Google Play Store
App Store
Rejimin karşısında kadınlar var
Fotoğraf: Depophotos

İlda Alçay Sepetoğlu

2024’e dönüp bakmak yalnızca bir hatırlama ve hatırlatma değil aynı zamanda gelecek yıla dair mücadele ihtimalleri üzerine de düşünmeyi mümkün kılıyor.

Bu yıl AKP’nin hegemonya ve meşruiyet krizine eşlik eden ekonomik kriz, toplumsal ve kültürel çöküşün daha da hızlanmasıyla geçti.

İktidar bloku, içinden geçtiği darboğazı içerde halka daha fazla açlık, yoksulluk, zam, işsizlik ve baskı olarak hissettirirken, dışarıda emperyalizmle olan göbek bağını sıkı sıkıya tutarak iş birlikleriyle ve islamcı çetelere taşeronluk yaparak atlatmayı deniyor.

Ama neresinden bakarsak bakalım iktidardaki varlığını bir dönem daha devam ettirmek için ülkeyi sürükledikleri bu uçurumda onlar için yaşam şansı çok da uzun görünmüyor. Belki bu noktada bu karanlıktan çıkışın politikasında, iktidarın tüm çoklu krizlerini kat be kat fazla hisseden, bir yaşam mücadelesine dönen kadın mücadelesine dönüp bir bakmak gerekiyor.

En nihayetinde binlerce kadının ülkenin sokaklarda büyüttüğü irili ufaklı direnişler, eylemlilikler, kadınları kamusal alandan itmek isteyen, onları ikincilleştirerek tüm yurttaşlık haklarına saldıran siyasi iktidarın varlığına, mevcut politikalarına taban tabana zıt bir karşı duruşa işaret ediyor.  Kadınların direnişe adlarını yazdıkları her alan, bu karanlıktan çıkışın, siyasal islamcılığın karşısında yeni bir hayatı ve toplumsalın yeniden inşasını oluşturuyor. Bunun için AKP’nin varlığını biraz deşmek gerek.

22 yıllık AKP iktidarı, kadınların hak ve özgürlükleri konusunda benzerlerine kıyasla çok daha özel bir karşı tutum aldı. Bunun en temel sebebi AKP’nin yalnızca iktidara gelen sağ muhafazakâr bir parti olmasının ötesinde, rejim inşa eden, islamcı faşizmi adım adım tesis eden bir parti olmasında yatıyor.

Siyasal İslamcılık bu noktada özel bir ayrım noktası. Çünkü yalnızca ülkemizde değil, içerisinde yaşadığımız bölgede de kadınlar açısından her geçen gün daha da bir karanlık tablo oluşuyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Fas’tan Endonezya’ya, Afganistan’dan Suriye kadar uzanan İslami patriarkal kuşak içinde dinin radikalleşmesi, Batılı emperyalist güçler (özellikle de ABD) tarafından on yıllardır teşvik edildi.

Eli yüzü düzeltilmiş siyasal islam ‘ılımlı İslam’ olarak piyasaya sürüldü, iktidarlara taşındı. Ilımlı İslam ve yeşil kuşak doğrultusunda bütün bir bölge işgaller altında emperyalistlerce talan edilirken, ‘yeni’ düzen içerisinde kadınlar eğitim hakkı başta olmak üzere yurttaşlık hakkı olan tüm kamusal hizmetlerden dahi mahrum bırakıldı. Siyasal islamcı rejimin kendini yeniden inşası kadınların bedenleri ve yaşamları üzerine oturtuldu.

Nihayetinde Türkiye’de projeden payını fazlasıyla aldı. Özellikle 12 Eylül ile başlayan ve bugün kökleşen hak ihlalleri, eğitimden sağlığa her alanın dinci gerici tahakküm altına girerek piyasalaşması toplumsal cinsiyet eşitliğini daha da daraltan politikalar ve kadınlara yönelik her türlü saldırı AKP iktidarıyla rejimleşen bir tarihin sonucu.

Kadınlar için en açık haliyle bir var olma mücadelesine dönen politik mücadele, işte bu, iktidarın emperyalizmle girdiği iş birliğinden, onun islamcı, gerici ve piyasacı karakterinden bağımsız düşünülemez. Dolayısıyla eğer çıkış noktası arıyorsak sorunun muhatabı olan kadınların mücadeleyi hangi toplumsal zeminlerde, hangi ittifaklarla kuracağından geçiyor. Kadınların birleşik mücadelesi islamcı faşist rejimin tüm kodlarının panzehri olmak durumunda.

Toplumun her kesimini hedef alan baskı ve şiddet politikaları karşısında, düzen tarafından ezilen ve sömürülenler ile dinselleşmeye karşı laikliği, piyasacılığa karşı kamuculuğu, sermayenin tahakkümüne karşı emek mücadelesini esas alan birleşik devrimci, feminist bir yaklaşıma bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Umut da çıkış da burada.