Savunmaya saldırı
Türkiye'de yargı eliyle yapılan siyasal hamleler çok uzun zamandır şaşırtmıyor ama yine de her seferinde insanı ürpertiyor. Umudun etkin pişmanlara bağlandığı İBB soruşturmasında savunma da susturulmaya çalışılıyor.
Son örnek, Silivri'de tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun avukatının dün tutuklanması. Avukat Mehmet Pehlivan’ın Ekrem İmamoğlu’nun avukatlığını yaptığı için tutuklanması, sadece bir bireyin özgürlüğünün gaspı değil; doğrudan savunma hakkına, dolayısıyla hukukun en temel ilkesine, adil yargılanma hakkına yönelik bir saldırı niteliğindedir. Savunma makamı yani yargının eşit üç sacayağından biri olan avukat susturulduğunda aslında yurttaş susturulmuş olur çünkü avukat, bireyin devlete karşı elindeki tek kalkanıdır. Bu tutuklama da o kalkanı hedef almaktadır. Kaldi ki, Avukatlık Kanunu madde 1'e göre, avukatlık kamu hizmetidir ve savunma hakkının kullanılmasıdır. Bu da avukata yönelik her hukuksuz müdahalenin savunma hakkına darbe olduğunu gösterir. Bu saldırı ile; MÖ 3. yüzyıl Roma Hukuku Forum Dönemi’nden, MÖ 204 yılında Roma Senatosu’nun çıkardığı savunma hizmetlerinin var olduğunu ve meslek olarak kabul edildiğini gösteren Lex Cincia Yasası’ndan, Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminde 529-534 yılları arasında çıkarılan avukatlık mesleğinin tanımlandığı 'Corpus Juris Civilis' adlı derlemesinden de geriye düşmüş durumdayız.
Bilindiği üzere, daha iddianamesi bile olmayan İBB soruşturması sadece bir ceza soruşturması değildir; siyasi nitelikli bir hukuk mühendisliği ile karşı karşıyayız. İktidarın hoşuna gitmeyen her söz, her duruş ve her savunma girişimi suç kapsamına alınmak isteniyor.
Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala başta olmak üzere birçok davada verdiği kararlara ülkemizde uyulmayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015 tarihli Morice v. France kararında avukatların ifade özgürlüğü ve mesleki savunma görevlerinin siyasi müdahalelerden korunması gerektiğini vurgular. Savunma makamına yönelik bu tür operasyonlar, Türkiye’nin sadece yargı bağımsızlığı sorununu değil, aynı zamanda hukuk güvenliği krizini de derinleştiriyor. Tüm yurttaşların adalet beklentisinin yargı sopasıyla bastırılması ile karşı karşıyayız. Bugün bir avukat tutuklanabiliyorsa, yarın o avukatın müvekkilinin adil yargılanma ihtimali kalır mı?
Savunmayı hedef alan her girişim, aslında demokrasiye darbe girişimidir. Sahi siyasal iktidarın bu kaçıncı hukuk darbesi? Sayamayacak kadar çok!
Bir avukatın “örgüt üyeliği” suçlamasıyla mesleki faaliyeti üzerinden yargılanması; tüm avukatlara yöneltilmiş bir gözdağıdır. İstenen, siyasal iktidara göre eğilip bükülen, laf olsun diye yapılacak bir savunmadır. Avukatlık mesleğinin felsefesi bunu reddeder.
Türkiye Barolar Birliği’nin dün yapmış olduğu basın açıklamasında ifade ettiği gibi; savunma bugüne kadar susmadı bundan sonra da asla susmayacak, korkmayacak ve itaat etmeyecek.


