Rusya aynasında Türkiye gerçekliği
Rusya’nın on yılı aşkın süredir LGBTİ+’ları ve kadınları sessizliğe gömdüğü baskı ve yasaklar silsilesi, Türkiye’deki güncel gelişmeler ışığında yakıcı bir ders niteliği taşıyor.

Yaren ÇOLAK
Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar ve LGBTİ+’lar, 11’inci Yargı Paketi taslağına karşı isyanlarıyla sokakları inletti. ‘Genel ahlâka aykırılık’ ‘biyolojik cinsiyete uygun davranmama' gibi ifadelerle hedef alınanlar, ülkenin yine en güçlü sesi oldu. AKP iktidarının tüm baskılarına rağmen daha da gürleşen feminist mücadele, LGBTİ+ mücadelesi bir kez daha gerici politikalara geri adım attırdı. LGBTİ+’larla ilgili düzenlemeler tasarıdan çıkarıldı. Ancak biliyoruz ki bu ne AKP’yi yıldıracak ne de otoriter-gerici diğer rejimleri.
‘Genel ahlak’ söylemleri altındaki otoriterleşme mekanizmalarını mercek altına alan uzmanlar, 11’nci Yargı Paketi gündeme geldiğinden beri "Rusya" benzetmesi yapıyor. Peki bugün Türkiye'de yeni bir mücadele zeminini fitilleyen, kadınları ve LGBTİ+’ları hedef alan 11. Yargı Paketi taslağı, Putin'in Rusya'sındaki yasal ve ideolojik stratejilere ne açıdan benziyor? Rusya'da benzer gerekçelerle neler yaşandı ve bu paralellik Türkiye için ne anlama geliyor?
TOPLUMSAL İNŞA ANATOMİSİ
2013’te Rusya, “Çocukların Geleneksel Aile Değerlerinin Reddini Savunan Bilgilerden Korunması” adlı yasayı kabul ederek LGBTİ+ görünürlüğünü adeta suç hâline getirdi. Devletin sunduğu gerekçe, ‘geleneksel’ olmayan ilişkilerin çocuklara özendirilmesini engellemekti. Ancak bu düzenleme, çok daha büyük bir toplumsal mühendisliğin ve otoriterleşme sürecinin parçasıydı. Putin rejimi, LGBTİ+ varoluşunu bir ‘ahlaki tehlike’ olarak damgalayarak, muhafazakâr tabanını pekiştirmek ve otoritesini güçlendirmek için ideolojik bir araç olarak kullandı.
Yasanın geçiş sürecinde, Moskova ve St. Petersburg gibi büyük şehirlerde sembolik öpüşme eylemleri düzenlendi. Katılım, beklendiği gibi sınırlıydı; değil yüzlerce, onlarca kişiden bahsetmek bile zordu. Polis müdahaleleri sert ve hızlı oldu, birçok aktivist gözaltına alındı. Bu eylemler sembolikti ancak aynı zamanda direnişin kırılganlığını ve Rusya'da muhalif alanın ne kadar daraldığını gösteriyordu. LGBTİ+ örgütlenmesi zayıflamıştı, feminist mücadele büyük bir sessizliğe gömülmüştü. Kısacası Rusya'da 2013’te yasa geçene kadar muhalif sesler çoktan kısılmış, bağımsız medya kontrol altına alınmıştı. Bugün geriye dönük haber taraması yapıldığında dahi, o döneme ait Rus kaynaklardan yeterli bilgiye ulaşmanın zorluğu bu sansürün kalıcılığının bir kanıtı.
Rus LGBT Ağı ve diğer LGBTİ+, kadın örgütlerinin, toplumsal ve hukuki destek sağlama misyonuyla yürüttüğü çabalar, kitlesel ve kalıcı kamusal direnişe dönüşemedi. Bunun yerine mücadele mecburen hukuki süreçler ve uluslararası lobi faaliyetleriyle sınırlı kaldı. Örgütler, görünürlüklerini yitirip yeraltı desteğiyle hayatta kalmak zorunda bırakıldı. Bu durum devletin stratejisinin bir parçasıydı: görünür direnişi kırmak ve örgütleri kamusal alandan sürgün etmek. Nitekim yasa, muhafazakar siyasiler ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin memnuniyetle karşıladığı bir atmosferde, kısa sürede yürürlüğe kondu ve Rusya'da yeni bir devre start verildi.
SESSİZLİK DUVARI ÖRÜLDÜ
Yasa yürürlüğe girer girmez, LGBTİ+ toplulukları ağır bedel ödemeye başladı. Örgütlenme hakkı, toplumsal görünürlük ve kolektif kimlik varlığı kriminalize edildi. LGBTİ+’lar için tek bir seçenek bırakıldı; görünmez olmak.
