Savaşın seyri 72 saatte değişti

Yusuf Tuna Koç
ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaşın 16. gününü geride bıraktık. Doğrudan Hamaney başta olmak üzere İran’ın üst düzey liderlerine yönelik suikast operasyonunun ardından İran bölgedeki Amerikan üslerini ve İsrail’i vurarak karşılık verdi.
Gelinen noktada ise müzakere sürecinde son derece tavizkar olan İran, savaşı sürdürme konusunda daha kararlı bir hale gelirken, Washington’un ise soru işaretlerinin arttığı konuşuluyor.
Üstelik, tüm dünya kamuoyunda ABD-İsrail’in emperyalist saldırganlığına tepkiler tırmanarak büyüyor. 7 Ekim’den bu yana soykırımla, işgalle, suikast ve darbelerle önü alınamaz biçimde ilerleyen emperyalizmin maskesi her gün biraz daha düşerken, İran’da bu kez sahada da işler yolunda gitmiyor.
ABD-İsrail’in İran’a müdahalesini, emperyalist saldırganlığın ekonomi politiğini, İran toplumunun yaklaşımını, Kürt grupların durumunu ve Türkiye’de iktidarın tavrını; uluslararası ilişkiler öğretim üyesi Mehmet Ali Tuğtan ile konuştuk.
28 Şubat’ta başlayan ve bugün 14. gününe giren savaşta gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD’nin artık savaştan çıkmak istediğine dair çeşitli kulisler var. Sizce savaş uzayacak mı, yoksa doğrudan sonuç alacak bir müdahaleye mi dönüşecek?
İsrail’in niyetiyle ilgili bir soru işareti yok ama ABD’nin niyeti konusunda var. Bu savaşı başlatan ve nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın kârlı çıkacağını hesaplayan taraf İsrail. Ancak ABD açısından durum farklı. ABD için bu savaş kendi savaşı değil. Stratejik planlama açısından kötümser, gerçekçi ve iyimser senaryoların hangisinin Amerikan çıkarlarına hizmet edeceği konusunda, en azından Trump ya da yönetimi düzeyinde bir netlik olduğunu düşünmüyorum. ABD bu savaşa müdahil olarak göğüslediği zararlara değecek bir karşılık elde edecek mi? Bu sorunun cevabı Amerikan tarafında net değil. İyimser senaryo şuydu: İlk 72 saatte yapılacak bir “kafa koparma harekâtı” başarılı olursa kârlı çıkılacaktı. Bu olmadı. Başarısız olunca şimdi bu işten çıkmanın yollarını arıyorlar. Dolayısıyla ABD mümkün olduğu kadar hızlı biçimde, daha fazla zarar görmeden bu savaştan çıkmak istiyor.
ABD’yi doğrudan savaşa iten ana sebep neydi? İsrail’in zorlaması mı?
İsrail, savaşa girmeden önce Amerikan tarafını ilk 72 saat içinde başarılı olacak bir “kafa koparma operasyonuna” (decapacitation) inandırdı. Bu başarısız olduğu andan itibaren Amerikan tarafında tereddüt ve plansızlık gözlemleniyor. Günlük olarak savaş amaçlarına ilişkin farklı açıklamalar yapmaları tesadüf değil. İsrailliler Amerikalıları bu işin Venezuela’daki gibi kolay halledileceğine inandırdılar. Bu aslında Ukrayna’da savaşa girerken Putin’in yaptığı hataya benziyor. “72 saatte Kiev’i alırım, rejimi değiştiririm” diye düşündü ama olmadı. Sonuçta yıllardır süren bir savaşa dönüştü.
ABD savaştan çekilebilir mi?
İran’ın şu anda “kaybet-kaybet” savaşına razı olmuş görünmesi ABD’yi zorluyor. 12 Gün Savaşı sırasında İran’ın altyapısının tahrip olması ve ekonomik kayıplar nedeniyle barış zemini oluşmuştu. Ancak şu anda İran “sonuna kadar savaşırız, müzakere etmeyiz” diyor.
İkinci zorluk şu: İsrail savaş uzadıkça İran’a daha fazla zarar verdiği için kârlı çıkıyor. Bu nedenle İsrail savaşın hemen bitmesini istemiyor. Trump ise panik halinde bu işten nasıl çıkacağını hesaplıyor.
İRAN SURİYE’DEN FARKLI
Savaş öncesi müzakere sürecinde çok daha ılımlı ve tavizkar bir İran vardı. Bugün ise “kaybet-kaybet” savaşına zorlayacak noktaya nasıl gelindi? İran’ın tavrı neden değişti?
