı, bedenlerin duyumsama yeteneğinin köreltilmesidir, zira rahat batması, algılarla ilgilidir. Duyumsayan varlıkta bir tür tedirginlik, rahatsızlık vardır. Hareketsiz durduğunda bile, içinde bir şeyler kaynaşıp durur, “küçük algılar ve akışkan küçük algıları dürten küçük iştahlar – akışkan algılar ve akışkan küçük iştahlar kıpraşıp durmayı hiç bırakmazlar” (Deleuze, Leibniz Üzerine Beş Ders, Kabalcı). Yaşayan bir varlıksanız, rahat batması sağlıklı bir şeydir, algılarınızın yeryüzüne açıklığını gösterir. Fakat efendi açısından aşırı duyumsama istenmeyen bir özelliktir. İdeal bir kölenin algıları sadece efendiye açık olmalı ve komutlarını sorgusuz sualsiz yerine getirmelidir. Efendinin tek istediği, golem sürüleri yaratmak. Yahudi mitolojisinde golem, bir hahamın topraktan yaptığı ve tılsımlı sözler söyleyerek canlandırdığı, sahibinin emirlerini yerine getiren bir yaratık. Talmud’da Âdemin ruh üflenmeden önce bir golem olduğu yazılıdır.
∗∗∗
Âdemin soyundan geldiğinize inanıyor ve kapitalist bir hayat sürüyorsanız hatırlatmak isterim. Bugün Âdemoğullarına ruh üfleyenler, kapitali ellerinde tutan, kapital akışlarını kontrol eden despotlar ve oligarklardır. Golem’in temel amacı yaratıcısını korumaktır. Golem olarak yaratılan Âdeme ruh üfleyen tanrı olabilir. Fakat zaman değişmiş, tanrının yerine çoktan temsilcileri geçmiştir. Tıpkı gerçekliğin yerine zamanla imgelerinin geçmesi gibi. Duyumsama yeteneğiniz körelmişse üretilen imgeleri gerçek olarak kabullenir ve hakikat için mücadele ettiğinizi düşünebilirsiniz; hakikat uğruna ölümü bile göze alabilirsiniz. Fakat hakikat sonrası bir çağın hakikati, hakikati temsil ettiğini iddia edenlerin ürettikleri imgelerdir. Ve imgeler gerçekliği perdelediğinde Âdemoğulları yaratıcıları için savaştıkları sanısına kapılabilirler, oysa uğruna hayatlarını feda ettikleri despotlar ve oligarklardır. Bunu, ancak rahat batanlar fark edebilir.
∗∗∗
Rahat battığında ilk tepkimiz, biraz yana kaykılmak olabilir. Olmadı mı? Altınıza bir şilte koyabilirsiniz. Ya da oturduğunuz yeri değiştirebilirsiniz. Rahat batması öyle bir şeydir ki kıl dönmesine benzemez, rahatsızlığınızı asla gideremezsiniz. Sizi yerinizden kaldırır, ayaklandırır ve bir daha oturamazsınız. Batan elbette rahat değil, kaynaşıp durmakta olan yeryüzüdür, gerçekliktir. İnsan çamurdan yapılmış bir golem değildir, algıları sayesinde evrimleşmiştir. Ve algıladığı sürece sürekli değişen yeryüzünün gerçeğiyle bağlantısını sürdürecektir. Algılamak, despotların nomos’unu, yani yasalarını hiçleştirir, sizi doğanın içine yeniden yerleştirir. M.Ö 4. yüzyılda yaşamış Sofist Alkidamas’ın dediği gibi “doğa hiç kimseyi köle yapmamıştır”. İnsanı köleleştiren yasalardır. Bir insanın köleleşmesi için algılarının zayıflaması ve despotların ürettiği imgelere aldanması yeterli. Fakat gerçek kaynaşıp durmayı asla bırakmaz ve körelen algılar eninde sonunda yeniden keskinleşir ve rahat batmaya başlar. Yeryüzüne açık olma, tetikte olmak demektir, ayakta olmayı ve konumunuzu sürekli değiştirmeyi gerektirir. Efendiler haklı, ayaklanmalar ancak rahat battığında gerçekleşebilir.
∗∗∗
Rahat battığında şehrin gürültüsü artık kaynaşıp durmakta olan şeylerin seslerini bastırmaya yetmez. Gürültünün içindeki tekil sesleri ayırt etmeye başlarsınız. Daha önceleri algılanmayan karanlık bölgede kalabalıklar yaşamaktadır. Yıkım makinelerinin seslerine, insanların, hayvanların, ağaçların feryatları karışır, dayanılacak gibi değildir, kederlenirsiniz. Fakat birden toprağın soluk alıp verişi, bitkilerin filizlenmesi, böceklerin, kuşların, denizlerin sesleri duyulur hale gelir. Sesler kontrpuanlarla birbirine bağlandıkça yeryüzünde neşeli bir şarkı yükselir. Yeryüzünün ruhu bedeninizi ele geçirmiştir, kudretlenirsiniz, içiniz içinize sığmaz. Aylardan Hazirandır, ayaklanırsınız.


