Rejim inşası ve yapısal şiddet
Ülkenin laik demokratik geleceği, eşit yurttaşlık haklarımız ve hayatlarımız için birleşik mücadele hattını örmeliyiz. Çünkü rejime karşı koymak inatçı bir mücadeleyle mümkün.

Dilek BULUT - Akademisyen
İlki 2019’da “reform” iddiasıyla sunulan ve 6 yıldır yaşamımızda olan yargı paketleri ataerkil neoliberal sistemin bütünlüğü içinde, “hukuksuz hukuk metinleri” ile otoriter baskının paket paket meşrulaştırılma çabasını görüyoruz.
Yargı paketleri ideolojik, politik ve cinsiyetçi bir bütünlük taşımaktadır. 11 paketin toplamına baktığımızda, neoliberal sisteme uygun yeni bir toplumsal cinsiyet rejimi inşasına dönük ideolojik bir hat, derinleşen muhafazakâr otoriter baskıcı bir ton ve heteroseksist ataerkil aileci bir yaklaşımın merkeze alındığını bir bütünlük içindedir.
DURMAYACAKLAR
Neoliberal devletin sosyal politikalardan çekildiği bir dönemde aile, bakım emeğinin ücretsiz sömürüsüne dayalı sosyal politikaların merkezine yerleşir. Ekonomik krizin ağırlaştığı koşullarda kadının ataerkil yapı ile baskı altına alınması, kazanılmış haklarının geri alınması, eve gönderilmesi neoliberal krizin çözümü için bir zorunluluk. Ataerkil heteroseksist aile için LGBTİ+’ların aileyi yıkıcı özneler olarak düşmanlaştırılması, varoluşlarının yok sayılması hatta cezalandırılması bu bütünlüklü politikalar işleyebilmesi için atılmış hukuksuz ve düşmanca adımlar. 11. Yargı paketinde LGBTİ+’lara yönelik maddeler kadın ve LGBTİ+ örgütlerinin tepkisi ile geri çekilmiş olsa da durmayacaklar. Paket paket hukuksuzluk, düşmanlaştırma ve varoluşları inkar etme girişimleri devam edecek. Federici’nin “görünmez emek” ve Foucault’nun “beden politikaları” ile ilgili tespitlerini hatırlayarak; bu süreçte beden ve kimlik üzerindeki denetimin artmasının salt muhafazakârlaşma ile açıklanamayacağını; neoliberal ataerkil düzenin yeniden üretiminin parçası olduğunu ortaya koyar. Neoliberal sistemin derinleşen krizlerinin yönetilmesi için daha baskıcı politikalara ihtiyaç duyacaklardır.
Paketlerde gördüğümüz; çocuk istismarına ilişkin infaz esnekliklerinin tartışmaya açıldığını, ve “aile bütünlüğü”nün çocuğun üstün yararının yerine konulmaya çalışıldığını da görüyoruz. Özellikle 11. Paket’te suça sürüklenen çocuklarda hukuksal yaş sınırları ile oynanmasını, neoliberal sistemin bütünlüğü içinde değerlendirdiğimizde yoksulluğu ve çocuk emeği sömürüsünü nasıl derinleştireceği dikkatimizden kaçmamalı. Daha sonraki paketlerde çocuklarla ilgili ceza sisteminde aileci politikalar çizgisinde, ailelerin cezalandırılmasının ayak seslerini duymak mümkün. Ailelerin cezalandırılması, kriminalize edilmesi ve özellikle anne olarak kadınların hedef alındığı bir duruma dönüşüp üstü örtülmek istenen yapısal şiddetin ve baskının artırması, yoksulluğun hukuksuzca cezalandırılması da ihtimaller dahilinde.
GÖZDAĞI VERİLİYOR
Son paketlerde sıkça kullanılan “aile bütünlüğü”, “genel ahlak”, “toplumsal değerler” gibi muğlak kavramlar, toplumsal cinsiyet eşitliğini kavramı, söylemi ve savunusunu ceza alanı içine iterken hukuk dilini de aileci politikalar çizgisinde yeniden kurarak bunun dışında kalanlar için cezalar öngörüyor. Hukuk araçsallaştırılarak tüm toplumsal muhalefete bir gözdağı veriliyor.
Yargı paketleri bir tür toplumsal nabız ölçme aracı; LGBTİ+’ların varoluşları inkarı, hapisle cezalandırılmasına karşı toplumun susmamızı, tecavüz edilip öldürülen kadınların intihar ettiğine inanmamızı, çocuk emeği sömürüsüne ölen gencecik bedenlere başımızı çevirmemizi, kadınlara ve çocuklara, ailede ve sokakta yaşadıkları şiddetine gözünü kapamamızı bekliyorlar.
25 Kasım’a giderken; şiddeti sadece fiziksel değil ekonomik, hukuksal ve kültürel boyutları ile birlikte düşünülmeliyiz. Yargı paketleri, şiddetin toplumsal zemini pekiştiriyor.
Kadına yönelik şiddetin “aile içi kriz” olarak sunulması; failler lehine açılan tartışmalar; ücretsiz bakım emeği ve güvencesizliğin derinleşmesi, nafaka, miras, soyadı haklarına saldırılar ataerkil yapının görünür örnekleri. LGBTİ+ varoluşunun yok sayılması, çocuk adalet sistemi ve eğitim sistemi ile ilgili öneriler yapısal şiddetin bütünlüklü parçaları.
İDEOLOJİK ZEMİN
Şiddet yalnızca sokakta ya da evde değil; yasa metinlerinde, infaz düzenlemelerinde ve yeni hukuksal çerçevelerde de üretiliyor. Yargı paketleri bu açıdan bir turnusol işlevi görüyor: Eşitsizliklerin hangi ideolojik zemin üzerinde yeniden üretildiğini, hangi kavramlarla meşrulaştırıldığını görünür kılıyor.
Bugün toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi yalnızca bir hak mücadelesi değil; toplumun geleceğini koruyan bir savunma hattı.
Kadın hareketi, LGBTİ+ hareketi, emek örgütleri, gençler, demokratik kitle örgütleri... Toplumun tüm muhalif güçleri sadece kendi hakları için değil, bu ülkenin laik demokratik geleceği için, eşit yurttaşlık haklarımız ve hayatlarımız için hep birlikte birleşik mücadele hattını örmeli, sağlamlaştırmalıdır.
Çünkü siyasal İslamcı iktidar rejimini paket paket inşa ediyor ve buna hukuksal bir kılıf hazırlıyorsa, ona karşı koymak da birleşik, örgütlü, dayanışmacı ve inatçı bir mücadeleyle mümkündür.


