Sanat ve siyaset
Nuri Bilge Ceylan’ın sözleri sanat-siyaset ilişkisini gündeme taşırken CHP yeni programını açıkladı. Aynı günlerde TBMM’de 2026 bütçesi görüşülüyordu. Bakalım iktidar ve muhalefet programlarında sanata ne kadar yer veriyor.

Sanatın siyasetle ilişkisi yüzyıllardır -halkın olmasa da- aydınların zihnini meşgul ediyor. Ülkemizde de çokça tartışılan konulardan biri bu. Sanatçı siyasete bulaşmamalı mı? Sanatı siyasetin bir aracı haline getirmek doğru mu? Siyasetten bağımsız sanat olur mu? Bunlar gibi sayısız soru üstüne tartışmaların sonu gelmek bilmiyor. Bu konuda kişisel deneyimlerimden yola çıkarak bazı şeyler söyleme ihtiyacını hissediyorum. Geçen haftaki yazımda, Nuri Bilge Ceylan’ın İran’ın en önemli film festivali Fajr (Fecr) Film Festivali’nde Jüri Başkanlığını kabul etmesi nedeniyle kendisine yönelen eleştirilere verdiği yanıttan bir alıntı yaparak Ceylan’a katıldığımı söylemiştim.
Kuşkusuz bunu söylemem Ceylan’ın dünya görüşünü tümüyle paylaştığım anlamına gelmiyor. Sanatın siyasetten bağımsız kalabileceğini düşünmüyorum. Sanatçı -istemli ya da istemsiz- yapıtlarında dünya görüşünü yansıtır. Ama bunu bir genelleme olarak kabul etmemekte yarar var. Çünkü sanatını siyaset dışı tutmak isteyen nice sanatçı vardır. Edebiyattan sinemaya aşk, gerilim, korku v.b. türlerde ürün veren sanatçılar arasında kahramanlarının serüvenlerini dönemin siyasal atmosferi bağlamında ele alan sanatçılar olduğu gibi, bireyin mikrokozmosu içine hapsolmuş bir anlatıyı yeğleyenler de vardır. Sanatçının bu özgürlüğü elinden alınamaz. Fakat ele aldığı konu kaçınılmaz biçimde siyasetle ilgili ise, sanatçının tarafsız kalması olanak dışıdır. Gene Nuri Bilge Ceylan’dan örnek vereyim. Bir grup faşist gencin Bahçelievler’de TİP’li gençlere yönelik katliamını ‘taraf tutmadan’ anlatmaya çalışan bir filmi salt estetik özellikleri nedeniyle iyi bir film olarak değerlendirmesine katılmam mümkün değil. Ama Fajr Festivali’ne ilişkin tavrı aynı şey değil. Festivali İran rejimi yapıyormuş… İyi ki de yapıyor; gençlerin nefes aldığı bir ortam orası.
DÜNYAYA AÇILAN PENCERE
N.B. Ceylan’ın Tahran’a gitmesini rejime destek olmak biçiminde yorumlayan dostlara katılmadığımı söylemiştim. Ceylan, doğru bir saptama yapıyor; festivallerin bir direniş alanı olduğunu, izleyicilerin bilinçlenmesine katkıda bulunduğunu söylüyor. İran’da genç kadınlar saçlarını örtmeden kamusal alana çıkma özgürlüğünü kazandılarsa bu gelişmede festivalin de bir payı olduğunu sanıyorum. Bir kez gitmiştim Fajr Festivali’ne ve oradaki gençlerin aydınlık yüzlerinden etkilenmiştim. Onları yalnız bırakmayan bir sinemacı suçlanamaz. Benzer bir suçlamadan, Britanya’nın en etkili gazetesi Guardian’ın sinema yazarı Derek Malcolm de payını almıştı; Apartheid rejiminin hüküm sürdüğü Güney Afrika’ya, Dublin Film Festivali’ne gittiği için… Festivaller dünyaya açılan pencerelerdir; etkileri mevcut rejimlerin bakış açılarıyla sınırlanamaz. Nitekim zaman Malcolm’ü haklı çıkardı. Kendi başımdan geçen bir olayı da anlatıp bu konuyu kapatayım.
