Rizeli komünist Yusuf Ziya Örün’ün hikâyesi: "Babamın Aklı"
Rize'nin Akpınar (Kalamoz) köyünden komünist Yusuf Ziya Örün'ün hikâyesi olan "Babamın Aklı" insan kalabilmenin, inancını kaybetmemenin ve kendi doğrusu uğruna yaşamanın adı, yalnızca geçmişe bakmak için değil; bugünün vicdanını da sorgulamak için bir davet.

Oktay EVSEN
Her konuda anlatılan her hikâye ve paylaşılan her ayrıntı yalnızca geçmişi anlamak için değil, bugünü ve geleceği doğru okuyabilmek için de önem taşıyor. Serhan Pirpir'in kaleme aldığı Rizeli komünist Yusuf Ziya Örün’ün hikâyesi olan "Babamın Aklı - Kalamozlu Yusuf'un Hikâyesi", hem unutulanları hatırlayıp susturulanları kayda geçmek, hem de bir dönemin vicdanını insan hikâyeleri üzerinden anlatma kaygısıyla yazıldı.
…Üstü brandalı arkası açık tahta kanepeli bir servis kamyonetimiz vardı, adına “Anarşit” derlerdi. Anarşist, solcu işçileri taşırdı, “sağcıyım” diyen yoktu zaten Rize’de…
Bu kitapta, Rize’de kendi dinamiğiyle gelişen devrimci mücadele günlerini bulacaksınız.
BİR HATIRLATMA METNİ
Su Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan "Babamın Aklı - Kalamozlu Yusuf'un Hikâyesi", izini sürerken aynı zamanda bugüne ayna tutan, unutmaya karşı bir hatırlatma metni. Rize'nin Akpınar (Kalamoz) köyünden komünist Yusuf Ziya Örün'ün hikâyesi olan "Babamın Aklı" insan kalabilmenin, inancını kaybetmemenin ve kendi doğrusu uğruna yaşamanın adı, yalnızca geçmişe bakmak için değil; bugünün vicdanını da sorgulamak için bir davet.

HATIRLAMANIN AĞIRLIĞINI SIRTLAMAK
Zaman bazen bir su gibi akar; değdiği her şeyi aşındırır, hatıraları inceltir, sesleri siler. Bir gün dönüp bakıldığında, bir vakitler capcanlı olan anıların yerinde yalnızca solgun gölgeler kalır. İşte "Babamın Aklı" tam da bu silinişe karşı dizlerinin üstünde doğrulan bir belleğin çağrısı. Unutmanın kolaylaştığı, susmanın alışkanlığa dönüştüğü bir çağda, hatırlamanın ağırlığını sırtlanan bir evladın iç sesi.
Kitapta Yusuf Ziya Örün'ün hayatı, yalnızca yaşanmışlık değil, dokunduğu insanların, kurduğu bağların ve bıraktığı izlerin iç içe geçtiği bir bellek harıtası olarak karşımıza çıkıyor. Her satırda bir ses yankılanıyor. Bazen bir dostun omzunda duran el, bazen yarım kalmış şiirin içindeki sızı, bazen de kalabalıkların ortasında yanlız kalmayan bir duruş.
BİR DÖNEMİN SAHİCİ VE ÇIPLAK TANIKLIĞI
Anlatılan yalnızca bir babanın hikâyesi değil, bir dönemin içerden, sahici ve çıplak tanıklığı. Denizin, sokakların, evlerin, sohbetlerin ve suskunlukların içinden geçen bu hikâyede her detay bir fotoğraf gibi gözümüzün önünde beliriyor. Sararmış bir defter sayfası, rüzgârın savurduğu eski bir gazete, bir köşede unutulmuş bir bildiri... Ve tüm bunların ortasında duran bir insan izi.
"Babamın Aklı" yalnızca bir kişinin değil, bir halin, bir çağın hikayesi. Kırılanın onarılabildiği, dağılanın yeniden bir araya gelebildiği; umudun en dar yerden bile filiz verebildiği bir eşiğe davet ediyor. Okuru kendi iç sesine kulak vermeye, unuttuğu değerlerle yeniden yüzleşmeye çağırıyor.
"Babamın Aklı" hatırlamanın, insan olmanın ve birlikte ayakta kalmanın vakti. O vakti arayanlara bir iz, o vakti özleyenlere bir yankı.


