Sandık gelecek ama nasıl gelecek?
Erdoğan, rakip aday dahil tüm koşulları belirleyip seçime gitmek istiyor. Bunun için geçmişteki şaibeli seçim oyunlarını aşacak bir plan peşinde. Halk muhalefetini dağıtamadıktan sonra her plan Saray hesabı olarak kalacak.

Belediyelere, siyasi partilere ve muhalefete uygulanan kanunsuz baskı, Türkiye için "göstermelik sandık" döneminin başladığı tartışmalarını alevlendirdi. Tartışmanın içine girmeden 2014’ten bu yana yapılan seçimlere şöyle bir göz atmakta fayda var:
30 Mart 2014 Yerel Seçimi: Gülen Cemaati ile iktidar arasında devam eden kavganın içinde gerçekleşti. En önemli mücadele Ankara’daydı. Mansur Yavaş ve Melih Gökçek arasında geçen yarışa, oylar sayılırken yaşanan elektrik kesintileri damga vurdu. Kesinti yaşanana kadar geride olan Gökçek, elektrik gelince galip ilan edildi. Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız durumu kedilerin trafoya girmesiyle açıkladı: "Espri yapmıyorum arkadaşlar. Trafoya kedi girdi. Bunu seçime bağlamak yanlış."
2015 (7 Haziran ve 1 Kasım) Genel Seçimleri: Bu süreçteki "şaibe" tartışmaları, genellikle sandık başındaki teknik hatalardan ziyade, seçimlerin yapıldığı güvenlik atmosferi ve siyasi süreçler üzerine yoğunlaşmıştı. 7 Haziran seçimlerinde AKP çoğunluğunu kaybetmiş, 1 Kasım için erken seçim kararı alınmıştı. Aradaki 140 gün içinde Türkiye tam bir kan gölüne çevrildi. Bombalı saldırılar, katliamlar ve çatışmalarda binin üzerinde insan hayatını kaybetti. İki seçim arası "kaos" olarak adlandırılırken; dönemin başbakanı Davutoğlu’nun katliamlar sonrası yaptığı "oyumuz artıyor" açıklaması hala hafızalarda.
OHAL'Lİ YILLAR
15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan FETÖ’cü darbe girişiminden beş gün sonra OHAL ilan edildi ve iki yıl sürdü. OHAL’le geçen bu iki yıl içinde Türkiye’nin kaderini belirleyen iki önemli sandık kuruldu. Birincisi 16 Nisan 2017’de ülkenin rejimini değiştiren anayasa referandumu, diğeri de Erdoğan’ı devlet başkanı yapan 24 Haziran 2018’de gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimiydi. Bu iki seçimde de Erdoğan anlayışı galip çıkmış görünse de, YSK kararları ve siyasilerin değerlendirmeleriyle bu sonuçlar bugün bile tartışmalıdır.
16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu: Referandum yüzde 51,4’lük "evet" oyu ile kabul edildi ve ülkede rejim değişti. YSK, oy sayımı başlamadan yaklaşık 2 milyon civarında olduğu düşünülen mühürsüz oyların geçerli olduğunu duyurdu. Erdoğan, şaibeli seçim sonuçlarına dair itirazları "Atı alan Üsküdar’ı geçti" diyerek yorumlamıştı. Daha ilginç yorum ise yeterli tepki vermemekle eleştirilen dönemin CHP lideri Kılıçdaroğlu’ndan geliyordu: "Elimizde silahlı grupların sokaklara çıktığına dair bilgiler vardı, bir iç çatışma veya kan dökülmesini istemedik."
24 Haziran Cumhurbaşkanlığı Seçimi: Erdoğan’ın birinci turda kazandığı seçimlerde, yüzde 50’ye ulaşamadığına dair ciddi itirazlar vardı. CHP’li rakibi İnce ise bu itirazlara neden destek vermediği sorusunu, "Adam kazandı. Elimde YSK tutanakları yoktu ve insanların kanının dökülmesine sebep olmak istemedim" diyerek yanıtlıyordu. Bu seçimde akılda kalan diğer bir konu ise büyük bir gürültüyle duyurulan CHP’nin seçim güvenliği ve veri akışı için kurduğu sistemlerin "çökmesi" veya işlevsiz kalması oldu.
31 Mart 2019 Yerel Seçimleri: İBB seçimlerini Ekrem İmamoğlu 13 bin oy farkıyla kazandı. AKP, seçimlerde "organize usulsüzlükler" yapıldığını iddia ederek itiraz etti. Sandığa aynı zarfta atılan dört oydan biri (Büyükşehir Belediye Başkanlığı oyu) geçersiz sayıldı ve seçim tekrarlandı. Yenilenen seçimde fark 800 bine çıktı.
