Satabileceklerinin sonuna geldiler

1980 sonrası neoliberal politikalar hem kamu maliyesine kaynak temin etmek hem de devleti ekonomiden uzaklaştırmak için kamu varlıklarının satışına yöneldi. Türkiye’de her ne kadar bu politikalar 1980 tarihinde başlasa da uygulamada hukuki ve siyasi engellerin aşılabilmesi 2001 krizinden sonra oldu. Dolayısıyla bu politikaların hayata geçirilmesi büyük oranda AKP’ye düştü. AKP ilk 10 yılında Telekom, Petkim, Demir Çelik, Tüpraş, Tekel gibi büyük özelleştirmeleri yaptı.
Bugünden bakınca özelleştirmelerin yüzde 85-90’ı AKP tarafından gerçekleştirilerek 73,5 milyar dolarlık satış sağlandı. Böylelikle AKP, bu satışlarla beraber kamu maliyesinde büyük gelirler oluşturdu ve bu sayede ciddi ekonomik büyüme imkanları oldu. Uluslararası alana dair göstergeler tablosu parlak gösterilerek dışarıdan borçlanma da kolaylaştırıldı.
2013 sonrasına gelindiğinde bu politikaların bir diğer ayağı olan Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) Projeleri ortaya çıktı. Ancak bugün bütün bu politikalarla yapabileceklerinin sonuna gelindi. Şimdi tencerenin dibini kazıyan bu iktidarın daha fazla nereden nasıl gelir elde ederiz başka ne satabiliriz diye çabaladığını görüyoruz. Çünkü artık özelleştirebilecekleri, KÖİ ile sağlayabilecekleri çok fazla bir imkân kalmadı. Şehir hastanelerinden de vazgeçtiler. Bu projelerinin dahi yüzü astarından pahalı geldi. Ve şimdi sıra köprü satışlarına geldi. Bir anlamda iktidarın çaresizliği ile karşı karşıyayız.
SİYASİ OPERASYONLARIN MALİYETİ
Geldikleri yer itibarıyla kamu maliyesinde ciddi açıklar vermeye başladılar. İç borçlanma çok yükseldi. Yüksek faizlerle borçlandıkları için çok yüksek faiz ödemek durumda kaldılar. Kamu açıklarını azaltmak için de yine böyle bir kamu geliri yaratma ihtiyaçları var. Kamu varlıklarının bu kadar çarçur edilmesinin de siyasi bir boyutu var. Hizmetlerin topluma yüksek fiyatlarla sunulması ortaya bir infial çıkarıyor.
Öte yandan son günlerde laiklik bildirisine yönelik hedef göstermeler de olduğu gibi iktidarın siyasi bedeli olan her bir operasyonu finanse etme ihtiyacı var. Dolayısıyla siyasi alanda uyguladıkları bu hamlelerin ne kadarının sonuçlarını göze alabileceklerini bilmiyorlar. Ama deniyorlar. Çünkü çaresizlik içerisindeler. Öte yandan köprü ve yolların özelleştirmelerinin yanı sıra maden sahalarının da bu denli genişletilerek özelleştirilmesi bu çerçeveye uyumlu. Çıkarılacak madenlerin bir kısmını işlenerek kullanacaklar ama bir kısmı hammadde olarak satılacak. Özellikle Çin ve Asya’da sanayileşen ülkelerin açığa çıkardığı hammadde ihtiyacı AKP için kullanışlı bir alan olarak görülüyor. Bu sayede döviz ayağındaki ödemeler dengesinde oluşan ciddi açıkları da bu satışlarla kapatmaya çabalıyorlar. Bunu da çevre düşmanlığını göze alan bir anlayışla sürdürüyorlar. Kamu ve doğal varlıkların tamamına para ettiği sürece saldırmaya devam edecekler. Bu saldırıların karşısında ise ancak örgütlü bir kamu tepkisi karşı durabilir.


