SEK’in tasfiyesi ve oligopolleşen süt sektörü
Özelleştirme ne üreticiye kazanç sağladı ne de tüketiciye ucuz süt sundu. Yarattığı oligopolistik yapı, sütü ucuza alıp pahalıya sattı; küçük çiftçiler üretimden çekilirken, tüketiciler de yüksek fiyatlar nedeniyle süt tüketimini azalttı.

İlkay Öz - Siyaset Bilimci
Türkiye 1980’lerden başlayarak IMF-DB gibi kurumların dayatmalarıyla uluslararası ve yerel sermayenin taleplerine uygun bir dönüşüm yaşadı. Bu yılların liberal aklı, buna çanak tutarak özel sektörün verimliliği ve etkinliğini övdü; devlet işletmelerinin atıllığı, kamu çalışanları ve sosyal harcamaların fazlalığını kınadı; devletin peynir, pamuk, şeker, üretmesini tiye aldı. TV’de Meclis’te, basın ve akademide bunlar hakikat sayıldı. Devletin sırtındaki yük dedikleri Kamu İktisadi Teşekkülleri de hedefti. Özelleştirmelerle, kamu varlığının tasfiyesi günümüze kadar birçok alanda sürdü: enerji, maden, haberleşme, tarım, gıda vs. Özelleştirme rekabeti değil oligopolleri doğurdu. 2000’ler Türkiye’si bir oligopoller ülkesi… Bu yazı Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu üzerinden özelleştirmeyi ele alıyor.
1963’te kurulan TSEK’in amacı, sütü üreticiden alıp işlemek, üreticiyi ve kooperatifleşmeyi desteklemek, sektörün gelişmesine öncülük etmekti. TSEK kaliteli üretimi de primlerle teşvik etti; ek olarak piyasada düzenleyici rol oynarken, düşük gelirli kesimlerin süt ürünlerine erişimini de sağladı. Yasaya göre “basiretli bir tüccar” gibi zarar etmeden faaliyet göstermesi de beklendi.
ÜRETİCİ VE TÜKETİCİNİN KORUNMASI
TSEK, şirketlerin süt alım fiyatlarını düşürmesini engelledi. Sanayiye giden sütün %40’ını işlemekle birlikte özel sektörün düşük fiyatlarına karşı bariyer oldu. İhalelerde TSEK’in fiyatı baz alınır, özel sektör genellikle TSEK’in üzerinde teklif verirdi. TSEK fiyat artırdığında özel sektör de artırırdı, aksi halde özel sektör fiyatı yükseltmezdi; yani TSEK’in varlığı, taban fiyat işlevi gördü.
Enflasyonist ortamda üreticiye yüksek fiyat verirken, tüketiciye bunu yansıtmamaya çalıştı; düşük gelirli kesimlerin süt ürünlerine erişimini kolaylaştırdı. Ürünlerinin çoğunu kendi mağazalarına, askerî ve resmî kurumlara verirken bir kısmını da belediye tanzim mağazaları ve kooperatifler üzerinden sundu.
SEKTÖRÜN OLUŞUMUNA VE HAYVANCILIĞA KATKISI
TSEK’in kurulması Türkiye sütçülüğünü hızlı bir gelişme ve sanayileşme sürecine soktu. 8 yıl içinde fabrika sayısını otuza yükseldi; keza hayvancılıkta verdiği teşviklerle endüstri gelişti; iki bine yakın mandıra, çok sayıda özel fabrika açıldı.
1970’lerde doğudaki süt üreticileri yerel ağalar, aracı ve mandıralarca sömürülüyordu. Özel sektör, düşük verimlilik ve yüksek maliyet gerekçesiyle doğuya yatırım yapmayıp batıyı tercih etti. TSEK ise fabrikalarını homojen dağıtarak, azgelişmiş bölgelerde üreticiden yüksek fiyatla süt alıp sütçülüğü ayakta tuttu. SEK’in sosyal rolüne kâr-zarar anlayışının dışından bakılmalı. Doğuda hayvancılığın zorlukları nedeniyle TSEK’in doğudaki kapasite kullanımı %10’un altında, batıda ise %120 civarındaydı; genel kapasite kullanımı ise %40’lardaydı. TSEK’in özelleştirilmesinden bir yıl sonra yapılmış araştırmada özel süt ve süt ürünleri tesislerinin kapasite kullanımı %28 civarına çıkmıştı. Yani TSEK’in, eleştirildiği düşük kapasite kullanımı özel sektörün kendisinde de mevcuttu. Bu anlamda liberal sav bir kez daha boşa düşüyor. TSEK, Batıda yüksek kapasitedeki işletmeleriyle faaliyet göstermekle yetinmedi ve kamucu bir rol oynadı.
TSEK’in en büyük sorunu finansman eksikliğiydi; sermayesinin yalnızca üçte biri ödenmişti. Özelleştirme sürecindeki tartışmalarda kurumun bilerek zarar ettirildiği, yüksek faizli kredilerle sıkıştırıldığı ve desteklerden mahrum bırakıldığı ifade edilmişti. 1984’te süttozu ithalatındaki tekeli kaldırıldı,1986’da peynir ithalatı serbest bırakıldı; AET’nin sübvansiyonlu üst ürünleriyle rekabete zorlanan TSEK, ithalatla artan süt varlığı karşısında zora sokulan üreticiden sütü yine de yüksek fiyata alarak destek oldu.
