Google Play Store
App Store

Erdoğan’ın seçime giderken yeni bir yol haritasına sahip olmadığı görülüyor. Daha önce deneyip sonuç aldığı yöntemden yürüyecek. Ama bu kez karşısında daha dirençli bir halk olduğunun farkında.

Saatin içindeki kum seçim için akıyor: Erdoğan’ın bir oyun planı var mı?
Erdoğan, geçen hafta Bahçeli’yi evinde ziyaret etti. (Fotoğraf: DepoPhotos)

Ankara’da erken seçim tarihi ile ilgili kimle görüşsek en geç 2027 Mayıs diyor. Cumhur İttifakı’nda gelen aksiyonlar da bu tarihi teyit eder nitelikte. 2026 bütçesi, İBB iddianamesi, CHP’ye el koyma girişimi, Mansur Yavaş’a doğru hamleler, medya operasyonları, Trump’la Kıbrıs dahil Ortadoğu ve Akdeniz’de varılan tam mutabakat, AKP içinde dizayn… Hepsi birden seçim için kum saatinin ters çevrildiğini gösteriyor.

Seçimin AKP ve Erdoğan için bir tercihten çok zorunluluk olduğunu söylemek lazım. Hem Bahçeli hem Erdoğan sandık gelmeden yıllarca o koltuklarda oturmayı tercih ederler. Demokrasinin tüm kural ve kaideleriyle kurdukları ilişkinin araçsal olduğunu söylemeye bile gerek yok. Ama burası Türkiye ve sandığı o kadar da kolay yok edemiyorsunuz. Seçim yapmaya mecbursunuz. O yüzden yapılacak olan, uygun zemin ve zamanda sandığı halkın önüne getirmekten başka bir şey değil. Erdoğan ve Bahçeli şimdi buna hazırlanıyor.

BİLDİĞİ YOLDAN

Erdoğan neredeyse girdiği her seçimde aynı senaryoyu devreye soktu. Erdoğan’ın elinde ekonomi, din, iç ve dış siyasetin olduğu bir seçim demeti oldu. Şimdi de benzer bir senaryo peşinde.

Ekonomi düzelecek: Türkiye toplumu, Cumhuriyet dönemi boyunca görmediği derin bir ekonomik bunalım dönemi yaşıyor. Bu durum AKP’de ciddi bir erimeye de yol açtı. Ama Erdoğan çok sorun etmiyor gibi görünüyor. Belli ki daha önceki seçimlerde yaptığı son düzlük ataklarına güveniyor. Yandaş medyanın 25 Ekim’de Arjantin’de yapılan Temsilciler Meclisi seçimlerini dillerine dolamaları da bu yüzden. Devlet Başkanı Javier Milei'ye önce Haziran’da IMF, daha sonra da ABD’nin 40 milyar dolara ulaşması beklenen kredi desteği seçim kazandırdı. Erdoğan aynı yöntemi Türkiye için düşünüyor ve bu yüzden Trump’a tam bir biat içinde.

Muhalefetin de bu durumu görmesi ve sadece ekonominin iktidar değiştireceğine dair yaygın inanışa teslim olmaması gerekiyor.

Düşman bulacak: Erdoğan tüm seçimlerine içeride ve dışarıda bir düşman bularak girdi. Dış düşman hâlâ nispeten içeriye göre daha kolay. Kasım 2026’da seçim var. Netanyahu yeniden aday. ABD gözetiminde kontrollü bir gerilim, iki lider için de bulunmaz bir fırsat yaratacaktır.

İçerisi biraz değişti. Artık ne PKK ne de bildik anlamda FETÖ var. PKK lideri Öcalan’la süreç işletilirken eski dilin iş yapması mümkün değil. Buna bir de Meclis’ten çıkacak erken seçim kararı için DEM’e duyulacak ihtiyacı eklemek gerekiyor. FETÖ eskisi gibi tehdit olarak sunulamayacağına göre iktidarın CHP’yi düşman ilan edeceği çok açık. Ama cumhuriyeti kuran partiden, en önemli siyasi rakibinden PKK ve FETÖ ile elde ettiği etkiyi yaratması mümkün değil. Yine de İBB iddianamesinde gündeme gelen casusluk meselesini yabana atmamakta fayda var. Zayıf bir başlık olsa da buradan ekmek çıkarmaya çalışacak. Geriye Geziciler, sosyalistler, demokratlar kalıyor. Ama oradan da ekmek çıkarması çok zor. Anlaşılan o ki dış tehdidi gösterip içeriyi tahkim etmeye çalışacak.

