Google Play Store
App Store

Neden olmasın? Bence zamanı artık geldi. En son “Recep Tayyip Erdoğan Sempozyumu” da düzenlendi hazır, Recep Bey kendi tarikatını resmi olarak ilan etse zamanlama açısından çok yerinde bir iş yapmış olur. Böylelikle kendisine yakıştırılan “Çağın Selahaddin Eyyubisi”, “Allah’ın lütfu” sıfatları hiç değilse bir topluluk literatürüne bağlanır.

Her ne kadar “demokrasiye inanıyorum” demiş olsa da “demokrasi benim için araçtır” dediğini de biliyoruz. “Beşeriadalet kavramına da pek sıcak bakmayan, mezarötesi anlayış sahibi biri olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi tarikatını kurması artık en doğal hakkı.

Tek başına hareket etmeyi seviyor, kararlarının üzerine karar tanımıyor, haliyle çağdaş bir “hükümdar” Recep Bey. Dolayısıyla XIV. yüzyıl ortasında başlayıp, çok uzun sürmüş bir geleneği günümüzde yeniden başlatabilir. Söz konusu yüzyılda Avrupa’da moda, hükümdarların kendi adlarına bir tarikat kurmalarıydı. Büyük ortaçağ tarihçisi Huizinga, Fransa Kralı Jean’ın 1351’de Nostre-Dame de la Noble Maison Şövalyeleri tarikatını kurduğunu yazar. Her önemli gün için bile bir tarikatın kurulduğu garip bir çağdı o çağ. Louis de Bourbon adlı bir soylu, İngiliz hapishanelerinden kurtuluşu onuruna bir tarikat kuruvermiştir örneğin. Türk/İslam değerlerini bir başka ülkeyi karıştırmada kendisine kılavuz yapan Recep Beyin de “Suriye Şahini” gibi meselenin ruhuna pek uygun bir adla tarikat kurması çok mu garip olur?

Memleket de buna hazır aslında. Hangi alanda eğitim gördüğü bile henüz bilinmeyen biri olmasına rağmen, “mutlaka çok şey biliyordur” muamelesi gören şanslı biri olarak Recep Bey her dediğinde keramet olduğuna inandırılmış bir taraftar kitlesine sahip bilindiği gibi.

Şu son çocuk tecavüzleri karşısında, çocuklardan çok “Recep Beyi” koruyup kollayan bir kitledir bu. Bu kitleye mensup zavallılardan biri yazdığı yandaş varakparede “tecavüz sopasıyla dindarlar dövülmekte” demekle kalmıyor, “bunun Erdoğan’a karşı kullanıldığını” da ima edebiliyor. Ahlaktan, vicdandan yoksun bir taraftar oluşturabilmek büyük başarı gerçekten de. Bu taraftarı yıllarca, sabırla çalışarak yarattılar. Hırsızlığa, yolsuzluğa alıştırdıkları bu taraftarları “hırsızlığın, yolsuzluğun” Darülharb’de (İslamın egemen olmadığı topraklarda) imansızlara karşı bir mücadele tarzı olduğuna da ikna ettiler. “Faizi esas alan sistemde” çalınanlar çalmak sayılmazdı nasılsa. Kendisine sunulan “hizmetleri”, “faydacı” bir yaklaşımla, ahlaksızlığın, utanmazlığın, yalanın, riyanın hafifleticisi haline getirmiş “destekçi kalabalıklar” var memlekette.

Ne yapıp ettiler, onca insana “çalıyorlar ama iş de yapıyorlar” dedirtmeyi başardılar. Bu ancak bir tarikat inanmışlığıyla, tarikata akıldışı bir kapılanış tutumuyla gerçekleştirilebilirdi. Recep Beyi “kutsallaştırma”nın sonuçları böyle oldu tabii. Yasin Aktay adlı İslamcı milletvekili, prof(!) “biz Erdoğan’ı gördüğümüzde Salli Ala Muhammed deriz” diyecek kadar Recep Bey de ilahi izler görmüş biri. O gördüğü “izler” Recep Bey de kusur görmesine elbette engel.

Şaka değil, 2006’nın Şubat ayında rastladık şu olayla: Ankara’da kendisini Allah olarak tanıtan biri 11 kişiyi dolandırmış, bu 11 kişinin sadece 1’inden 2.5 trilyon para götürmüş. Bu memlekette onca dini eğitime rağmen, bir insanın Allah olabileceğine inanmış 11 kişi çıkabilmiş. Dolandırıcı yakalanmasaydı belki de daha fazla olacaktı sayı. Bu çok ama çok büyük bir rakamdır. Dolandırılan11 kişinin işadamı olduğunu da belirteyim.

Küçücük çocuk bedenleri üzerine cinsel açlıklarını boca edenleri korumaktan çekinmeyenler, “eğer Recep Bey çaldıysa İslama hizmet için çalmıştır” diyen mütefekkire (!) Emine Şenlikoğlu gibiler varken, kendi adını taşıyan Tayyibiler tarikatını neden kurmasın ki Recep Bey?

Said’i Nursi’ye vakti zamanında Bediüzzaman (Zamanın Harikası) demişlerdi. “Zamanımızın harikası” ise artık Recep Bey.

Tarikat için her şey hazır. Daha ne olsun?