Google Play Store
App Store

Tribünler “söylesene hoca bu takım niye oynamıyor” diye “dertli” bir şarkıya başladığında dakikalar 70’i gösteriyordu. Takım 2-1 mağlup durumdaydı. Yani taraftarın havlu atması için çok...

Tribünler “söylesene hoca bu takım niye oynamıyor” diye “dertli” bir şarkıya başladığında dakikalar 70’i gösteriyordu. Takım 2-1 mağlup durumdaydı. Yani taraftarın havlu atması için çok ama çok erkendi. Kaldı ki taraftar için havlu atmak diye bir şey de yoktur.

Beşiktaş-Ankaraspor maçında önce taraftar aynayı kendisine tutmalı. Yani birisi de –hadi o da ben olayım– çıkıp “hoca bu taraftar niye bağırmıyor” diyebilir. Geçen cumartesi maçın daha 5. dakikasında Beşiktaş’ın kaybedeceği belliydi. Birincisi, sahaya serpilen kumdan belliydi. Hiçbir Beşiktaşlı ayakta duramıyordu; habire kayıyordu. İkincisi, Beşiktaş tribünlerinin “akortsuz”luğundan belliydi maçın kaybedileceği. Ne o meşhur “Kapalı”, ne de bir kulakları onlarda coşmaya hazır “Yeni Açık”, şöyle ağız tadıyla 10 dakika bağırıp çağıramadı. Sanki hepsi “bitse de bayram tatiline çıksak” kıvamında yasak savıyordu. “Desibel rekoru” kırmakla övünen Çarşı ve ahalisi, meşhur “Kartal gol gol”ünü bile 1-2 dakika sürdüremedi. Üçüncüsü de, bütün enerjisini Kadıköy’de bırakan; liderlik mücadelesi verdiğinden bihaber havada oynayan takımın halinden belliydi. Buna Mustafa Denizli’nin bağlanan basiretini de ekleyin. Ancak hepsinden önemlisi Ankaraspor’un mücadelesiydi maçın kazanılamayacağını gösteren. Bunu söylememek alınterine ayıptır. Her maçı “büyükler” üzerinden okumak futbola emek veren diğer takımlara bu ülkede yapılan en büyük haksızlıktır.

Beşiktaş, bugün Ankaragücü ile karşı karşıya geliyor. İki camia da geçmişteki bilinen mevzulardan ötürü birbirinden hiç hazzetmiyor. Ancak bugün gelinen noktada Çarşı’nın Gecekondu’dan öğreneceği önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. “Gecekondu” olarak nam salan Ankaragücü taraftarı, bu sene tek bir puana bile aldanmadan yönetimi sistematik olarak istifaya çağırdı. Doğru veya yanlış, ancak kendi taleplerini son derece tutarlı bir şekilde, gerek tribünde gerekse stat kapısında bıkmadan usanmadan bağırdılar. Buna karşın Beşiktaş taraftarı, 4-5 yıldır bütün manevi değerleri sorgulanır hale getiren, maddi değerleri de “mahkemelik” yapan bir yönetimi, “şampiyonluk” hayaliyle hep destekledi. Arada sırada bağırmadı değil ama her sezon şampiyonluk umutları tükendiği zaman “Yıldırım Demirören yeter” diye kazan kaldırdı. Fakat bu şampiyonluk mücadelesine endeksli isyan da iki transfer ve yeni bir hoca ile kolayca bastırıldı. Evet, “Beşiktaş’ın menfaatleri için sustuk” diyeceklerdir ama bazen “susmak” en büyük kötülüktür sevdiklerinize...

Hani siz “şampiyonluk için sevmemiştiniz”! O halde nasıl oluyor da yıllardır yaşanan başarısızlığı sadece “hocaya” fatura edip, transferlere büyük paralar akıtarak kulübü borç batağına düşüren bir yönetim zihniyetine tahammül ediyor bu taraftar. “Söylesene hoca bu takım niye oynamıyor?” diyorsunuz.

Bu sorunun cevabını bilmiyor mu Çarşı?

Nasıl oynasın bu takım Çarşı?

4 yılda 4 hoca ve 4 ayrı sistem... Gelen ve giden onlarca futbolcu...

Bu takım nasıl oynasın Çarşı?

70. dakikada “şampiyonluk hevesi kursağında kaldığı için” protestoya başlayan sensen eğer, bu takım nasıl şampiyon olsun Çarşı?

Birtakım kötü olabilir ama sen ki büyük bir taraftarsın, diriltsene nefesinle ölüyü...

Ankaraspor maçında bitik bir vaziyette olan takıma gerçekten “can” vererecek bir destek verdin mi Çarşı?

Söyler misin  Çarşı, peki sen geçen cumartesi oynadın mı?

Maçın bitiş düdüğünden sonra “isyan bayrağı”nı açsaydınız eyvallah. Hatta, maçta hakkıyla bağırıp, son 3-5 dakikasında bile tepki koysaydınız eyvallah! Oysa geçen cumartesi günü Ankaraspor önünde Sivok’tan önce siz yalnız bıraktınız takımı. Kadıköy’deki 2 bin Çarşılı’nın yerini tutamadı İnönü’deki 20 bin kişi. Gelinen noktada bu takımın niye oynamadığını soran Çarşı, öncelikle 4 yıldır bu yönetimle bu takımın oynayamayacağını niye görmezden gelip, şampiyonluk aşkına destek verdiğini sorgulamalı. Beşiktaş’ın 15 yıl aralıksız şampiyonluğa hasret kaldığı yıllar da oldu ama değerlerinden hiçbir şey kaybetmedi; aksine daha da kıymetlendi taraflı tarafsız herkesin nazarında. Ama ben geçen cumartesi, bir yenilgiyi bile hazmedemeyip, bu memlekette futbol denilen oyunun sevilmesi için kalem oynatan Bağış Erten’e pervasızca saldırmaya kalkışan; bıraksanız linç edecek insanlar gördüm “VIP” kontenjanından... Neymiş, Bağış Erten gülmüş? Arkadaşıyla sohbet ederken gülüyordu Bağış? Ama o “çok önemli insan”lar (VIP) “Beşiktaş’ın yenilgisine gülüyorsun değil mi?” diyerek, linç sinyalleri çakıyor! Bağış ise “Ya size gülmedim. Hem gülmek suç mu oldu artık” diyerek çırpınıyor ama nafile... Bağış, bir güvenlikçinin nezaretinde stattan ayrılıyor; “güvercin tedirginliği”nde. Bir taksiye bindiriliyor. Fakat Gümüşsuyu’ndan çıkarken birden tekrar Bağış’ı görüyorum. “Şaşırtmaca” yapmış. “VIP saldırısından kurtulmak için” evine gitmeye çalışırken bir süre daha göz hapsinde tutuyorum sonra kaybediyorum Bağış’ı. Kimbilir daha kaç taktik yaptı eve sağ sağlim ulaşmak için... Yazık, çok yazık. Sen söyle Çarşı, ne yapıyor bu taraftar?