Google Play Store
App Store

Almanya’daki 1 Mayıs eylemleri, işçi sendikalarının ülkenin geleceğini yakından ilgilendiren savaş tehlikesi ve milyarlarca avroluk borçlanmayla gerçekleştirilecek silahlanma konularında hükümetle uyum içinde olacaklarını gösterdi.

İşçi sendikalarının en büyük çatı örgütü DGB’nin (Alman Sendikalar Birliği) ve bu çatı altındaki her biri yüzbinlerce üyesi olan sendikaların 1 Mayıs çağrılarında, temsilcilerinin meydanlardaki nutuklarında ‘planlanan silahlanma harcamalarının ancak sosyal haklardaki kısıtlamalarla gerçekleştirilebileceği tehlikesine’ değinilmedi.

“Savaş tehlikesine dikkat çekmek, hükümetlerin silahlanma harcamalarını eleştirmek sendikaların görevi değil. O konular zaten 10 gün önceki Paskalya barış yürüyüşlerinin gündemindeydi” gibi gerekçelerle bu durumu normal görenler var tabii. Hâlbuki Alman sendikaları 1980’li yıllarda barış hareketiyle omuz omuza meydanları doldurarak “Soğuk Savaş’ı” her an “Üçüncü Dünya Savaşı’na” dönüştürebilecek silahlanma yarışını frenleyen en önemli örgütlü güçler arasında yer alıyordu.

İTİRAZ YETERSİZ

Son iki-üç yıldır sendikalar tamamen farklı bir konumda yer alıyorlar. Hem çatı örgütü DGB, hem de tüm büyük sendikalar Ukrayna Savaşı’nın ardından “Almanya’nın, daha doğrusu Avrupa’nın önümüzdeki yıllarda Rusya’nın saldırısıyla karşı karşıya kalacağı ve ABD’ye artık bir müttefik olarak güvenilemeyeceği” gerekçelerine dayandırılan “savunma” politikalarını desteklemeyi kabul etmiş durumdalar.

Tabii ki bir dönem barış hareketinin doğal bir parçası olan sendikal hareketin tabanında bu duruma karşı itirazlar, eleştiriler de var. Sendika yönetimlerinin hükümetlere bu konuda sorun çıkarmayan uyumlu, ılımlı tavırlarını Birinci Dünya Savaşı öncesinde sendikaların Alman İmparatorluğu’nun savaş politikalarını destekleyen “milli mutabakat” (Burgfrieden) politikasına benzeten sendikacılar da var. Örneğin binlerce sendikacı “Sen de hayır de! Savaşa, militarizme ve milli mutabakata karşı sendikacılar” girişimini destekliyor. Binlerce sendikacı “Silahlanma ve savaşa karşı sendikalar” başlıklı kampanyaya imzalarıyla katıldılar. Ancak bu girişimler sendika yönetimlerinin hükümetle uyumlu politikalarını etkileyecek düzeyde değil.

ETRAFTAN DOLAŞAN UYARI

Emekçileri “Kendini bizimle birlikte güçlü kıl!” ortak sloganıyla 1 Mayıs eylemlerine çağıran DGB, bu vesileyle merkez sağ çizgideki Hıristiyan Birlik partileri CDU ve CSU ile sosyal demokratların önümüzdeki günlerde yönetimi üstlenecek koalisyon hükümetini sosyal hakların kısıtlanmaması, kazanılmış hakların tırpanlanmaması konularında uyarıyor.

Bu uyarıları 1 Mayıs eylemlerinin gerçekleştirildiği meydanlarda da dile getirdiler. Ancak başında bir dönem SPD’de genel sekreterlik gibi üst düzey görevler üstlenen bir eski sendikacının yer aldığı DGB, bir yandan hükümeti uyarırken diğer yandan da koalisyon partilerinin üzerinde anlaştığı ortaklık sözleşmesine - ki işveren örgütlerinin hemen hemen tüm taleplerini yer aldığı yer aldığı bu sözleşme tam da bu kısıtlama ve tırpamlamaların ipuçlarını içeriyor - en küçük bir eleştiride bulunmuyor.

Almanya’yı önümüzdeki günlerde başlayacak yeni dönemde yönetmeye hazırlanan hükümetin işi kolay olacak. En azından sendikalardan yana ciddiye alınabilecek bir muhalefetle karşılaşmayacak.

Dahası son gelişmeler koalisyon hükümetinin sosyal demokrat kanadının da Friedrich Merz liderliğindeki merkez sağ kanadın işçi haklarını kısıtlayan, tırpanlayan politikalarına direnemeyip, bunları kabullenip ortaklığı sürdürmek zorunda kalacağına işaret ediyor.

AŞIRI SAĞ TEHLİKESİ

Son kamuoyu yoklamaları erken seçimden ikinci büyük parti olarak çıkan aşırı sağcı AfD’nin (Almanya için Alternatif) artık birinci durumdaki CDU-CSU’yla eş düzeyde, hatta bazı anketlere göre onların ilerisinde bile olduğunu gösteriyor. Merz’in koalisyonun bozulması durumda AfD’yle işbirliğine gitmeyeceğinin garantisi yok. Gerçi geçen gün istihbarat örgütü BfV (Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı) AfD’nin aşırı sağcı bir parti olduğunu resmen ilan etti. Ancak daha birkaç ay önce AfD’yle ortak oylamayı göze alan Merz, ülkeyi hükümetsiz bırakmamak için, arkasına ABD Başkanı Trump’ı da almış olan bu partiye uzun süre “hayır” diyemeyebilir. Sosyal demokratlar, meydanı aşırı sağcılara bırakmamak gerekçesiyle büyük olasılıkla Hıristiyan demokratların dayatmalarına karşı çıkarak, koalisyon hükümetini tehlikeye atmayacaklardır.