14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri: Saray rejiminin kara propagandadan siyaset mühendisliğine kadar her oyunu devreye soktuğu seçim olarak tarihe geçti. Erdoğan’ın "ama montaj ama değil" diyerek yalan propaganda yaptığı seçime asıl damgayı muhalefet cenahında açılan gedikler vurdu. Ogan ve Akşener, Cumhur İttifakı’nın seçimleri kazanmasında önemli rol oynadı. CHP içinde bizzat genel başkan eliyle yürütülen adaylık tartışmaları, rejimi seçimle yenme fırsatını halkın elinden çalan son hamle oldu.
ŞAİBENİN OLMADIĞI TEK BİR SEÇİM YOK
Son 10 yılda yapılan seçimler ülkenin kaderini belirledi. Tamamı sorunlu olan bu seçimler gösteriyor ki Türkiye’de mesele, sandık günü yaşanan bir "oy verme" işleminden çoktan çıkmış durumda. Seçimler; sürecin dizayn edildiği, yargı ve medya gücünün birer aparat olarak kullanıldığı bir mühendislik sahası haline geldi.
Türkiye çok uzun süredir devletin tüm imkânlarının devreye sokulmadığı bir seçim yaşamadı. Artık "adil seçim" kavramının tamamen kâğıt üzerinde kaldığı bir düzlem var. Bu kuvvet gösterisi aynı zamanda "kaybedilse de gitmeyecekler" algısını destekliyor. Ama geçen yıllar bir başka gerçeği de ortaya çıkardı: AKP ve Erdoğan 2014 yılından bu yana geriliyor, toplumdaki inandırıcılığını kaybediyor. Müdahalesiz, hilesiz hurdasız seçim kazanamıyorlar. Bu yüzden de her yeni seçimde müdahalenin dozajı artıyor.
TÜRKİYE'Yİ NASIL BİR SEÇİM SÜRECİ BEKLİYOR
Saray rejimi, yerel seçimlerde yaşanan yenilginin hemen ardından bir sonraki seçim için start verdi. Önümüzdeki seçimlere giden sürecin ana stratejisi "sandıkta kazanmak" yerine "sandığı etkisizleştirmek" üzerine kurulu. Belediyelere yapılan operasyonlar, Hakkâri’den Esenyurt’a uzanan kayyum atamaları, seçimin bir "formaliteye" dönüştürülmek istendiğinin en somut kanıtı. "Seçseniz de biz yönetiriz" mesajı, sandığa olan inancı kırmaya yönelik.
Halkın umudunu kırmanın kolay olmadığını gören iktidar, muhalefet üzerindeki baskıyı her adımda dozunu artıracak şekilde kalıcı hale getirdi. Baskı ve zor, iktidarın karakteri haline geldi. Ancak muhalefeti bastırmak için kullanılan bu otoriter yöntemlerin yan etkisi, halkın tepkisini çekmek oluyor. İşte tam da burada "yeni anayasa, çözüm masası, iç tahkimat" diyerek oyalama taktiğini devam ettiriyor.
OYUNU BOZMANIN BİR YOLU VAR
Türkiye’de "sandık kurmam" demek kolay değil, hatta imkânsız. Ama sandık hangi koşullarda, ne zaman ve kim tarafından kurulacak? Düğümü çözecek nokta burası. Eğer bu sorulara bugün yanıt verilip harekete geçilmezse, son 10 yıl boyunca yaşananlar tekrarlanacak. Hem de çok daha şiddetlisi, "tüm tuşlara aynı anda basılmış" şekliyle bir seçim sürecine gireceğiz. Sadece oyları sayma anı için değil, sürecin her aşamasında aktif bir direniş hattına ihtiyaç var.
Rejim karşısında bölünmüş bir muhalefet, otoriterleşmenin en büyük yakıtıdır. Muhalefet güçlerinin, hangi gerekçeyle olursa olsun rejime güç verecek politikalardan uzak durması gerekiyor. Kılıçdaroğlu ve İnce örneklerinde görüldüğü gibi sağa yaslanmak veya çekingen davranmak otoriterleşmeyi engellemedi; aksine cesaretlendirdi. Çözüm; demokratik zemini sonuna kadar kullanan; birleşik, dinamik ve kararlı bir itiraz hattı oluşturmaktır.