Durumun ciddiyeti Rus LGBT Ağı’nın 2017’de yayımladığı raporla gözler önüne serildi. Rapora göre, 'ahlaki tehlikelere' karşı düzenlenen yasanın yürürlüğe girmesinin ardından dört yıl içinde LGBTİ+’lara yönelik nefret suçları ve şiddet olaylarının sayısı iki katına çıktı. Rus LGBT Ağı'nın hukuk programı koordinatörü Svetlana Zakharova o dönemde süreci şöyle anlattı:
“Faillere öyle geliyor ki, hükümet bir dereceye kadar eylemlerini destekliyor. Pek çok fail işledikleri suçlardan açıkça ‘asil’ eylemler olarak bahsediyor.”
Rus feminist gazeteci Yelena Kostyuchenko, daha 2014’te tehlikeyi Independent gazetesinde şöyle yazmıştı: “Bu yasa bir propaganda yasağı değil; insanları özellikle LGBTİ+’ları birbirinden ayıran, kendini ifade etme yollarını kapatan sessizliğin duvarını örüyor.”
Baskı tabii ki kısa süreli değildi, yasal zemine oturmuş bir stratejdi ve devamı gelecekti, geldi de.
‘AŞIRILIK’ YASASI
2022, Rusya’da LGBTİ+ karşıtı baskının dönüm noktası oldu. 2013 yılında, reşit olmayanlara yönelik "geleneksel olmayan cinsel ilişkilerin propagandasını" yasaklayan yasa genişletildi. Her yaştan bireye yönelik her türlü kamuya açık ‘propaganda’, medya, internet, film ve reklamlarda ‘gelenek dışı ilişkiler’ yasaklandı. Rusya Yüksek Mahkemesi ‘kamuya açık uluslararası LGBTİ+ hareketi’ni ‘aşırılık’ olarak tanımladı.
Propaganda yasağı tüm topluma yayıldı; semboller, toplumsal etkinlikler ve eğitim materyalleri kriminalize edildi. Sosyal medyada bayrak paylaşımı dahi cezai yaptırımlara yol açar hale getirildi. Baskının boyutu, günlük yaşamın en basit anlarına kadar sızdı. BBC’nin 2023 tarihli haberinde, bir Rus televizyonunun Güney Koreli bir müzik grubunun videosundaki gökkuşağı bayrağını sansürleyerek siyah-beyaz yaptığı haberi yer aldı. Mahkûmiyet kararları arasında gökkuşağı renginde küpeler taktığı için beş gün gözaltında tutulan bir kadın dahi yer aldı.
Yeni yasa doğrultusunda ülke Yüksek Mahkemesi, "Uluslararası LGBT Hareketi" adı altında, aslında belirli bir tüzel kişiliği olmayan ancak çok sayıda insan hakları örgütünü ve yerel sivil girişimi kapsayan bu geniş yapıyı ‘aşırılıkçı örgüt’ ilan etti. Karar sonucunda, LGBT hakları için çalışan tüm oluşumların Rusya'daki faaliyetleri fiilen yasaklanarak bu alandaki çalışmalar cezai kovuşturma riski altına girdi.
Temmuz 2023'te bu yasaların bir yenisine daha imza atıldı. Rusya'da tıbbi müdahaleler (ameliyatlar ve hormon tedavileri dahil) yoluyla cinsiyet değiştirmek ve resmi belgelerde cinsiyet kaydını değiştirmek büyük ölçüde yasaklandı. Bu, cinsiyet değiştirme ameliyatlarına aktarılan kamu desteğinin de geri çekilmesi anlamına geliyordu.
DİRENİŞİN ÖNEMİ
Rusya’nın on yılı aşkın süredir LGBTİ+’ları ve kadınları sessizliğe gömdüğü baskı ve yasaklar silsilesi, Türkiye'deki güncel gelişmeler ışığında yakıcı bir ders niteliğinde. Türkiye'de genel ahlak referansıyla atılan her yasal adım, Rusya'daki 'geleneksel değerler' söylemiyle tehlikeli bir benzerlik taşıyor. Her iki stratejinin de temel amacı, muhalif ve alternatif kimlikleri kamusal alandan silmek ve otoriter iktidarın ideolojik hegemonyasını kurmak.
Bu nedenle, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü'ne giderken, Türkiye'deki direnişin katlanarak artan öneminin farkında olmak hepimizin ödevi. Rusya örneği bize gösteriyor ki, sessizlik tuzağına düşmek özgürlük alanlarının kalıcı olarak kaybına yol açıyor. Türkiye’de 11. Yargı Paketi taslağına karşı yükselen ses, sadece o paketi değil, gelecekteki olası tüm baskı mekanizmalarını hedef almalı.
8 Mart bizim, 25 Kasım bizim; ancak mücadelemizi her gün, yaşanabilir, eşit ve özgür bir ülke için sürdürmeliyiz. Sessizliğe boğmalarına, karanlığa hapsetmelerine izin vermemeliyiz. Türkiye’deki kadın ve LGBTİ+ hareketi, Rusya’nın kaybettiği alanı kaybetmemek için kararlılıkla ve gür bir sesle yürümeye devam etmeli.


