‘Sanatla ne yapacağına sanatçı karar vermeli’
Sonsuz bir sabitlik yoksa, eski yıkılabilir, yeni kurulabilir. Brecht’in tiyatro fikrinde, bir sonuç olarak ürüne değil de üretimin kendisine bakışında ve montaj fikrinde Marksist diyalektiğin dolaysız izleri vardır.

Kurtul Gülenç ve Önder Kulak, Süreyya Karacabey ile Brecht’in sanat anlayışı üzerine konuştu.
Brecht’in Marksist sanat felsefesine katkılarını nasıl özetleyebiliriz?
Bu estetik programın kurucu unsuru zamandır; her şeyin değişebileceğini ve tarihin özgürleştirici potansiyelinin bu değişim ihtimalinde saklı olduğunu gösteren zaman. “Sahte evrenselleri” hükümsüzleştiren, bir zamanlar doğru olduğu düşünüleni, içinde geliştiği koşullarla birlikte çözümleyen bu akıl yürütme, dili, bedeni, anlam dünyasını ve düşünen ben'i, düşünceleriyle birlikte yapısızlaştırırken, okuru, seyirciyi “kurulmuş gerçekliklerin” içine çeker; sonsuz bir sabitlik yoksa, eski yıkılabilir, yeni de kurulabilir. Brecht'in süreç olarak tiyatro fikrinde, bir sonuç olarak ürün'e değil de üretimin kendisine bakışında, montaj fikrinde, Marksist diyalektiğin kavranışının dolaysız izleri vardır. Bu inşa halindeki estetik, yeni'nin, gelecekte vuku bulacak olanın bir tarifini vermez, ezber yoluyla öğretilmiş olan her şeyi, kırılgan ve belirsiz bir hale getirmeye çalışır; bir anlamda özgürleştirici düşünceler ve pratikler için mıntıka temizliğidir yaptığı. Marksist estetiğin özgürleştirici koluna aittir Brecht'in çalışmaları.

Brecht'in zamanında önemli bir mesele olan “sanat eserinin işlevselliği” tartışmasına nasıl yaklaşıyorsunuz?
Kantçı estetikten hareketle biçimlenen bir “fazla” olarak sanat ile, insani ihtiyaçların odağında duran, öteki üretimlerden radikal biçimde ayrılmayan sanat arasındaki ayrım, aslında sadece o dönemin meselesi değildir. Brecht için önemli olan “halkın yararına” olmasıydı ve şu soruları sorduğunda, “Bu, özgürleşen sınıfların mücadelesine ne ölçüde yarar sağlar veya zarar verir? Bu mücadeleye daha iyi yardımcı olmak için ne yapılmalı?”, belirli bir amaç doğrultusunda sanatını işlevsel hale getirmek konusunda bir sıkıntı yaşamadığını belirtmiş olur. Benim için de burada bir sorun yok, benzer biçimde düşünüyorum, hatta işlevselliğin müdahaleye dönüştüğü örneklerin, avangart jestlerin aşırılığının bile nasıl bir tepkiyle ortaya çıktığını anlayabiliyorum. Sanat yoluyla hayata müdahale etme arzusunun tarihine çarpıcı bir ilk örnek olarak, 1849 yılında Prusya askeri birlikleri Almanya'nın Dresden şehrindeki hareketi bastırmak için harekete geçtiğinde, Bakunin'in “Ulusal Müze'deki yağlıboya tablolarını barikatın önüne koyalım” önerisi verilebilir. Bu öneriye dehşetle bakanlar için, sanatı bu derece araçsallaştırmak aşırı bir şeydi; bu yüzden bu öneriye uymadılar fakat bu öneri, bir müdahale olarak sanatın tarihinde hep hatırlanan bir anekdot olarak kalacaktı. Şüphesiz aşırı ama aynı aşırılığın öteki tarafta da geçerli olduğunu unutmamak gerekiyor. Sadece şöyle bir ek yapabilirim: Sanatla ne yapacağına sanatçı karar vermeli, başka bir akıl tarafından araçsallaştırıldığında vuku bulan başka bir şeye dönüşecek çünkü.
Brecht’in y-efekti, bugün kültür endüstrisi ürünlerinden sahte sosyal medya profillerine kadar, kapitalist toplumun yanılsamalar zincirini kırabilmek bakımından bize ne gibi faydalar sağlayabilir?
Yabancılaştırma efekti ya da etmenleri, alışıldık, bildik gibi görünen şeyleri çeşitli biçimlerde kesintiye uğratarak, uzaklaştırarak, başka bir gözle görmeyi mümkün kılmanın araçlarıydı ve burada şok edici mantık bir biçimde yürürlükteydi. Şimdiki dünyada sistem, bu şok edici mantığı kapsayarak, içererek sürekli yeniden üretiyor. Ya da çizgi filmlerden, dizilere kadar içi boşaltılmış bir biçimde bu “şaşırtma” edimini çoğaltarak anlamsızlaştırıyor. Bu durumda Brecht'in yabancılaştırma kuramını yeniden düşünmek ve şimdiki dünyaya ne şekilde uyarlanabileceği konusunda çalışmak gerekiyor. Ama orada elbette bir potansiyel var, sadece Brecht'in seslendiği insanlarla şimdinin insanları arasındaki farkı hesaba katmak gerekiyor. Seri şaşırtma, beklenti bozma işlemleriyle gerçeklik duygusunu kaybetmiş geniş bir kitle şimdi karşısında durulan. Fakat Jameson'un dikkat çektiği gibi, “Brecht için birincil ayrım (...) daha çok dural ve dinamik arasında, değişmeyen, ebedi, tarih-dışı olarak algılanan şey ile zaman içinde değişen ve temelde tarihi özellikte olan şey arasındadır. Alışkanlık etkisi bizi şimdi'nin sonsuzluğuna inandırmak, içinde yaşadığımız şeylerin ve olayların herhalde “doğal”, yani devamlı olduğu duygumuzu güçlendirmektir. Brecht'çi yabancılaştırma efektinin amacı, bu yüzden sözcüğün tam anlamıyla politik bir etkidir.” Bu politik etkiyi işler hale getirecek yeniden-kurma elbette mümkündür.
Bugün otoriter ve faşist eğilimlerin güçlendiği bir dünyada, Brecht’in devrimci sanata bıraktığı miras nasıl kullanılabilir, nasıl ileriye taşınabilir?
Wolfgang Fritz Hauer bir konuşmasında, komünist bir yeniden kuruluşun bakış açısından Brecht'in teorik ve pratik düşüncelerinin “geçmişteki gelecek” olduğunu söyler. Bunu önemli buluyorum çünkü Brecht devrimci sanatçılara bir reçete değil ama bir yöntem, “müdahaleci düşünme” gibi bir düşünme biçimi ve diyalektik hamlenin kesintisiz işlediği yollar bırakmıştır. Zaten bütün düşünceleri, bir durumun kendi koşulları içinde nasıl kavranacağına ilişkindir, bir çeşit güncelleme ve “kendi kafasıyla” düşünerek çözüm üretme. Sürekli değişimden söz eden birini, tekrar etme nezaketsizliğine düşmeden yorumladığınızda, yaratıcı yollar araştırdığınızda devrimci bir sanatın nasıl olması gerektiğine ilişkin işaretler zaten orada durmaktadır. Ama ilkin nasıl bir toplumsal değişim ve nasıl bir devrim sorusuna cevap bulması gerekecektir sanatçıların.