OHAL koşullarına devam: AKP son 10 yıldır tüm seçimlere adeta bir iç savaş ortamı yaşanıyormuş gibi girdi. Süresiz ve artan biçimde OHAL dönemi yaşanıyor. İstanbul Başsavcılığı üzerinden gelen kapatma talebi de gösteriyor ki CHP, önümüzdeki iki yıl boyunca bugüne kadar yaşamadığı bir baskı dönemini görecek. Benzer bir durum bağımsız medya ve toplumsal muhalefetin diğer bileşenleri için de geçerli.

Erdoğan, seçime en elverişli koşullar altında gitmeyi kafasına koymuş durumda.

ELİNDE YENİ PLAN YOK

Tüm bu başlıklar, Erdoğan’ın en zor seçimine giderken elinde yeni bir plan ve yol haritasına sahip olmadığını gösteriyor. Daha önce denediği ve sonuç aldığı yöntem üzerinden yürüyecek. Ama bu kez daha dirençli bir halk ve muhalefetin var olduğunun da farkında. Burayı çözmenin yol ve yöntemini aramakla meşgul.

Fotoğrafın bir tarafında, Ahmet Türk’ün de ifade ettiği gibi devletin tüm kurumlarını ele geçirmiş bir iktidar var. Benzer bir ifadeyi Buldan da kullanmıştı. Ama diğer tarafında, rejime ve iktidara öfke duyan ülkenin yüzde 60’ı var. Bu rakam ilk kez bu noktalara ulaştı. Düşmek bir yana, sürekli de yukarıya doğru ivmeleniyor.

Bu tablo muhalefeti cesaretlendirmeli. Ama unutulmamalı ki bu insanların varlığı, örgütlü bir topluluğa dönüşmeden çok bir şey ifade etmeyecek.

***

BAHÇELİ BUZ KIRICI MI?

İki lider, “çatlak mı var” sorusunun bolca sorulduğu bir haftada bir araya geldi. Yandaş kalem Abdülkadir Selvi’ye göre görüşmede “yol haritası” belirlendi. Hoş geldin-güle güle dahil 40 dakika süren görüşmede belirlenen yol haritasından bir şey çıkmayacağı malum. Temas öncesi ve sonrası açıklama yapılmaması, kısa sürmesine bakarak buluşmanın bir içerik tartışmasından çok “sorun yok” gösterisi olarak kurgulandığını söyleyebiliriz. İkilinin aylar önce ABD’nin de desteğini alan Ortadoğu ve Türkiye planında anlaştığı anlaşılıyor. Fidan ve Kalın da kolaylaştırıcı bir rol üstlendi. Sürecin yürütülmesiyle ilgili rol paylaşımı da yapılmış görünüyor. Bahçeli’nin rolü, süreci kolaylaştırmak için buz kırıcı gemi olarak belirlenmiş. Bu sayede Erdoğan daha güvenli bir yolculuk yaparak ilerliyor. İkili, Öcalan konusunda da farklı düşünmüyor. Orada da Bahçeli bilerek öne itiliyor.

Ama çözüm sürecindeki uyum, aralarında çelişki ya da çatlağın olmadığını göstermiyor. Tam aksine ilişkinin giderek zorunlu bir birlikteliğe dönüştüğüne işaret ediyor. Özellikle Erdoğan sonrası meselesi gerilimin ana kaynağı durumunda. Çünkü bugün sadece iki parti ve iki lider ittifakı yok. Artık “aile ve çevresi” diye ifade edilen bir başka gerçeklik var. Bu, Türkiye siyaseti için yeni bir vaka. Bu yüzden özellikle MHP cenahında, iki lider eliyle sürdürülen ilişkinin yarınına dair çok ciddi şüpheler var. İçeride ve dışarıda önceden konuşulup anlaşması yapılmayan her yeni durum çatlağı daha büyütmeye aday. Krizin kaynağı “çözüm süreci” değil; bugünün konusu esas mesele, yarına dair. Ama doğaldır ki yarın dediğin şeyi kuracak olan şey, bugün atacağın adıdır. Rejimin geleceği meselesi, ittifak içinde bugünün krizi oldu ve olmaya devam edecek.