Sayı, hafıza ve ritim 'Yedilikler'de
Haydar Ergülen’in 'Yedilikler'i bireysel hafızanın ve gündelik ritmin içinden konuşuyor. Dante’nin sayısal katedrali, mutlak düzen ve tamamlanma üzerine kurulu iken Ergülen’in metninde yapı, boşluklar, nefesler ve eksiklikler üzerine yükseliyor.

Gülçin Elif YÜCEL
Bir takvimde “yedi” gün olur, bir gökkuşağında “yedi” renk… Bazen de bir kitaba ilham olur “yedi”. İlk sayfasını çevirdiğinizde, “7 yaşından beri en sevdiği şey okumak” diyerek kendini tanıtıyor Haydar Ergülen “Yedilikler” isimli denemesinde. Aslında sorulması gereken ilk soru galiba şu: Nasıl bir kitap bu? Deneme denmiş, evet, ama tam da öyle değil. Anlatı desek, ona da benzemiyor. Günlük? Hayır. Şiir mi? Belki değil, ama her cümlede şiirin soluğu var. Dolayısıyla, kendine ait bir dil kurmuş, elimizin altında dursun diye yazılmış. Bu bakımdan, bir “eşlik kitabı” gibi duruyor. Okuruna alan bırakıyor. Cümlelerin mesafesi geniş, nefesli. Araya girmenize ve kendi hikâyenizi o boşluklara koymanıza izin veriyor. “Benim yazdıklarım seninle tamamlanacak” diyor karşısındakine. Samimi bir teklif bu. Büyük laflardan kaçıp, küçük kelimelere sığınmak. Kısacık metinlerle okurun içini uzun uzun yoklamak.
Kitabın kapağında bir sürü “7” var. Göz kırpıyor gibi, “bana dikkat et” diyor. Metinde “7” motifi, çocuklukta alınan okul numaralarından gökkuşağının yedi rengine, İstanbul’un Haydarpaşa, Sirkeci, Galata, Beyoğlu, Kadıköy, Boğaziçi ve Üsküdar’dan oluşan “Yedi Cumhuriyet”ine kadar uzanıyor. Tekrar eden göndermeler, mekânı ve belleği, coğrafi ve duygusal düzlemde bir sayı dizisine dönüştüren bütünlüklü bir “yedi haritası”na dönüşüyor.
7 gün gibi yazmış yazar. Pazartesi gibi sessiz bir yazı geliyor önce. Salı gibi dalgın bir tanesi arkadan. Perşembe gibi içine çöken bir hüzün. Cumartesi gibi ışıklı, ama bitmeye de meyilli. Pazar zaten hep vedalaşma... Sayıyı, hayatın iç ritmini düzenleyen görünmez bir metronom gibi kullanıyor. Edip Cansever’in “Mavi bir renk değildir, bir huydur bende” demesine benzer, “7 de bir sayı değil, huy oldu bende” diyor Ergülen.
Konu sayılar olunca Dante’ye selam vermeden olmaz elbette. Dante’nin “Komedya”sı, her taşı yerli yerinde, kusursuz bir geometriyle yükselen ilâhi bir mimarinin sayı şiiri gibidir. Özellikle 3 ve onun katları, evrenin kutsal mimarisini kurar. 3 âlem (Cehennem, Araf, Cennet), her biri 33 kanto; 7 ölümcül günah, 7 erdem, Araf’ın 7 katı… Bu sayılar, Tanrısal düzenin taşları gibidir, yerleri değişmez, anlamları sarsılmaz.
Ergülen’in “Yedilikler”i ise bireysel Sayı, hafıza ve ritim 'Yedilikler'de Haydar Ergülen’in 'Yedilikler'i bireysel hafızanın ve gündelik ritmin içinden konuşuyor. Dante’nin sayısal katedrali, mutlak düzen ve tamamlanma üzerine kurulu iken Ergülen’in metninde yapı, boşluklar, nefesler ve eksiklikler üzerine yükseliyor hafızanın ve gündelik ritmin içinden konuşur. Dante’nin sayısal katedrali, mutlak düzen ve tamamlanma üzerine kurulu iken, Ergülen’in metninde yapı, boşluklar, nefesler ve eksiklikler üzerine yükselir. “7” bir huy, bir alışkanlık, bir renk gibidir; ne kutsallaştırılır ne de sıradanlaştırılır. Sembolik değildir. Samimidir. Hayatın içinden çıkmış bir sayıdır. Ne uğur getirmesi beklenir, ne de lanet taşıması.
