Saylan’ın lepra hastaları için sağladığı insan hakları

Prof. Dr. Ayşe YÜKSEL*
Kelebek romanında, Ben Hur filminde, Füruğ Ferruhzad’ın Kara Ev belgeselinde, lepra hastalarına uygulanan ayrımcılıkları görürüz. Ben de izledim, damgalanmayı öğrendim. Ülkemizde de, başta Karacaahmet Tekkesi olmak üzere, özel alanlarda tecrit edilen hastalar, polis nezaretinde hastaneye götürülmeler vb. birçok yanlış uygulama ile yaşayan hastalara daha sağlıklı koşulları sağlayan, onları Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde ayrı bir klinikte tedavi etmeye çalışan Dr. Mazhar Osman’ı saygı ile anmak gerekir.
İşte tam da bu hastanede lepralılarla tanışan tıp öğrencisi Türkan Saylan, hastaları daha modern tıpla tedavi etmeye ve insan haklarını sağlamaya ant içmiştir.

Yıllar geçer, cildiye uzmanı olur, öğrenciliğinde kendine verdiği sözü unutmaz. Lepra hastalığını öğrenmek üzere İngiltere’ye gider, öğrenir ülkesine döner, Sağlık Bakanlığı’ndan lepra için çalışabilme izni alır. İşe hastaların hasta haklarına yakışır bir şekilde tedavi edilmesi, gereksinimlerinin sağlanması ile başlar. Hemen arkasından, bir yıl boyunca Sağlık Bakanlığı’nda her hafta sonu çalışarak var olan ‘Frengi-Lepra Yönetmeliği’ni’ insan haklarına uygun hale getirir. Hastalar, tanı konma aşamasında, bileklerine vurulan damgadan, ona eşlik eden emniyet mensubundan kurtulmuştur böylece. Yıllar içinde, hastaların eğitim, sağlık, istihdam, evlilik, çocuk sahibi olma gibi birçok alanda da haklarına kavuşmasını sağlamıştır. Bütüncül tıp anlayışına inanan ve uygulayan Türkan hocamız; lepralıların ilaçla ve cerrahi tedavileri, rehabilitasyonları, sosyoekonomik koşullarının iyileştirilmesi çalışmaları sonucu, 1986 yılında Hindistan’da, kendisi de lepra hastaları için emek veren Gandi adına konulan ödülü kazanan ilk kadın olmuştur. Bu ödülü kazanmasında asıl neden, dokunulmazlara dokunması, lepralılara sağladığı insan hakları idi açıkçası.

∗∗∗
Yıl, 2008, Türkan hoca ile Hindistan’da Uluslararası Lepra kongresindeyiz. Türkan hoca, dünya leprada korunma, tedavi ve rehabilitasyonu konuşuyor ama hastaların haklarından söz etmiyor, bu konuda biz öncü olmalıyız dedi. Hemen orada neler yapılabileceğini planlamaya başladı.
Cüzzamla Savaş Derneği, aynı yıl içinde, 19-20 Ekimde İstanbul’da, “Lepradan Etkilenmiş İnsanların İnsan Hakları”nı tartışmak ve halen çeşitli ülkelerde var olan, çağdışı kısıtlama ve yasaklamaları dikkate alarak bir sonuç bildirgesi hazırlamak üzere “Uluslararası Çalıştay” düzenledi. Çalıştay bildirgesi ile lepradan etkilenmiş insanların sosyal hayata kazandırılması için Türkiye’den tüm dünyaya mesaj verdi. Lepradan etkilenmiş İnsanların da katılımcı olarak yer aldığı çalıştay’da; geçmişte geç ve yetersiz tedaviye bağlı oluşabilen göz, el ve ayaklardaki sakatlıklar nedeni ile, tıbbi açıdan tamamen iyileşmiş hastaların hâlâ birçok ülkede aileleri ile birlikte toplum dışına çıkarıldığı, sosyal hayat dışında yaşamaya mahkum edildiği, iş bulma güçlüğü çektikleri ve ayakta kalabilmek için dilenme noktasına geldiklerine dikkat çekildi. Yurtiçinden ve yurtdışından birçok uzmanın katıldığı çalıştay sonucunda “Lepradan Etkilenmiş İnsanlar”a Karşı Olan Her Türlü Ayrımcılığın Giderilmesi Sözleşmesi” taslağı, BM'nin o zamanki Genel Sekreteri Ban ki Moon’a iletildi. Kısa bir süre sonra gelen yanıtta anladık ki; BM konunun önemi doğrultusunda, lepranın önemli bir sağlık sorunu olduğu ülkelerle bir araya gelmeye, konuyu tartışmaya karar vermişti.