İlk 72 saatte yapılan “kafa koparma” girişiminin İran tarafında yarattığı ciddi ve haklı bir öfke var. Diplomatik müzakereler sürerken, görüşmeye çağrılan devlet adamlarının hava saldırısıyla öldürülmesi uluslararası hukukun hiçbir yerine sığmaz. Ölenler sıradan görevliler değil, ülkenin en üst düzey isimleri ve dini lideri hayatını kaybetti. Bu İran’da çok büyük bir öfke yarattı.
İkinci olarak, bu operasyon başarısız olunca İran tarafı savaşı belli parametreler içinde sürdürebileceğini ve kayıpları absorbe edebileceğini gördü. Buna karşılık ABD’ye ve Körfez müttefiklerine kabul edemeyecekleri bedeller ödetebileceğini fark etti. Bu noktadan sonra savaşla ilgili bütün hesaplamalar değişti.
Savaşın başından itibaren İran içindeki Kürt örgütlerinin müdahil olacağı, ABD’nin bu seçeneği değerlendirdiği iddiaları vardı. Son bir haftada ise Duran Kalkan, Murat Karayılan gibi isimler buna karşı açıklamalar yaptı, sahada da bir hareketlilik olmadı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Beş Kürt grubunun ortak mücadele açıklaması ve CIA’nin bu grupları eğitip donattığına dair iddialar var. Bu tür opsiyonlar ancak ilk 72 saatte hedefledikleri operasyon başarılı olur ve İran içinde genel bir kaos çıkarsa anlamlı olurdu. İran gibi 100 milyona yakın nüfusu olan, ciddi bir konvansiyonel ordusu ve Devrim Muhafızları bulunan bir ülkeyi, dışarıdan sızacak gruplarla yerinden etmek lojistik olarak mümkün değil. Dolayısıyla bu opsiyon, ilk aşama başarısız olunca anlamını yitirdi. Kürt gruplar da kendileri için intihar görevi olacak bir işe girmek istemiyorlar.
Türkiye’ye röportajı yaptığımız saat itibariyle üçüncü kez roket düştü. Milli Savunma Bakanlığı sakin bir açıklama yaptı. Bu durumun tekrar eden bir hale gelmesi bir provokasyon mu, öyleyse kaynağı sizce hangi taraf?
İran’ı rasyonel bir aktör olarak varsayarsak Türkiye’yi savaşa çekmek İran açısından akıl dışı olur. İran da çeşitli kanallardan Türkiye’yi savaşa çekmek istemediğini ifade ediyor. Bu nedenle Türkiye’ye düşen füzelerin merkezi hükümetin doğrudan iradesiyle atılmadığını varsayıyoruz. Ancak bir olur, iki olur, üç olur; bu devam ederse Türkiye’nin tavrı değişir. İran’ın bu tür olayları engelleme sorumluluğu var. Aksi takdirde Türkiye kendi savunma önlemlerini almak zorunda kalır.
ANKARA ABD’NİN İSTEKSİZLİĞİNİN FARKINDA
Irak ve Suriye savaşındaki tutumuna kıyasla hükümet İran konusunda neden daha tarafsız bir konumda duruyor?
Türkiye, İran’ın nükleer silah sahibi olmasını istemiyor. Ancak şu an İran’ın ölümcül bir tehdit oluşturduğunu düşünmüyor ve nükleer programın silah üretim aşamasında olmadığı kanaatinde. Ayrıca bu savaşa ABD’nin İsrail tarafından sürüklendiği ve net bir stratejik amaç ortaya koyamadığı görülüyor. Bu nedenle Türkiye daha mutedil davranıyor. Irak ve Suriye’den alınan dersler var. Her iki vakada da Türkiye ağır bedeller ödedi. İran’daki bir kaos Türkiye için çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle Türkiye ihtiyatlı yaklaşıyor.
İran bu iki haftada beklenenden daha güçlü bir tepki verdi. Fakat uzun vadede, bu savaşın ardından İran Direniş Eksenini yeniden toparlayabilir mi?
Bunu beklemiyorum. İran, sadece bu savaşta değil; önceki 12 Gün Savaşı’nda, Suriye’de rejim değişiminde, Lübnan’daki saldırılarda ve Gazze sürecinde bölgedeki vekil güçlerinin önemli kısmını kaybetti. Bu aşamadan sonra 7 Ekim öncesindeki kadar etkili bir jeopolitik güç olması düşük ihtimal.
İsrail’in stratejik hesabı da buydu: Bu savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın İran’ın gücü kırılacak. Savaş uzadıkça daha fazla kırılacak. İsrail bu nedenle ABD’yi savaşın içinde tutmak ve mümkün olduğu kadar çok aktörü savaşa çekmek istiyor. Türkiye’nin bu aktörlerden biri olmasını istemiyor ve umarım da olmaz.