Ergülen de söz eder kitapta Dante’den. İlâhi Komedya’daki yedi ölümcül günahı tek tek yoklar ama ironiyi eksik etmez. Sadakatsizlik listede yoktur ama kıskançlık olabilir, açgözlülük ondan bile uygundur; gurur, oburluk, şehvet sadakatsizliğin kolay bahanesi sayılabilir. Ve tembellik… Yedi günah içinde katkı maddesi içermeyen tek masumiyet kırıntısıdır; “sırf tembel olduğu için sadık kalmak, en tatlı günah değil midir?” diye sorar. Böylece Dante’nin kusursuz ve kapalı sistemiyle Ergülen’in hayatın tuhaf, hafifçe alaycı ve samimi “7”si çarpışır. Dante’nin “7”si ilâhi adaletin katmanlarını çıkarken, Ergülen’in “7”si çocuklukla bugünü, yalnızlıkla dostluğu, veda etmekle kalmayı aynı gökkuşağının altına toplar. Bu yüzden Ergülen’in “7”si, Cemal Süreya’nın “7 kırlangıç yılı”na komşu bir yerde durur. Hem ömürden sayılı bir zaman, hem de ömrün tamamına yayılan bir ses gibi.
“Lokman şair senin hayatın/ yedi kırlangıcın hayatı kadar/
altısını ardı ardına yaşadın/ bir kırlangıcın daha var”
Ergülen, 7’nin 40 gibi aslında tam olarak bilinmediğini söylüyor; ne tümüyle sır, ne de bütünüyle açık… Tanrı’nın hakkının 3’ten başladığını, kararın ise 4-4’lük olunca tamamlandığını hatırlatıyor. Seçici kurulların 3, 5 ya da 7 kişiden oluşmasının tesadüf olmadığını, çoğunluk sağlansın diye genellikle 5 üye seçildiğini ekliyor. Ama asıl dikkat çektiği, 2 ile 3’ün kararsızlığı, 1 ile 4’ün tuhaf dengesi. Karar verilemeyen anlarda, onun deyişiyle, kenara usulca bir 7 bırakılıyor; 1, 2, 3 derken kapı aralanıyor, 7’ye varılıyor ve kalan her şey uğurlanıyor. “1’den 6’ya uğurlar olsun” diyor Ergülen. Ona göre karar da kararsızlık da 7’nin omzunda hafifliyor. “Huzur onda mıdır bilinmez, ama bazen 7 Hızır gibi yetişir” diye de ekliyor.
Sayılar resim, müzik, koku, hatıra oluyor. Hepsi birer küçük sepet, içlerinde çocukluk kırıntıları, eski defter sayfaları, tren camından görülen şehir ışıkları. “Yediveren bir şiir gibi”. Kitabın sonunda yediyi bir ömür çizelgesi gibi kuruyor Ergülen. Yürümekle başlıyor, yoruluyor, yavaşlıyor, yas’lanıyor, yeniliyor, yaşıyor ve sonunda yaşlanıyor. Gülten Akın’ın “Bir roman kadar uzun bu tümce / sonra işte yaşlandım” dizesini anımsatan bu dizilimde, hayatın bütün evrelerini taşıyan, başlangıçla bitişi aynı halkada birleştiren bir ritim oluyor “7”.
∗∗∗
*Küçük bir uyarı ve dipnot: Metinlerde sayılar genellikle yazıyla aktarılır. Ancak burada sayılar, metnin ritmini, rengini ve anlamını taşıyan bağımsız bir varlık olması sebebiyle, yer yer rakam biçiminde bırakıldı. Yazıyla “yedi” demek, onun nabzını düşürürdü; oysa “7”, kendi vurgusuyla kalmalıydı.