80’li yılların başlarıydı. Faşist darbenin tüm aydınları bir yana savurduğu günler… İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nda başlattığımız, birkaç yıl sonra Festivale dönüşecek ‘Sinema Günleri’ne Avrupalı yönetmenleri davet ettiğimde, sık sık şu sözleri duyuyordum: “Ben o faşist ülkeye gelmem." Kimilerini ikna edebiliyordum, kimilerini edemiyordum… Yıllar sonra, bir festivalde Hint sinemasının usta yönetmeni Mrinal Sen ile karşılaştım. Söz İstanbul festivalinden açıldı. Sen’in “Birkaç yıl önce beni İstanbul’a davet ettiğinde siyasal nedenlerle kabul edemeyeceğimi sana söylemiştim. Ama sonra Paris’te Yılmaz Güney’le karşılaşıp, İstanbul davetini geri çevirdiğimi söylediğimde, Yılmaz bana ‘doğru yapmamışsın; o çocuklar iyi işler yapıyor’ diye beni uyarmıştı” sözleri bu konudaki kafa karışıklığını gidermekte yararlı olabilir belki.
SİYASETİN SANATA BAKIŞI
TBMM’de 2026 Bütçe görüşmelerinin devam ettiği şu günlerde siyasal iktidarın ve muhalefetin sanat alanına ilişkin söylemlerine bakmakta yarar var. Kültür ve Turizm Bakanı, Bakanlığın 2026 bütçesi bağlı kurumlarla birlikte 69 milyar 999 milyon 818 bin TL olarak açıkladı. Bu bütçenin büyük bölümünün turizm yatırımlarına ve kültürel mirasın korunmasına yönelik projelere ayrıldığı, sanat alanındaki desteklerin ise küçük bir oranı oluşturduğu görülüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının, 2025-26 sanat sezonunda 379 özel tiyatro projesine 97 milyon TL, sinema sektörüne ise 484 milyon 544 bin TL destek sağlandığının açıklandığı TBMM komisyonundaki görüşmelerde sanat alanına değinen az sayıda konuşmacı olduğu anlaşılıyor medyaya yansıyan tutanaklardan. DEM Parti sözcüsü sanatın özgür olması ve sanatçının engellenmemesi gerektiğini vurgularken, İyi Parti sözcüsü Kültür Yolu Festivallerinin ‘takdire şayan’ olduğunu belirtmiş ve uygulamanın şeffaf olmadığından yakınmış; CHP sözcüsü de aynı konuya parmak basmış. AKP sözcüsü ‘yaratıcı endüstriler alanının bir ekonomik güç, bir stratejik değer haline geldiğini vurgularken, MHP sözcüsü “Estetikten uzak, yerli yersiz küfür, milli, manevi , tarihi ve kültürel değerlere, devlete ve millete hakaret içeren eylem ve yapıtların sanat asına sunulmasına fırsat verilmemelidir” demiş.
Aynı günlerde toplanan CHP Olağan Kurultayı’nda CHP’nin parti programı kabul edildi. Peki, bu programda sanata ne kadar yer verilmiş bakalım. Programda partinin kurucu köklerinden bir olarak ‘Anadolu Aydınlanması’ vurgulanırken, kültürel haklar, yerellik, çoğulculuk, katılımcılık, özgür ve demokratik medya, ifade özgürlüğü, dijital haklar alanında uluslararası normlara tam uyum, kültürel ve yaratıcı endüstrilerin gelişimi için adil finansman ve destek mekanizmaların sağlanacağının belirtilmesi güzel de, sanat kurumlarının özerkliğine ilişkin bir vurgu göremedim. Olumlu bir gelişme de, Parti Meclisinde bir sinemacının (Baran Seyhan) yer alması ve Bilim Yönetim ve Kültür Platformunun adının Bilim Kültür Sanat Platformu olarak değiştirilerek, kurulda bir sanatçının (Tolga Sağ) yanı sıra, Emine Uçak Erdoğan, Kaya Türkmen, Oya Ünlü Kızıl gibi sanata değer veren isimlere yer verilmesi… Bu kurulun, sanat kurumlarının özerkliğini güvence altına alacak, sanat alanındaki kamu desteklerinin siyaset kurumundan bağımsızlığını, nicelik ve nitelik olarak geliştirilmesini sağlayacak düzenlemelere öncülük yapmasını dileyerek bitirelim.


