Şeriat çağrıları normalleştirilmeye çalışılırken
Laiklik, bu ülkede uzun zamandır teorik bir ilke değil, fiilen savunulması gereken bir hak haline getirildi. Bunun nedeni toplumun laiklikten vazgeçmesi değil; tam tersine, anayasal düzeni hedef alan söylem ve pratiklerin olağanlaştırılmaya çalışılmasıdır. Bugün yaşanan gerilim, bir değerler tartışmasından çok daha fazlası. Açık bir hukuk ihlaliyle karşı karşıyayız. Bugün yaşananlar bir fikir ayrılığı ya da kültürel gerilim değil; açık bir rejim meselesidir. Laik Cumhuriyet’i savunanlarla, onu ortadan kaldırmayı hedefleyenler arasındaki ayrım giderek daha görünür hale gelmekte.
Son dönemde yaşananlar bu açıdan ibretlik. İstanbul’da SOL Parti üyeleri, kamusal alana astıkları ve şeriata karşı laik, demokratik cumhuriyet talebini dile getiren bir pankart nedeniyle gözaltına alındı. Ardından savcılık, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” gibi son derece ağır ve bağlamından kopuk bir suçlamayla tutuklama talebinde bulundu. Mahkeme bu talebi kabul etmedi ama yurttaşları adli kontrol ve ev hapsiyle cezalandırdı. Henüz ortada bir suç yokken fiili bir cezalandırma mekanizması işletildi. Bu tablo tesadüf değil. Daha önce SOL Parti İstanbul İl Örgütü binasına yönelik yaşasın şeriat yazılı saldırı, Üsküdar’da asılan şeriat karşıtı pankarta dönük organize müdahale ve ardından gelen hedef göstermeler, laiklik talebinin bilinçli biçimde baskı altına alındığını gösteriyor.
Dikkat çekici olan ise; şeriat çağrıları fiilen korunurken buna karşı çıkanlar kolluk ve yargı eliyle susturulmaya çalışılıyor. Üstelik bu yalnızca sokakta ya da karanlık gruplar eliyle yürütülen bir süreç değil. Cumhurbaşkanı Baş Danışmanı unvanı taşıyan bir ismin sosyal medya üzerinden açıkça şeriat propagandası yapabilmesi, işin ulaştığı noktayı göstermesi bakımından çarpıcı. Anayasa’ya açıkça aykırı bu söylemler karşısında herhangi bir hukuki işlem yapılmazken laikliği savunanların kriminalize edilmesi, hukuk devletinin tersine çevrildiğini düşündürmektedir. Kolluk ve yargı, anayasal düzeni korumakla yükümlüyken bu yükümlülük tersine çevrilmekte; laiklik talebi bir güvenlik sorunu gibi ele alınmaktadır. Oysa laiklik, bu ülkede kamusal barışın asgari koşulu ve farklı inançların, inançsızlığın, farklı yaşam tarzlarının bir arada var olabilmesinin tek güvencesi.
∗∗∗
Oysa Anayasa son derece net. Laiklik, devletin değiştirilemez nitelikleri arasında ve şeriat çağrıları anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik siyasi faaliyettir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarında da bu husus defalarca vurgulanmıştır. Buna rağmen bugün, anayasal düzeni savunanlar suçlu muamelesi görmekte; anayasal düzeni hedef alanlar ise dokunulmazlık zırhıyla korunmaktadır.
Toplumun genelinin bu gidişattan memnun olduğu iddiası ise gerçeği yansıtmıyor. Sokakta, işte, okulda, gündelik hayatta karşılığı olmayan bir söylem, siyasal iktidar eliyle büyütülmeye çalışılıyor. İnsanlar geçim sıkıntısı, adalet duygusunun zedelenmesi ve güvencesizlikle boğuşurken, ülkenin Orta Çağ karanlığına sürüklenmesi fikri geniş kesimlerde ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Bu rahatsızlık belki şimdilik sessiz olabilir ama derindir. Şeriat söylemleri ise asla masum değil. Kadınların eşitliğini, çocukların özgürlüğünü, bilimin yol göstericiliğini, yurttaşın hak öznesi olmasını hedef alır. Bugün dünyaya bakıldığında, dinin devlet haline geldiği her yerde yoksulluk, şiddet ve baskı vardır. Laiklik karşıtı söylemler, yalnızca hukuku değil, toplumsal barışı da tehdit eder. İnancı devlet haline getirme çabası, farklılıkları bastıran, itirazı suç sayan bir düzeni beraberinde getirir. Yakın coğrafyamız bunun sayısız örneğiyle dolu. Halkımız bu tabloya razı değil. Şeriat çağrıları, laik cumhuriyetin kurucu ilkelerine karşı yürütülen organize bir siyasal faaliyet ve adı ne konursa konulsun suçtur. Bunu normalleştirmeye çalışmak, sıradan bir görüş gibi sunmak, hukuku eğip bükmekten başka bir şey değil. Bugün laiklik mücadelesi verenler, tarihin doğru yerinde durmaktadır. Hukuksuzluk geçicidir; anayasal düzeni hedef alan her girişim gibi bu da kalıcı olmayacaktır. Laiklik bu toplumun hafızasında, gündelik hayatında ve vicdanında yaşamaya devam etmektedir.
∗∗∗
Karanlık her zaman gürültülüdür ama kalıcı değildir. O yüzden yılgınlığa kapılmak için bir neden yok. SOL Parti’ye yönelik saldırılar, gözaltılar ve ev hapsi kararları bu mücadelenin haklılığını ortadan kaldırmaz; aksine, hukuksuzluğun bu denli görünür hale gelmesi, laikliğin neden vazgeçilmez olduğunu daha fazla insana hatırlatır.
Bu ülkede laiklik geçmişin hatırası değil, bugünün ve yarının zorunluluğudur. Onu hedef alan her girişim geçici çünkü toplumun gerçek ihtiyaçlarıyla uyumsuz.
Şeriat karanlıktır, laiklik ise hayatın kendisi. Bu kadar net.
Laik Cumhuriyet fikri bütün baskılara rağmen, hâlâ ayaktadır ve savunulmaktadır.