“Lepradan etkilenmiş kişilerin” İnsan Hakları İçin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komisyonu Toplantısı, 15 Ocak 2009'da Cenevre- İsviçre’de gerçekleşti. Bu toplantıya Türkiye Cüzzamla Savaş Derneği adına ben katıldım. Türkan Saylan, BM'ye yol gösterici olmuş, “Lepradan etkilenmiş kişilerin” dünyanın değişik ülkelerinde benzer ayrımcılık yaşamalarının artık ortadan kaldırılması gerektiği anlaşılmış, insanlığın bu ayıbının düzeltilmesi için çalışma başlatılmıştı. Açılış konuşmalarını, İnsan Hakları Yüksek Komisyonu adına Bay İbrahim Wani ile lepra konusunda dünyada gönüllü büyükelçi olarak kabul edilen Sasakawa Vakfı Başkanı Bay Yohei Sasakawa yaptı. Ben de ikinci oturumda, Türkiye’de lepra konusunda gerçekleştirilen çalışmalar ve İstanbul’da yapılan çalıştayı özetledim. Öğleden sonra leprada insan hakları ihlallerini önleme konusunda sivil toplum örgütleri ve lepradan etkilenmiş kişilerin deneyim ve görüşleri yer aldı.
Konuşulanları şöyle özetleyebiliriz;
İnsan hakları ihlalleri sadece lepradan etkilenmiş kişilerin değil aynı zamanda onların ailelerinin de yaşadığı bir sorun, bu nedenle iyileştirmeler ailelerin tüm bireylerini kapsamalı.
Öncelikle bütün ülkeler lepranın tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu söylemeli.
İnsan hakları sağlam-hasta ayırmadan herkesin en doğal hakkıdır, doğumla başlar ve yaşam boyu sürer.
‘‘Lepradan etkilenmiş kişiler” eğer sessiz kalırlarsa, yani kendilerini gizlerlerse insan hakları ihmallerine uğramazlar ama hisleri ile ayrımcılık yaşarlar, sessizliklerini bozduklarında ise durum daha da zorlaşır.
Lepra erken tanı ve doğru ilaçlarla sakatlık oluşmadan tedavi edilirse ayrımcılıkta oluşmaz.
Lepralı ismi olumsuz ön yargı oluşturduğu için Amerika kıtasında Hansen hastalığı olan hasta olarak tanımlanmış, ayrımcılığı tamamen ortadan kaldırmak için de “Lepradan Etkilenmiş Kişi” olarak kavramlara geçmiştir. Artık dünyanın her yerinde sadece bu tanım kullanılmaktadır.
Ülkelerin kendi durumlarına göre hastalık adı olarak lepra ya da Hansen Hastalığı tanımları kullanılmaktadır. Türkiye’de cüzzam stigmaya (damgalanma) yol açtığından lepra kelimesi kullanılmaktadır.
Aslında stigmayı yok etmek sadece ismi değiştirmekle olmuyor, konu ile ilgili doğru bilgilerin topluma verilmesi, farkındalık geliştirilmesi ile mümkün olur.
Lepra hastaları tedavi edilirken bir taraftan da eğitim, meslek edindirme, iş bulma, konut, ulaşım, sağlık, evlilik vb. konularda da hak ettiklerine kavuşmalıdır.

∗∗∗
Dünyada bunca insan hakları ihlali varken, koskoca dünyada lepradan etkilenmiş kişinin insan hakları ne denli önemli kalır diye düşünmeyin. Eşitlik ve hakkaniyet herkes içindir, eğer yeryüzünde bir kişi bile ayrımcılık yaşıyorsa biz insanlar onu düzeltmek için uğraşmalıyız.
Bütün bu çabalara rağmen, bazı ülkelerde sosyal yaşamda iyileşmeler gerçekleşmemiş, yasalarda düzeltmeler yapılmamıştır. Günümüzde bile, lepradan etkilenmiş bir kişi olduğu için, yasalarda, ehliyet alması, trene binmesi, evlenmesi, seçme ve seçilme hakkı yasaklanan ülkelerin olduğunu bilmek insanın içini acıtıyor. İşte bu anlayışla Türkan Saylan, bir avuç gönüllü ile, sosyal bir hastalığı istekle, emekle, ekiple, sabırla nasıl yok edildiği konusunda herkese örnek olmuş, yol göstermiştir. Geçtiğimiz günlerde uzun yıllar sonra Avrupa’da bazı ülkelerde lepra hastalığının görülmüş olması, ülkemizde de son on beş yılda toplamda 43 yeni vaka görülmesi, bu konu ile ilgilenmek gerektiğinin göstergeleri. Türkan Saylan’ın elli yıl önce leprada erken tanı ve tedavi, insan haklarına uygunluk, rehabilitasyon çalışmaları yapmak için kurduğu dernek hâlâ görev yapıyor.
*Cüzzamla Savaş Derneği Başkanı


