Seçmeni ikna edemiyorsan, seçileni teslim al
Futbolda transfer dönemine denk gelen yaz aylarında genelde kulüplerin transfer ajandaları gündem olur. Ancak bu yaz bir değişiklik var. Siyasetteki transferler ve transfer söylentileri, futbol kulüplerinin transferlerinden daha çok konuşuluyor.
AKP, 2023 genel seçimlerinden bu yana farklı partilerden 11 vekili kadrosuna kattı. Hezimete uğradığı geçen yılki yerel seçimlerinin ardından ise toplam 56 belediye başkanını yönettikleri belediyelerle birlikte kendi himayesine geçirdi.
Son olarak uzun yıllardır CHP’de siyaset yapan Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu da tahammülü zor tavırlar ve açıklamalar eşliğinde AKP’ye katıldı. Yakın siyasi tarihte buna denk bir rezaleti bulmak güç. Çerçioğlu adını kapkara harflerle tarihe yazdırarak şimdiden unutulmayacak bir miras bıraktı.
Hakkında dosyalar hazırlandığı söylenen Çerçioğlu’nun AKP’ye katılmasından birkaç gün sonra, Aydın’a kapalı olan musluklar da açıldı. İller Bankası, Aydın BB.’ye 860 milyon liralık finansman sağladı. Böylece teslimiyetin ödülü, herkesin gözüne sokulurcasına verilmiş oldu. Tabii Çerçioğlu yargısal bir zırh da kuşandı. Artık tepeden topuğa gerçek bir dokunulmaza dönüştü.
AKP Türkiye’si tam bir fırsatlar ülkesi! Aziz İhsan Aktaş’a ihale verdiği için hapse girme riskiyle karşı karşıya kalan bir belediye başkanı, “akıllı” davranırsa yüz milyonlarca liralık bir ödeneği kapabiliyor. Devletin gözünde “olağan şüpheli” iken bir anda “muteber başkan”a evrilebiliyor.
Muhalefet saflarındaki tüm belediye başkanlarına verilmek istenen mesaj tam olarak bu: “Sizi namuslu olmak, kanuna-kitaba uymak, yolsuzluk yapmamak kurtarmaz, biat etmek kurtarır.” Rejim bu yolla, sandıkta kaybettiğinin bir bölümünü, devletin ekonomik ve yargısal tüm olanaklarını kullanarak himayesi altına almak üzere bir süreç yürütüyor.
Havuç-sopa dinamiğine dayalı bu süreç, maskeleme gereği duyulmadan, kasıtlı olarak ayan beyan yapılıyor. Çünkü her muhatabın, şüpheye düşmeyecek şekilde verilmek istenen mesajı alması isteniyor. Baş eğmeyen baş veriyor, baş eğen rahat ediyor. Düzenin işleyiş sistematiği tam olarak böyle. Çerçioğlu gibiler baş eğip rahat etti, baş vermeyenler 6 metrekarede yatıyor.
Erdoğan’ın iktidarını korumak için bu tür yollara sapmaktan başka şansı kalmamıştı. İktidarın toplumdan rıza alma olanakları tükenince, siyasi elitler üzerinden oyun kurgulanmaya başlandı. Seçmenin ikna edilemediği ve yakın vadede de edilemeyeceği gerçeğinden yola çıkılarak, seçmenin seçtiğini teslim almanın tek geçerli yöntem olduğuna kanaat getirildi.
Bu plan aynı zamanda muhalefetin 19 Mart operasyonu sonrası kazandığı ivmeyi de kırmayı amaçlıyor. Kirli transferler, toplumsal rüzgârı arkasına alan CHP’ye rejimin verdiği bir yanıt olarak okunabilir. Esasında ilk tasarı bu değildi. İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra CHP’nin kaosa sürükleneceği ve Özgür Özel’in liderliğinin sarsılacağı düşünülüyordu fakat sonuç tam tersi oldu.
19 Mart’tan sonra halkın büyüyen tepkisine sahip çıkan ve etkin muhalefet performansıyla birlikte iç konsolidasyonunu sağlamayı başaran CHP, rejimin ciddi rahatsızlık duyduğu bir anamuhalefete dönüştü. Operasyonlar, tehditler ve şantajlarla kabaran dalga durdurulamayıp CHP istenilen çizgiye çekilemeyince, bu kez şu an sahnelenmekte olan ikinci plan devreye alındı.
İktidar, muhalefet sathında bir güvensizlik ortamı oluşturmak için propaganda makinesini de tam kapasite çalıştırıyor. Hemen her gün birçok CHP’li belediye başkanı hakkında AKP’ye geçeceğine dönük söylentiler yayılıyor. Bunların küçük bir kısmı gerçek de olabilir ancak yapılmak istenen, suyu bulandırarak muhalefeti içeriden dinamitlemek.
Kuşkusuz bir diğer hedef de siyasetin son dönemde kazandığı içeriği değiştirmek. Siyasetin toplumsallaşması ve kitlesel memnuniyetsizliğin meydanlarda somutlaşması, iktidar açısından endişe verici bir ülke gerçekliğine işaret ediyor. Rejimin istediği, politikadan tamamen yalıtılmış bir toplumsal yaşam.
Motive olmuş bir toplumsal tabanı siyasetten soğutmanın en kısa yolu, siyasal alanı mümkün olduğunca kirletmek, dört bir yana çamur bulaştırmaktır. Şimdi de bundan farklı bir şey yapılmıyor. Halkın siyasetten midesinin bulanması ve evine çekilmesi isteniyor. Zira Türkiye’de AKP iktidarının devam etmesi, yurttaşın olan bitene duyarsızlaşıp ülkenin geleceğinden umudu kesmesine bağlı.
İktidarın tüm bu güç gösterisi, ortada büyük bir siyasal zayıflık olduğu gerçeğini gizlemesin. Ayakta durabilmek için rakibinin sepetindeki çürük elmaları kendi sepetine koymaya çalışan bir zihniyetin çırpınışlarıdır izlediğimiz. Parıltılı sahneleri kırık kolonlar taşıyor. Kimi peşine takarsa taksın, karşısındaki irade dik ve bütün durduğu müddetçe bu düzenin varlığını geleceğe taşıyabilme şansı hâlâ en düşük ihtimaldir.