Kamu işletmelerine kâr-zarar mantığıyla yaklaşmak, neoliberal anlayışın sonucudur. Üreticiden sütü yüksek fiyata alıp tüketiciye düşük fiyattan satmak; yüksek maliyetle kalkınmada öncelikli yörelerde faaliyet göstermek kamu görevidir. Sorgulanması gereken bir KİT’in kâr etmesidir; çünkü bu para ya üreticinin ya da tüketicinin cebinden çıkmıştır. TSEK, 1985-90 arasında sürekli kâr etse de 1990’larda artan personel giderleriyle zarar etmesi ve verimsizliği gerekçe gösterilerek özelleştirme kapsamına alındı.
ÖZELLEŞTİRMELER VE SONRASI
1990’lar, kamu gücünün tasfiye edildiği yıllardı. Süt üretiminde maliyetin %70’ini oluşturan yemde de kamu etkisi ortadan kaldırıldı. 1980’e kadar fiyat belirleyen YEMSAN’ın yetkileri alındı, 1993-95’te ise tamamen özelleştirildi. Bu durum, yem sektöründe tekel oluşumuna ve çiftçinin yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalmasına yol açtı. TSEK’in özelleştirme süreci kiralamalarla başladı; 1985’te Kars’taki tek süttozu üretim tesisi kiralandı ve TSEK bu tesisten ürün almak zorunda kaldı. Verimsizlik gerekçesiyle özellikle doğudaki fabrikalar kapatıldı ya da özelleştirme kapsamına alındı. 1998’de sonlanan süreçte TSEK’in 32 fabrikası, 6 süt toplama merkezi, 4 arsası ve “SEK” isim hakkı özelleştirildi. Bu satışlardan toplam gelir 70 milyon ABD dolarıydı. Çoğu fabrika yok pahasına, fabrika arazinin bedelinden daha düşük fiyatlara satıldı.
TSEK süt fabrikalarının %31,25’i yasal devamlılık hükmüne rağmen kapatıldı; çalışan sayısı %62,17 azaldı ve işlenmiş süt üretimi %22 oranında düştü. Özelleştirme sonrası alıcılar süt fiyatlarını düşürdü; bu da üretici sayısı ve gelirinde azalmaya yol açtı. Kamunun çekilmesiyle sektöre yerli büyük şirketler ve ulusötesi süt devleri girdi. Kamu yokluğunda AB’ye kıyasla Türkiye’de süt sektörü daha yüksek kâr marjlarıyla çalışıyor ve perakende ile çiftlik fiyatı arasında fark yüksek. Üretici, sütün nihai satış fiyatının sadece %25’ini alırken bu oran Almanya’da %60 civarında. Özelleştirmeden 5 yıl içinde süt pazarının %60’ı beş büyük firmanın kontrolüne geçti ve oligopolistik bir yapı oluştu. Rekabet Kurumuna yapılan başvurularda sanayicilerin fiyat belirleme, bölge paylaşımı konusunda ortak hareket ettikleri, üreticiyi yem almaya zorladıkları şikâyetleri yer alıyor. Süt sektöründeki oligopolistik yapı, az sayıda büyük işletmenin üretimi kontrol etmesi ve üretici fiyatlarındaki artışların tüketiciye orantısız yansımasıyla kendini gösteriyor. Örneğin Ulusal Süt Konseyi’nin belirlediği referans fiyatlarındaki artışların market raflarına fazlasıyla yansıdığı görülüyor. Bu noktada zincir marketler de unutulmamalı, çünkü oligopolistik yapının diğer ayağı onlar.
ZİNCİR MARKETLER
2021’de üç zincir market, toplam cironun yarısını elde etti. Hızlı tüketim ürünlerinde ilk on perakendecinin pazar payı %92’ye ulaştı; Türkiye’de her 10 kişiden 9’u düzenli olarak zincir marketlerden alışveriş yapıyor. Sayıları 55.000’i aşan bu marketler, sektörü domine ediyor. 2024’te sektör liderinin net kârı 19,6 milyar TL’ye ulaştı, satışlarının %50’den fazlası private label ürünlerden oluştu. Süt ürünlerinde de bu markaların payı %50’yi geçti. Zincir marketlerin ürün çeşitliliği, yüksek kâr marjları, üreticiye geç ödeme, küçük üreticilerin ürünlerini raflarına almamaları ve bakkallarla haksız rekabeti, süt sektöründeki oligopol yapının diğer ayağını oluşturuyor.
Sonuç olarak, özelleştirme ne üreticiye kazanç sağladı ne de tüketiciye ucuz süt sundu. Yarattığı oligopolistik yapı, sütü ucuza alıp pahalıya sattı; küçük çiftçiler üretimden çekilirken, tüketiciler de yüksek fiyatlar nedeniyle süt tüketimini azalttı. 2008’de kurulan Ulusal Süt Konseyi’nin belirlediği tavsiye fiyatları ise hem düşük kalıyor hem de sanayi tarafından dikkate alınmıyor, yani USK’nın gücü de yok, etkisi de. Bugünkü tablo, kamunun çekilmesinin rekabet ve verimlilik getireceği iddiasını çürütüyor; aksine, şirketlerin emek sınıflarını kendine bağımlı kıldığı bir oligopol düzenini ortaya koyuyor. Bu oligopol düzeni de ancak kamu varlığının hâkimiyetiyle son bulur.
***
Kaynaklar
Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu 15. Yıl, TSEK, 1979.
Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu 1981-1982 yılı faaliyetleri, TSEK 1982.
Türkiye 5. Sütçülük Kongresi, 1993, Ankara.
Gönenç, S., Tanrıvermiş H. “An overview of the Turkish dairy sector” Int. J Dairy Tech, 61/1, 2008.


